NATO 3.0: Ankara masanın ev sahibi mi, yoksa mimarı mı?
Küresel jeopolitiğin fay hatları büyük bir hızla yeniden şekillenirken, 7-8 Temmuz’da Beştepe’de gerçekleşecek NATO Zirvesi, rutin taahhütlerin yinelendiği bir toplantının çok ötesinde. İttifak'ın 75 yılı aşan tarihine baktığımızda, geçirdiği güncellemelerin dünya düzenine nasıl ayna tuttuğunu çok net bir şekilde görüyoruz.
Soğuk Savaş’ın gergin günlerinde kurulan NATO 1.0, Sovyet tehdidini çevrelemeye odaklı klasik bir askerî pakt idi. Duvar yıkıldıktan sonra, Balkanlardan Afganistan’a uzanan kriz yönetimi ve küresel terörle mücadele konseptiyle NATO 2.0 sahneye çıktı. Şimdi ise Ankara’da toplanacak bu kritik zirve, yepyeni bir paradigmayı, NATO 3.0’ı resmîleştirmeye hazırlanıyor. Bu yeni evre, klasik sınır savunmasına ve Rusya tehdidine bir dönüş içeriyor.
Bu yeni 3.0 güncellemesinin arkasında Batılı başkentler için rahatsız edici bir gerçek var..! Washington'un elindeki kaynaklar, aynı anda Avrupa’da Rusya’yı ve Hint-Pasifik’te Çin’i dengelemeye yetmiyor. Haziran 2026 tarihli CSIS raporu bu durumu keskin bir tespitle dile getirmiş: Avrupa ve Hint-Pasifik güvenliği artık ayrılamaz iki cephedir. Zira Rusya’yı caydıramayan bir Batı'nın, Çin'i dengelemesi rasyonel bir beklenti değildir. Bunun stratejik sonucu, güvenlik inisiyatifinin Türkiye’ye geçmesidir. ABD, ana donanma gücünü sessizce ama kararlı bir biçimde Çin’e kaydırırken, Avrupa'yı Rusya karşısında ilk müdahale eden konumuna itiyor. Ancak Avrupa, bu güvenlik yükünü taşıyabilecek hem siyasi iradeye hem de yeterli savunma sanayisine sahip değil. Mühimmat üretimindeki kronik yetersizlikler, orduların küçülmüş yapısı ve kıta içi bitmek bilmeyen siyasi krizler, Avrupa'nın stratejik otonomi hayallerini rafa........
