menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YENİ ORTAÇAĞ VE YENİPAPALAR

56 0
10.03.2026

Amerika’nın İran’ı kuşatmasından beri, küresel emperyalistler tarafından yönlendirilen gazete ve tv’lerde her gün, iki ülkenin savunma bütçeleri ve silah güçleri karşılaştırılıyor, aradaki çok büyük dengesizlik karşısında Rusya ile Çin’i de işin içine katarak onların güçleri de toplanıyor; gene de ortaya çıkan uçurum karşısında, İran’ın yenilmesinin kaçınılmaz olduğu kafalarımıza sokulmaya çalışılıyor…

Acaba gerçekten öyle mi olacak?

Norveçliler, herhangi bir sorunu çözemediklerinde, pes etmeden önce “bir de Mustafa Kemal gibi düşünelim” derler. Çünkü onlar, “Mustafa Kemal’in imkansızı mümkün kıldığını” öğrenmişler…

Gelin biz de bu sorunun yanıtını bulabilmek için Mustafa Kemal’e bakalım!..

Atatürk, Samsun’a gitmek üzere Bandırma Gemisi ile yola çıktığında, işgalci İngiliz askerleri Kızkulesi açıklarında gemiyi durdurup aradılar…

Arama bittikten sonra Mustafa Kemal kaptana, “ne aradıklarını” sordu…

Kaptanın, “efendim, silah ve cephane arıyorlarmış” yanıtı üzerine, bugün İran önlerindeki Amerikan gemileri gibi, Dolmabahçe önlerinde demirli bulunan düşman zırhlılarını göstererek dedi ki:

“Bu sersem adamlar işte böyle… Yalnız demire, çeliğe ve silah gücüne dayanırlar. Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler. Biz silah ve cephane değil, bağımsızlık ruhu, ülkü ve inanç dolu kafa götürüyoruz.”

Ethem Bey zenginlerden haraç alan, bu arada halkı da soyan bir çete reisi idi. Yunan işgali başlayınca, işgalcilerin kendilerine de yaşam hakkı tanımayacağını anlayan, Demirci Mehmet Efe vd. çeteler gibi Ethem de direnişe katılmaya başladı. Henüz ‘Düzenli Ordu’ oluşturamamış Ankara Hükümeti, Padişah’ın kışkırtmasıyla çıkan iç isyanları bastırmak için bu çetelerden yararlanmaya çalıştı. Bunlar hukuk/ yasa tanımaksızın çok sert ve acımasız davrandıkları, adeta önlerine çıkanı astıkları için isyanları kolayca bastırıyor ama bu arada halka da zulmediyor, ziynetlerine, mallarına el koyuyor ve getirip kentlerde satıyor; böylece daha da güçleniyorlardı.

İşte Yozgat isyanını bu şekilde bastırdıktan sonra Ankara’ya dönen Ethem Beyi, Atatürk ve İsmet Paşa istasyonda karşılar, birliklerini denetlerler.

Gerisini İnönü anılarında şöyle anlatıyor:

“Oradan ayrılırken Atatürk’e sordum: ‘Her biri tepeden tırnağa silahlı. Bunun kendilerine verdiği güven ve büyüklük duygusu ile herkese tepeden bakıyorlar. Bugün memlekete hakim olan kimdir? Bunlar mı, biz miyiz?’

Atatürk: ‘Biziz, çünkü akıl bizdedir” dedi…

O halde bağımsızlık ruhu, ülkü ve inanç dolu kafanın içinde akıl da olmalı.

Aklın işe yaraması için bilgi ve bilimle donatılmış olması gerektiğini de gene Atatürk İfade etmiştir.

Gerçekten Atatürk Samsun’a çıktığında, silahı, cephanesi, parası, ordusu vb. hiçbir şeyi olmadığı gibi ardında bir devlet de yoktu. Tersine, başında........

© Turkish Forum