menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Afet kültürü’nü hayatımıza nasıl yerleştiririz?

8 0
04.01.2026

Doç. Dr. Ufuk Sözcü

“Afet kültürü” dediğimiz şey, toplumların afetleri algılama, onlara hazırlanma ve yaralarını sarma kapasitelerini şekillendiren hayati bir sosyal yapıdır. Afet kültürü denildiğinde aklımıza genellikle tatbikatlar veya ilk yardım eğitimleri gelir. Oysa eldeki veriler ve sosyolojik tanımlar bize çok daha fazlasını anlatıyor. Peki, daha dirençli bir toplum olmak için neler yapmalıyız?

Sosyal dayanıklılık, yalnızca yapıların sağlamlığına değil, bu yapılarda yaşayan fertlerin bilinç düzeyine, değerlerine ve davranış alışkanlıklarına dayanır.

Çoğumuz için “afet” kelimesi, korkutucu bir tabiat olayı ve ardından gelen kargaşayı çağrıştırır. Ekranlarda gördüğümüz yıkımlar, siren sesleri ve canhıraş kurtarma çalışmaları zihnimize kazınmıştır. Ancak, afetlerle baş etmenin yolu sadece o kriz anını yönetmekten geçmez. Asıl mesele, o an gelmeden önce, normal akışı içinde nasıl bir duruş sergilediğimizdir. İşte tam bu noktada, teknik terimlerin ve mühendislik hesaplarının ötesinde, çok daha derin ve insani bir kavram karşımıza çıkıyor: Afet kültürü.

Bugün, sadece afet ve acil durum çantasının (halk arasındaki yaygın ifadesiyle deprem çantasının) fermuarını kapatıp bir köşeye koymaktan bahsetmeyeceğiz. Bugün, bir toplumun genlerine, günlük alışkanlıklarına ve kurumsal hafızasına işlemesi gereken o “görünmez kalkanı” masaya yatıracağız.

Afet kültürü denildiğinde aklımıza genellikle tatbikatlar veya ilk yardım eğitimleri gelir. Oysa eldeki veriler ve sosyolojik tanımlar bize çok daha fazlasını anlatıyor. Afet kültürü, bir toplumun afetlere dair bilgilerini, değerlerini, inançlarını, pratiklerini ve kurumsal düzenlemelerini bütünleşik şekilde içeren devasa bir sosyal yapıdır. Bu, tek bir parçadan oluşmaz; aksine hayatın her alanına sızmış bir bütündür.

Bu yapı, ferdi düzeyde evimizde aldığımız basit bir tedbirden (örneğin bir ilk yardım çantası bulundurmaktan), toplumun tamamını ilgilendiren ritüellere (anma günleri gibi), devletin en üst kademesindeki politikalara ve hatta şehirlerimizin mimari dokusuna kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar. Yani afet kültürü, sadece bir “hazırlık listesi” değil; hatırlama ve unutma süreçlerimizi, riskleri nasıl algıladığımızı, öğrenme kapasitemizi sosyal olarak ne kadar dayanıklı olduğumuzu şekillendiren canlı bir organizmadır.

Bu kültürün oluşması ve yaşaması için bazı temel özelliklerin var olması gerekir. Öncelikle süreklilik ve aktarım şarttır. Bilgi ve pratikler, sadece kitaplarda yazılı kalmamalı; nesilden nesle, dededen toruna ya da toplumsal ağlarla aktarılmalıdır. Bir neslin edindiği acı tecrübe, sonraki nesle bir hayat dersi olarak miras kalmalıdır.

İkinci olarak, bu kültür çok düzeylidir. Ne devletten beklenen bir hizmet ne de sadece kişilerin omuzlarına yüklenen bir sorumluluktur. Bireysel, ailevi, sosyal ve kurumsal düzeylerde eşzamanlı olarak işler. Evde babanın, okulda öğretmenin, dükkanında esnafın aldığı tedbir ile belediyenin yaptığı denetim, aynı kültürün farklı yansımalarıdır.

Üçüncüsü, bu yapı dinamiktir. Donuk ve değişmez bir kurallar bütünü değildir. Yaşanan her yeni afet tecrübesi, bilimsel olarak elde edilen her yeni bilgi ve politikadaki her değişim, bu kültürü yeniden biçimlendirir. Toplum, her sarsıntıda kendini güncelleyen bir yazılım gibi olmalıdır.

Ve son olarak, normatif ve yapısal bileşenler bir aradadır. Yani işin içinde hem değerler ve inançlar gibi soyut normlar vardır hem de kanunlar, yönetmelikler ve kaynak tahsisi gibi somut, yapısal düzenlemeler bulunur. Birini yapıp diğerini eksik bırakmak, kültürün sakat kalmasına neden olur.

Peki, gelin bu kültürel yapının bileşenlerine biraz daha yakından bakalım.

Her şey risk algısı ve anlamlandırma ile başlar. Toplumlar riskleri çok farklı şekillerde algılar. Kimi toplumlar depremi, coğrafyanın kaçınılmaz bir gerçeği ve tabii bir olay olarak kabul ederken; kimileri bunu sadece ilahi bir ceza ya da insan kaynaklı hataların bir neticesi olarak yorumlayabilir. İşte bu ilk........

© Türkiye