Yeni değil, eski bir hikâyenin yeni perdesi
Bir siyasi hareketin kendi kurucu iradesini, kendi mahkemesini, kendi geçmişini terk ederek “yeni” bir kapı araması, aslında o hareketin en çaresiz anıdır. Dün TBMM CHP grup kürsüsünden yükselen “vakti gelmiş bir vedanın hüznü” cümlesi, tam da bu çaresizliğin edebî kılığa bürünmüş hâliydi.
Seksen küsur milletvekiliyle birlikte eski çatıyı terk edip yeni bir parti kurma kararı, hafızası olan hiç kimseye şaşırtıcı gelmemeli; çünkü bu sahne Türk siyasetinde daha önce defalarca oynandı.
Bu nedenle Türk siyasetinde "yeni" iddiasıyla ortaya çıkan her oluşumu değerlendirirken önce tabelaya değil, fikrine; kişilere değil, temsil ettiği siyasal geleneğe bakmak gerekir.
Cemil Meriç’in o muazzam tespitiyle "Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla."
Siyasi kamusumuzda (sözlüğümüzde) ise malum muhalefet zihniyetinin hafızası; millete tepeden bakmanın, toplumsal gerçekliğe yabancılaşmanın ve bitmek bilmeyen bir kimlik buhranının tarihidir.
Kamuoyuna Özgür Özel’in kendi liderliğinde kurulacağını ilan ettiği ve her ne kadar resmiyet kazanmasa da Tuncay Özkan gibi isimlerin adının karıştığı bu yeni parti girişimi, yalnızca güncel bir siyasi hamle değil; CHP’nin yaklaşık altmış yıllık bölünme kurgusunun yeni halkasıdır.
Çünkü bu siyasi çizginin tarihi incelendiğinde net bir şekilde görülecektir ki; bu yapı yalnızca iktidarla değil, kendi içinde de sürekli bir ontolojik kriz yaşamıştır.
Bu kriz zaman zaman liderlik savaşına, zaman zaman ideolojik kaosa, zaman zaman da "yeni parti" arayışlarına dönüşmüştür.
Ancak burada dikkat çekici olan ayrılıkların kendisi değil, kaçınılmaz hüsranla biten sonuçlarıdır.
Ana gövde sendromu ve tarihin çöplüğü
Türk siyasal hayatı, ana gövdeden ayrılarak "yeni bir merkez" oluşturma iddiasıyla yola çıkan pek çok iddialı girişime tanıklık etti.
Turhan Feyzioğlu’nun Güven Partisi, Kemal Satır’ın Cumhuriyetçi Partisi, İsmail Cem’in arkasına müthiş bir medya rüzgârı aldığı Yeni Türkiye Partisi, Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi, Muharrem İnce’nin Memleket Partisi…
Her biri büyük iddialarla doğdu.
Her biri "Artık eski siyaset bitti, yepyeni bir yol açıyoruz" söylemiyle yola çıktı.
Kimisi anketlerde dikkat çekici oranlara ulaştı, kimisi kısa süreli bir toplumsal heyecan oluşturdu.
Fakat hiçbiri Türk siyasetinin yeni ana ekseni olamadı.
Bu durum asla bir tesadüf değildir.
Siyasetin en temel gerçeklerinden biri;........
