Namık Kemal'den Hasan Tahsin'e...
Bazı şeyler geride bırakılmaz! İnsanı ömür boyu takip eder. Dahası yakasına yapışır! Aynaya bakarcasına yüzleştirir gerçeklerle... Burnundan kıl aldırmayanlar, sütten çıkmış ak kaşık zannedenler diledikleri kadar mesleki anılarını ballandırarak anlatsalar da yaşadıkları devirdeki günahların ortakları olmaktan kurtulamayacaklar. İşin tuhaf tarafı bazı meslek örgütlerince ödüle layık bulunacak, protokol icabı ölüm günlerinde anılacaklar. "Tanrı anma günlerinin riyakarlığından korusun" duasına katılırım. Belki de bu yüzden anma günleri protokollerinden uzak dururum.
Sevgili Dostlar;
Geçtiğimiz yazıda Namık Kemal'in ünlü "Vatan yahut Silistre" eserini hatırlatmıştım. Bugün "Vatan yahut Silivri"yi ele almayı tasarlıyordum. 15 aylık ilk tutukluluğunun 13 ayını tek başına hücrede geçiren " Müyesser Yıldız" içerdeki düşüncelerini "Vatan yahut Silivri" kitabında toplamıştı. O içeride yatarken simit yiyememiştim. Hikayesi uzun...
Yeni nesil gazetecilerin tanrısı "Hazreti Google." Arşiv taraması yerine işin kolayına kaçıyorlar. Hocaları, ustaları, şefleri, müdürleri "İnternete ne yüklenirse onu görürsünüz. Zahmet buyurup arşive girin" demiyorlar. Dijitale dönen gazetecilikte bazı meslektaşlarımız "Zamanla yarışma" adına gazeteci adaylarına da kötü örnek oluyor. Ne yazık ki "Kenan Evren"i ressam zanneden" bir kitle var. "Deniz Gezmiş" futbolcu" olarak hatırlayanlar da... Ve elbette "Mars"a duble yol yaptık desek inanacak kitlemiz var" diyen damat da geçer akçe...
Adından başka "Milli yanı kalmamış" eğitim........
© Toplumsal
