menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çizmemdeki çamur, kalemimdeki mürekkep

28 0
10.03.2026

Neyzen Tevfik, “Bazı insanları sebepsiz seversin, bazılarına bin sebep arar yine sevemezsin,” demiş. 

Yazılarımı şimdiye kadar neden güvenle ve inanarak okudunuz biliyor musunuz? Çünkü ben bir çiftçi çocuğuyum. Annem hem ev hanımı hem de bir üretici; biz dört kardeşiz ve ailenin tek erkek çocuğuyum. Hayatım boyunca tarladan ayağımı, çiftçiden kulağımı, mahsulün yetiştiği o topraktan da gözlerimi hiç ayırmadım.

Bu yaşıma kadar alışveriş yapmadan önce mutlaka pazarı bir tur dolaşırım. Mevsimine göre en taze ve en ucuz sebze-meyveyi ararım; hâlâ da öyle. Buradan bir tavsiye vereyim: Pazara çıkmayan, sahada ter dökmeyen, çiftçinin derdinden bihaber olan “tarım yazarının” ne politikasını ne de kitabını ciddiye almayın.

Siz gidin roman okuyun, gerçek tarım hikâyelerini okuyun. Evrene mesaj gönderip, yoga yaparak başarıya ulaşılacağını iddia eden o “spiritüel” tariflere binlerce lira döküp kendinizi kandırmayın. Bir yanda emeklilik dilekçesini verip “Yoga yapıyorum, çok mutluyum, siz de yapın,” diyenler var; diğer yanda ise kırk yıllık çiftçi amcamın sesi yankılanıyor: “Çocukları zor okutuyorum, köyde zor tutuyorum. Ben de yogaya başlasam karnımız doyar mı?”

İnsanlarla ya da “evrenle” dalga geçiyorsam, bu öğretilere inanmadığımdan değil; ülkemin insanını ve gerçeklerini çok iyi bildiğimdendir.

Düşünsenize; hayatınızda politikacı, bakan, bürokrat, miras, torpil ya da “dayı” olmadığını... Böylesi daha huzurlu olmaz mıydı?

Dünyaya hiçbir şeye sahip olmadan geliriz; sonra toprakla, traktörle, biçerdöverle ve........

© Türkgün