Laiklik: Özgürlüğün güvencesi mi, yeni bir dogma mı?
Türkiye’de laiklik tartışmaları bitecek gibi görünmüyor. Laikliğe ilişkin bu tartışmalar, ne yazık ki, sağlıklı bir zeminde yürümüyor. Son olarak bazı sanatçı, yazar ve gazetecilerin yayımladığı laikliği korumaya yönelik çağrı yapan ortak bildiri de bu sorunun devam ettiğini gösteriyor(*). Bildiride laikliğin savunulduğu ifade edilmekle birlikte, metnin genel ruhu laikliği din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan bir ilke olarak değil, dinî görünürlüğü kamusal hayattan mümkün olduğunca dışlamayı hedefleyen katı bir ideolojik pozisyon olarak ele alma eğilimi taşıyor. Oysa bu yaklaşım, laikliğin tarihsel ve normatif anlamıyla ciddi biçimde çelişiyor.
Klasik liberal-demokratik anlayışta insanların hür ve eşit olması esastır. Bu çerçevede, laiklik, devletin dinler karşısında tarafsız olması, şu veya bu dine veya dinî yoruma karşı pozitif veya negatif bir ayrımcılık yapmaması demektir. Bu tarafsızlık ne bir dini dayatmayı ne de bir dini bastırmayı ihtiva eder. Laik devletin görevi, vatandaşların inançlı veya inançsız olma, o veya bu dine inanma ve takip etme bakımından tercihlerine eşit mesafede durmak ve herkesin din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle laiklik, özü itibarıyla, bir özgürlük rejimidir; bir baskı aracı değildir.
Ne var ki Türkiye’de laiklik tek parti........
