menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CUMA HUTBELERİ CUMA NAMAZINDAN SONRA OKUNABİLİR Mİ?

24 0
27.02.2026

Sosyal medya arkadaşlarımdan emekli kadın öğretmen, Cuma Namazı vakti sürekli gittiği bir alışveriş merkezinde, satıcının Cuma Namazı için camiye gideceğinden bahisle satış yapmadığını söylediğini ve satıcıyla tartıştığını söylemiş bir başka arkadaşım da kendisine “Cuma salası verildikten sonra cuma namazı bitene kadar alışverişin haram olduğuna dair bir görüşte var” şeklinde cevap vermiş.

Aklımın erdiği ölçüde ve becerebildiğim kadarıyla bu arkadaşlarımı ve meraklılarını aydınlatmak isterim. Daha doğrusu bu konudaki kendi görüşümü okuyucularımla baylaşmak isterim.

Öncelikle Diyanetin bu konudaki görüşünü paylaşalım ki; sorun önemli bir kısmı kendiliğinden ortadan kalkmış olsun.

DİB, 2017 yılında konuya ilişkin olarak verdiği bir fetvada: “Cuma namazı, akıllı, ergenlik çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukîm (misafir olmayan) erkeklere farzdır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Hz. Peygamber (s.a.s.), ‘Cemaatle cuma namazı kılmak, her Müslüman’a farzdır. Ancak köle, kadın, çocuk ve hastaya farz değildir.”’ (Ebû Dâvûd, Salât, 214 [1067]) buyurmuştur. Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar bütün âlimler, cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/62; Nevevî, el-Mecmû‘, 4/483-484; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/250)”(1)

Bu demektir ki; kadınların çalışma hayatına daha çok katılmasıyla, erkeklerin Cuma saatinde yaşadıkları sorun kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır.

Ayrıca fetvadan anlaşılacağı üzere; Cuma Namazı hür insanlara farzdır. Peki, günümüz insanı ne kadar hürdür. Bana kalırsa; modern ekonomilerde, insanlar aslında bir anlamda esaret hayatı yaşamaktadırlar. İşlerinin esiri olmuşlardır. Ayrıca hastane, eczane, karakol gibi insan hayatı ve kamu güvenliği için çok önemli stratejik kurumlar vardır. Buraların sürekli açık olması gerekir. Bir yerleşim yerinde bu stratejik kurumlardan sadece bir tane varsa ve o kurumdaki o iş sadece erkeklere özgü ise orada o işi yapan erkek çalışan da özgür değildir.

Ayrıca gerek resmi olsun, gerekse özel işyeri olsun işveren durumundaki otorite, işlerin aksayacağından ve ekonomik kayba uğrayaçağından bahisle eğer çalıştırdığı işçilerine Cuma namazı için işyerinden ayrılmalarına izin vermiyorsa ve çalışanlar, kendilerini ve ailelerini geçindirmek için başka iş de bulacak durumda değilseler o çalışanlar da hür değildir ve onlara da Cuma Namazı farz değildir.

Bütün bu durumları dikkate alan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’e kalırsa; Türkiye’de Cuma namazı farz bile değildir. Bu konuda Türkiye’de Cuma namazı farz değil midir” şeklinde sorulan bir soruya şu cevabı vermiştir Öztürk, “Evet değildir. Birçok İslam ülkesinde değildir. Orada derin anlamlar vardır. Cuma namazı cemaatle kılınan bir namazdır. O cemaatin vücut bulması, o cemaatin o namazı kılmak için toplandığı mekânın hassasiyetleri önemlidir. Fıkıhtan dikkate alındığı zaman bu dediğim doğrulanır”(2)

Elbette biz, Yaşar Nuri Öztürk seviyesinde, Türkiye’de Cuma namazının farz olup olmadığı konusunda hüküm verecek seviyede bir âlim değiliz. Biz sadece, farz olduğu genel kabulünden hareketle ve bu farz daha kolay nasıl yerine getirilebilir sorusuna cevap kabilinden kendi görüşümüzü dile getiriyoruz.

Kur’an’da Cuma Suresinin 9-10. Ayetlerinde “Ey iman edenler. Cuma günü namaz için çağrıldığınızda Allah’ı zikre koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” denilmektedir.

“Alışverişi bırakın” dan maksadın, sadece ticari faaliyetleri değil, Cuma namazı dışında kalan hür türlü faaliyeti kapsadığı açıktır. Ayetin indirildiği zamanda temel geçim kaynağı ticaret olduğu için öyle denilmiştir. Yani burada herhangi bir tartışma yoktur.

Bize göre, buradaki tek sınırlama veya ön şart; fert ve toplum hayatı için stratejik olan, kısa süreli de olsa terk edildiğinde Müslümanların hayatını tehlikeye atacak işlerdir. Yani mesela Hastane, eczane, karakol, sınır bekçiliği, savunma tesisleri gibi yerlerde çalışanlar ya da toplumun her an ihtiyaç duyacağı ve sadece erkeklere özgü işlerde çalışan ve kısa süreli de olsa o işi bıraktıklarında çeşitli sorunlara sebep olacak erkekler dışında kalan ve Cuma namazı kendilerine farz olan Müslüman erkekler Cuma Namazı için yaptıkları işi bırakmak zorundadırlar.

Peki, Cuma günü namaz için yapılan çağrı hangi çağrıdır? Yani taşıdıkları nitelikler itibarıyla üzerine Cuma namazı kılmak farz olan Müslüman erkek, ne zaman Allah’ı zikre koşmalı, yani Cuma Namazı’nın kılındığı mekâna gitmelidir?Bu koşma işi sosyal medya arkadaşımızın dediği gibi Cuma için SALÂ verilince mi olmalıdır?Elbette hayır?Bu koşma eylemi salâ verilir verilmez değil, namaz vaktinin girdiğini haber veren ezan okunduktan sonra yapılacak bir eylemdir.Peki, Cuma Namazı’nın vakti hangi ezan ile belli olur?Cuma namazı kılanlar bilirler ki; Cuma Günü, bu ülkede önce salâ verilir, yaklaşık bir saat sonra ezan okunur, yetinilmez bir de imam hutbe için minbere çıktıktan sonra cami içinde ezan okunur.Cuma namazının vakti, işte cami içinde okunan ikinci ezanın okunduğu vakittir.

Cuma Suresi’nin tefsirini yaparken Diyanet şu bilgileri vermektedir:

“Hz. Peygamber ve ilk iki halife zamanında sadece, imam hutbe için minbere çıktığında ezan okunuyordu; üçüncü halife Hz. Osman cuma vaktinin geldiğini haber vermek üzere bir de dış tarafta ezan okutmaya başladı ve bu bütün sahâbîler tarafından uygun görüldü; bu konuda sahâbe icmâı meydana geldi. Bu uygulama öncesinde âyette sözü edilen ve başka işleri terketmeyi gerektiren çağrının ülkemizde ‘iç ezan’ diye bilinen ezan olduğunda şüphe bulunmamakla beraber, bir kısım fakihler Hz. Osman zamanında başlatılan ezanın da icmâ ile sâbit olması ve cuma namazına çağrı niteliği taşıması sebebiyle anılan yasağın artık dış ezanla birlikte başladığını savunmuşlardır.”(3)

Demek ki neymiş?Hutbe okumak için hatip minbere çıktıktan sonra okunan iç ezanla birlikte Cuma namazının vakti girmiştir ve bu ezandan sonra camiye giren Müslüman, Kur’an’ın “camiye koşun” emrini yerine getirmiş olacaktır.

Üstelik Cuma Namazı sadece iki rekâttır. Cuma Namazı kılındığı takdirde Öğle namazına gerek olmadığı ve İslam peygamberinin de böyle yaptığı bilindiği halde işin içine “Zühri Ahir” adı altında öğle namazını da ekleyerek “Cuma Namazı 10 rekâttır, 16 rekâttır” demek, Müslümanları kandırmak olmasa da onları zahmete sokmak anlamına gelmektedir. Onların vaktini gereksiz yere israf etmek anlamına gelmektedir.

Bir Müslüman, Cuma Günü iç ezan okunduktan sonra camiye girerse, Kur’an’ın “Allah’ı zikir için Koşun” emrini yerine getirmiş olur ki; bu durumda eğer Hutbeyi de dinlemek istemiyorsa, iktidarların resmi duyurusu sadedinde olan ve çoğu kere yanlı politik bilgiler de içeren hutbeyi de dinlemekten kurtulmuş olur.

Ancak gelin görün ki; İslam uleması, hutbenin Cumanın Edâ şartlarından olduğu yönünde kanaat oluşturmuştur. Yetmemiş, hutbenin iki rekâtlık Cuma Namazı’ndan önce okunmasını da şart koşmuşlardır!(Üstelik Peygamberin “Namazı benim kıldığım gibi kılın” hadisine aykırı olarak! Oysa, hiç kimse Peygamberin kıldığı şeklin dışında ve sayısında ne namaz kılabilir ne de başka bir ibadet ihdas edip, Müslümanlara dayatabilir.)

Yani böyle olsa bile, Cuma namazı en fazla yarım saat sürer.Elbette hutbeyi abur cubur hurafe türü rivayetlerden arındırarak kısa tutar veya vaaz kısmını çıkarır sadece dua kısmını okursanız Cuma Namazı en fazla 10-15 dakika sürer.E zaten bir saat önceden salâ vererek Cuma saati gelinceye kadar bir saat boyunca cemaatin kafasını ütülüyorsun hocam, bir de minberde hutbe adı altında uzun uzun nutuk atmaya, çoğu kere vaazda yaptığın konuşmayı tekrarlamaya ne gerek var!

Esasen, Cuma günleri öğle vakti, hatta bazen Perşembeyi Cuma’ya bağlayan geceden salâ verme geleneği sanırım sadece Türkiye’ye has bir gelenektir. Başka ülkelerde, mesela Arabistan’da yok böyle bir uygulama. En azından ben şahit olmadım.

İşin bir başka tarafı da hutbenin iki rekâtlık Cuma namazından önce mi sonra mı okunması gerektiği şeklinde fısıltı ile yapılan bir tartışma vardır Müslümanlar arasında. Bir iddiaya göre; Hz. Peygamber, hutbeyi iki rekatlık Cuma namazı sonrasına bırakır, böylece Cuma namazını kısa tutardı. Ancak despot Emevi yönetimi, hutbeleri resmi devlet buyruklarının ve hükümet düzenlemelerinin halka ulaştırılması için bir vesile yaptılar, bu duyuru ve buyrukları daha çok kişinin duyup kulağına küpe yapmalarını sağlamak için de hutbeyi namaz öncesine aldılar. Öyle ya, namazı kılıp hemen dışarı çıkan Müslümanlar, hutbeyi dinleyemiyor ve hükümetin düzenlemelerini ve uyarılarını öğrenemiyorlardı. Bu konudaki iddia kabaca ve özet olarak böyle.

Dr. Abdullah Benli isimli akademisyen, Kur’ an Mesajı isimli derginin Nisan 1998 tarihli 6. sayısının 17-40. sayfalarında Uludağ Ü. İlahiyat Fakültesinden İslam Hukukçusu (Fıkıh alimi) Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz’un konuya ilişkin görüşünü şöyle aktarmış:

“Cuma hutbesinin Hz. Peygamber ve Hulefa-i Raşidin dönemlerinde Cuma namazından sonra okunduğunu, bu uygulamanın Emeviler tarafından değiştirilerek öne alındığını, bu dönemde yaşayan ve daha sonra gelen fakihlerin o günkü siyasal şartların etkisinde kalarak, Sünnet’ e aykırı olan bu uygulamaya baskı neticesinde ses çıkarmadıkları gibi, kendi fıkıhlarında da buna yer verdiklerini, böylece ibadetin sıralamasını değiştiren söz konusu yanlış uygulamanın tarih içinde gelenekleştiği ve bu geleneğin İslam’ın yerini aldığını(!) iddia etmektedir”(4)

Yunus Vehbi Yavuz, bu konuda yalnız da değildir. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de aynı düşünceye sahiptir. Üstelik o, Cuma Namazı’nın iki rekat olduğunu da söyler(5)…Netice olarak diyelim ki; e sen vaaz dinleyeceğim, hutbe dinleyeceğim diye camide fazla vakit harcarsan o zaman dükkân açmayacaksın Müslüman. Camiye hutbeden sonra git veya iddialara göre; hutbenin namaz öncesine alınması şeklindeki Emevi düzenlemesini değiştir. Abuk sabuk konularda hazırlanan hutbeleri namazın arkasına al ki; cemaati sıkma, ekonomik hayatı ve kamu hizmetlerini aksatma. Hutbe adı altında halkı dinlemeye mecbur ettiğin Resmi bildirileri, başka yollarla duyur Müslümanlara. Hangi devirde yaşıyorsun? Emevi despotizminin 1300 sene önce yaptığı ibadet düzenlemelerine uymak zorunda mısın?

Yoksa “Hz.” sıfatıyla ve “R.A” duasıyla anmaktan çekinmediğin Muaviye’nin ve oğlu Yezit’in kıyamette hesap sormasından mı korkuyorsun…

Ömer Sağlam__________1-https://kurul.diyanet.gov.tr/soru/kadinlarin-cuma-namazi-kilmalari-zorunlu-mudur/0193c42d-5b11-730d-18d4-2d843cfbf7d7 %20y%C3%BCk%C3%BCml%C3%BC%20de%C4%9Fildirler.2-https://www.ensonhaber.com/gundem/ozturkten-niye-cumaya-gitmiyorsunuz-sorusuna-cevap-2013-01-053- https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Cuma-suresi/5186/9-11-ayet-tefsiri4- Yunus Vehbi Yavuz’un “Fıkıh-Kur’an Karşılaştırması” başlıklı makalesinden aktaran Dr. Abdullah BENLİ “-Cuma Hutbesinin Öne Alınması- İddiası Üzerine” başlıklı makalesi, https://isamveri.org/pdfdrg/D01929/1999_16-17-18/1999_16-17-18_BENLIA.pdf5-Bkz.https://www.youtube.com/shorts/KZLx7XC

https://www.youtube.com/watch?v=2rSiv0XV6qsiv0XV6qs


© Turkish Forum