İzin hakkı, kul hakkıdır: Hafta tatili yıllık iznin içine sığmaz!
Yıllardır çalışma hayatının labirentlerinde, mevzuatın derununda rehberlik eden bir dostunuz olarak bugün önüme düşen çok taze bir Yargıtay kararı, adaletin er ya da geç tecelli ettiğini gösteren âdeta bir ışık gibi parlıyor. Sosyal güvenlik ve iş hukuku dünyasında "Görünen köy kılavuz istemez" derler; ancak bazen en açık kurallar bile mahkeme kapılarında kördüğüme dönebiliyor.
9 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bu taze kararı, yıllık ücretli izin kullanırken yapılan çok büyük ve çok yaygın bir hataya âdeta "Dur!" diyor. Gelin, bir işçinin hakkını arama mücadelesini ve yerel mahkemeden Yargıtay’ın en üst kürsüsüne uzanan o ibretlik hukuki süreci adım adım, sade bir dille inceleyelim.
İŞÇİNİN FERYADI VE İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI
Hikâyemiz, bir işçinin İş Mahkemesinde açtığı dava ile başlıyor. Davacı işçi; davalı şirkette üç farklı dönemde, yıllarca emek verdiğini söylüyor. Haftanın 6 günü, günde 12 saat çalıştığını, bayram seyran demeden ter döktüğünü, iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini ve en önemlisi de kendisine hiç yıllık izin kullandırılmadığını iddia ediyor. İhbar tazminatından yıllık izin ücretine kadar tüm alacaklarının tahsilini istiyor.
Karşı tarafta ise işveren var. İşveren vekili ise ezberlenmiş savunmalardan birini yapıyor: "İşçi istifa etti, izin alacağı yoktur, her şey usulüne uygundur" diyerek davanın reddini talep ediyor.
YEREL MAHKEME NE KARAR VERDİ?
İş Mahkemesi dosyayı inceliyor. İşverenin "istifa etti" iddiasını soyut buluyor; çünkü ortada ne bir istifa dilekçesi var ne de haklı bir fesih delili. Buraya kadar adalet işliyor. Ancak sıra yıllık izin alacağına geldiğinde mahkeme büyük bir yanılgıya düşüyor.
Mahkeme diyor ki:........
