menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KIRKAĞAÇ (MANİSA) GEZİ NOTLARI

33 0
26.03.2026

KIRKAĞAÇ (MANİSA) GEZİ NOTLARI

(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Saygılarımla. Dr.SSİ)

İnsan yaşadığı şehrin etrafındaki yerleri, şehirleri iyi kötü bilir veya aşinadır diyebiliriz. Bu yerlerden bazıları sık kullanılan yol güzergâhında değilse, ancak oraya vesile olduğunda gidilir. Orayı gördüğünüzde ise, bu kadar yakın bir beldeyi ne kadar az biliyormuşum diye de hayıflanırsınız. İşte böyle bir vesile oldu ve sözünü ettiğim duyguları bir şekilde yaşadım.

Kırkağaç’tan söz ediyorum. Manisa merkeze 80 km mesafede, İstanbul yolu üzerinde, Soma’ya ve Akhisar’a çok yakın bir şehir. Bizde lise tür adları sık sayılacak şekilde değişir. Düz klasik lise, Anadolu lisesi olur; sonra Proje Anadolu lisesi olur, bazen de Fen lisesi. Gittiğimiz yer de işte böyle, bir proje lisesi. Adı; Kırkağaç Eczacı Engin Ümmetoğlu Anadolu Lisesi. Bu tür liseler sınavla öğrenci alıyor, yatılı öğrencileri de var ve belirli sürelerde projeler hazırlayıp gerçekleştirmeleri ve bunları da raporlamaları gerekiyormuş. İlk mezunu gelecek yıl vereceklermiş. Lisedeki edebiyat öğretmeni ve on kadar öğrencinin planlama, hazırlık ve uygulamasına katıldıkları bir proje ile Türkçe hakkında bir akademisyen davet etmek isterler okullarına. Zincirleme bir araştırma ile eşime ulaşırlar. O da kabul eder. Bana da gelir misin diye sorduğunda, “stajyer bir emekli” olarak, Ramazan bereketi düşüncesiyle kabul ettim. 

Bunlar tabii ki kısa bir süre önce oldu ve 6 Mart 2026 günü 11.00'de yola çıktık. Toplantı saati 14.00. Akhisar üzerinden “yolbul”u da kullanarak kolayca vardık. Okula doğru giderken yol kenarları yeşillik, özellikle askerî birliğin olduğu bölge civarı böyle. Okulun bahçe kapısını nöbetçi öğrenciler açıyor ve öğretmenlerine haber veriyorlar. Onların öngördüğünden daha önce gelmişiz. Bizi okul müdürü Cemil Aksoy bey karşılıyor. ODTÜ mezunu, alanı İngilizce ve yaklaşık on yıldır bölgede çalışıyor. Memleketi Balıkesir imiş; yakın yani. Biraz sohbet ediyoruz. Şehir, okul ve öğrenciler hakkında konuşuyoruz. Şehir nüfusu 27 bin, kırsalla birlikte 38 bin civarında. Şehirde Balkan göçmenleri, köylerden gelenler ve diğer iç göçler kültürel yapıyı harmanlamış. Ancak şehirden özellikle Akhisar’a çok göç var, öğrenci sayısı az diyor, müdür bey. Akhisar’da zeytincilik ve buna bağlı sanayi canlı. Biri zeytincilik ihtisas olmak üzere iki organize sanayi bölgesi var. Verimli toprakları olduğu halde yine de göç. İlginç. Tabii ki sebepsiz değil.

KIRKAĞAÇ NASIL BİR YER

Kırkağaç ziraata elverişli düz bir alanda kurulu, arkasında kuzey güney istikametinde Yunt dağlarının batıya doğru başladığı yerde kurulu tarihî  bir şehir. Dağın yer yer bölgesel, farklı adları da var. Çam ormanı ile kaplı. Yunt “at, at sürüsü, yılkı/yabani at” anlamında Türkçe bir kelime. Bu dağlar Manisa’nın kuzeyinde Gediz ovası kıyısına, Bergama’ya kadar uzanan dağ silsilesidir. Kırkağaç kavunu çok ünlüdür. Kalın kabuklu olduğu için çok uzun süre dayanıyor. Sadece iple bir yere asmanız gerekir. Yere konulduğunda kendi ağırlığıyla, yere temas eden taraftan kavun bozuluyor. Zaman darlığı nedeniyle Karaosmanoğlu, Sarı Hoca camilerini göremedik. Şehrin merkezi bir yerinde dev bir Kırkağaç kavunu heykeli var.

Şehir merkezinde 8 bin civarında roman vatandaş yaşıyormuş. Bilmediğim, duymadığım ve ilgimi çeken bir konu. Şehirdeki Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesinde [1] (1923-1925) boşalan yerler, eski evler bir zamanlar çok ucuz imiş. O dönemden kalma bu ucuz evleri satın alarak Türkiye’nin birçok yerinden buraya gelmiş bu vatandaşlarımız. Şimdi hemen hepsi hurdacılık, geri dönüşüm ile uğraşıyorlar. Türkiye’nin her yerine gidip, hurda topluyor veya satın alıyorlar. O nedenle bu tür biriktirme, ayıklama ve işleme alanları görüyoruz gün içinde. Ülke iktisadına büyük katkı.

KÜTÜPHANE VE SEZER AYDEMİR

Toplantı saatine iki saat olduğu için önce müdür beyin odasına çıkıyoruz. Az sonra edebiyat öğretmeni Ahmet Cahit Hepağlar bey de geliyor. Kısa bir sohbetten sonra toplantı saatine kadarki süre ile ilgili planlama yapılıyor. Size okulumuzu gezdireyim diyor müdür bey. Binanın zemin katının sağ tarafı ilçe halk eğitime tahsisli. Soldaki merdivenle üst kata çıkıyoruz. Önce kütüphane. Oldukça zengin. Öğrenciler buradan iyi faydalanıyorlar mı sözüme, müdür bey ve kütüphane sorumlusu öğretmen “evet” diye cevap veriyorlar. Seviniyoruz. Kütüphane girişinde bir şehit askerimizin resmi, adı ve kısa hayat hikâyesi olan bir levha dikkatimizi çekiyor. Şehit Jandarma Uz. Çavuş Sezer Aydemir. Aslen Elazığlı. Kırkağaç’ta askerlik yapmış. Keskin nişancı eğitimli. 2015, Mardin Derik’te “Kanton çılgınlığı” “Hendek- Barikat” olaylarında şehit olur. Vatan size minnettardır, minnettarız diyoruz. Sonra üç sınıfa giriyoruz. Eşim öğrencilerle sohbet ediyor, karşılıklı soru ve cevaplar ile tanışıyoruz. Müdür beyin orada söylediği ve sonra birkaç kez söylediği “Okulumuza ilk defa iki profesör geldi” ifadelerinden biraz mahcubiyet duyuyoruz. Ama günün sonunda, çocukların eğitim hayatlarında bu günün unutamayacakları bir gün olduğunu, hem müdür bey hem de edebiyat öğretmeni arkadaş ifade ettiler. Hepsi öğleden sonra Kültür Merkezindeki toplantıya geleceklermiş. Ben de hepinize güzel kitaplar getirdik diyorum, ilgilerini artırmak için.

Kültür merkezi şehrin merkezinde olduğu için o zamana kadar şehrin merkezini görelim diyoruz. Şehrin sokakları klasik Anadolu şehirleri gibi dar. Bir veya iki katlı evlerin olduğu sokaklar olduğu gibi, ülkenin her yerinde bolca gördüğümüz sevimsiz, zevksiz apartmanlarla da karşılaşıyoruz. Çok sayıda, birçoğunda insanın yaşamadığı tarihî denebilecek eski ev dikkatimizi çekiyor. Bazılarını şahıslar onarmış. Ama sahipsiz denebilecek kötü halde yapı epeyce fazla. Bunlar şimdi bile onarılıp kullanılır hale getirilse, burası daha çekici bir şehir olur diyoruz. Müdür bey sizi Çiftehanlar camisine götüreyim. Mimarisi ile özellikle de iç süslemeleri ile farklı bir camidir, diyor. Yürüdüğümüz yolun ucunda fazla yüksek olmayan minaresi, etrafı açık, orta yerde duruyor gibi.  Yaklaşıyoruz. Cami gerçekten hem mimarisi hem de süslemeleriyle 19. yüzyıl Türk Sanatının ilgi çekici örneklerinden biri. Yapının kuzey kapısı üzerindeki kitabesinde, bir yangın sonucu yıkılan caminin yerine Hicri 1281 /Miladi 1864 yılında Küçük Ağazade Mustafa tarafından Mimar Çelebi Ali'ye yeniden inşa ettirilmiştir, yazılı. İlçenin eski yerleşim dokusu içinde yer alan cami, adını çevresinde eskiden var olan, iki handan (çifte hanlar) almış. O dönemde Kırkağaç, İzmir–Balıkesir ticaret yolu üzerinde olduğu için kervanların uğradığı bir yermiş.

AĞAÇLAR VE MANİSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

Caminin bahçesinde 6-7 tane binadan daha yüksek çam ağaçları var. Bana 2023 İran gezimizde, hemen bütün tarihî yapıların avlu ve bahçelerindeki devasa çam ağaçlarını hatırlattı. O kurak ve sıcak coğrafyada bu ağaçlar neden tercih edilmiş diye de sormuştum. Sonra da öğrendim ki çam ağacı fazla su istemez, hatta sevmezmiş. Bu nedenledir ki, “Çimlendireceğiniz alana çam; çam dikeceğiniz alana da çim ekilmezmiş.” Biri suyu sever, öbürü sevmez. Neyse… Caminin çatısı kırmızı kiremitli. Kapının önünde iki büyük sütunun üzerinde kavisli bir revak var. Onun da üstünde, üçgen şeklinde çıkıntılı saçağın altındaki kapıdan camiye giriliyor. Doğaya ve fıtrata uygun olarak bina, ağaçlardan daha alçak. Dolayısıyla binanın etrafındaki çam ağaçları hem yeşilliği hem de boyları ile binayı daha güzel hale getiriyor. Alt dalları muhtemelen geçmişte budanmış.

GÜNAHSIZ ÇINAR AĞAÇLARI/GÖRDES

Manisa Büyükşehir belediyesinin sorumlu olduğu Manisa merkezdeki bazı alanlarda ve daha dün(14.03.2026) de Gördes’te gördüğüm, yine Manisa büyükşehir sorumluluğundaki şehrin tam merkezdeki güzelim çınar ağaçlarını birer kütük haline getiren vahşi budamalar gibi değildi buradakiler. Daha insaflıydı. Manisa Büyükşehir belediyesi Kent Estetiğine bakan, daha doğrusu ağaç ve yeşil alanlardan sorumlu mühendis, idareci ve görevlilerin Salihli garını, Askerlik şubesini ziyaret etmesini çok isterim. Bunları maalesef üzülerek yazıyorum.

ÇİFTEHANLAR CAMİSİNİN İÇİ İLGİNÇ VE GÜZEL

Cami, kareye yakın dikdörtgen şeklinde. Doğu ve batı tarafında da birer kapısı var. Osmanlı döneminin Ege bölgesindeki bazı kasaba camilerinde görülen sade, fakat zarif özellikleri taşıyor. İç mekân ahşap ve duvarlardaki kalem işi resim ve süslemelerle dikkat çekiyor. Caminin tabanı mavi bir halı ile kaplı. Mihrabın etrafı beyaz ve limonküfü yeşil ile çizilmiş ve boyanmış, kabartma bitki ve çiçek motifleri ile çevrili. Mihrap alanı, koyu ve açık kahverenginin hâkim olduğu perde şeklinde desenlerle süslenmiş. Mihrabın iki kenarının yarımşar metre dışına duvarda kabartma şeklinde işlenmiş iki gotik sütun, yine aynı yeşil tonla boyalı. Sütun başları beyaz zemine koyu kahverengi hatlar şeklinde niş görüntüsü verilmiş. Mihrap da benzer renklerle boyalı, oldukça zarif ahşaptan yapılmış. Basamakları çıkıp, köşk (şerefe) adı verilen bölümün üzerini örten külah çatının da üzerinde en tepede alemi var. Bu alem günümüzde genellikle hilal veya ay-yıldız bulunurken, burada bir lale motifi bulunuyor. Lale, Arap alfabesi ile yazılan Allah kelimesine çok benzer. Bu nedenle lale resmi Allah’ın remzi, sembolü kabul edilir. Gül ise Hz. Peygamberin remzidir, sembolüdür.   

Kare şeklindeki ahşap tavanın ortasına yuvarlak zemine sekiz tane kalem işi kahverengi, beyaz, siyah ve yeşilin hâkim olduğu kapı resimleri çizilmiş. Bunlar, Cennetin sekiz kapısını temsil edermiş.  Tavanın ortasında çoğu zaman “göbek” adı verilen rozetli süsleme yer alıyor. Buradan da aşağıya sarkan hoş bir avize dikkat çekiyor. Yan duvarlarda cami, hat yazıları ve lale motifleri yer alıyor. Hatta camiden çıkarken karşımızdaki duvarın üst taraflarında yer alan resimlerden birinin, caminin en eski halini gösterdiği söyleniyor. Duvarlarda çok sayıda pencere vardır. Bu sayede iç mekân doğal ışıkla aydınlanmış. Bu haliyle caminin içi gösterişli büyük şehir camileri gibi değil, Anadolu kasaba camilerine özgü sade ama estetik bir Osmanlı üslubu taşıyor.

BİR SÜRPRİZ / SAĞLIKÇILAR

Kültür merkezine giderken müdür bey sizi geldiğimiz yoldan değil, farklı bir sokaktan götüreyim dedi. Birçoğu oldukça eski, tarihî özellikleri olan, hatta dönüp bir daha baktıran evlerin yerleştiği sokaktan batıya, dağa doğru yürüyoruz. Sağa saptığımız ilk sokakta karşımızda resmî  bir kurum binası var. Tabelasında Kırkağaç 2 Numaralı (2) Aile Sağlığı Merkezi yazıyor. Binanın yanından tekrar dağ istikametindeki yola girmiştik ki binanın ikinci katından iki genç bayan “Hocam hoş geldiniz” diye sesleniyor. İlk anda Anadolu Lisesi müdürüne mi diye tereddüt ettim ama onlar ısrarla bana hitap ediyorlar. Acaba bizim mezunlardan doktor arkadaşlar mı dedim. Sonra seslendiler, buyurun misafirimiz olun. Sonra kendilerini tanıttılar ben hemşireyim, arkadaşım da ebe. Anladım ki Kırkağaç’tan gelen, çoğunlukla da çocuklarına baktığım sağlıkçı meslektaşlarımdan ikisi. Genelde onlara hep kolaylık sağladım. Önceden haberim olduysa ücret bile ödetmedim. Onlar da bizim gibi fedakâr, çalışkan insanlar. Vatandaşa da her zaman nezaketli, ölçülü ve ilkeli davrandım. Özellikle yanımda her zaman bulunan, bulunmalarını arzu ettiğim genç Tıbbiyelilere örnek olmam gerektiğinin bilinciyle yaşadım. Büyük ölçüde uygulayabildiğimi düşünürüm. Bunlar da bugüne kadar bize sağlık, ömür ve fırsatlar sunan Yaratan’ımıza karşı bir teşekkür niteliğindeydi. Çünkü onun, bizim her daim iyi insan olmamızı istediğini biliyor, inanıyorum. Bir de benim dokuz yıl parasız yatılı okuyarak bugünlere gelmemizde rolü olan devletimiz ve onun sahibi yüce Türk milletine karşı da borcumu “iyi hekim olmak, iyi insan olmak” ilkesi ile ödemeye çalıştım.

 KIRKAĞAÇ KÜLTÜR MERKEZİ

Salon dolu sayılır. 200 civarında öğrenci ve öğretmen var. Kapı girişinde görevli proje öğrencileri iki masa üzerine programın sonunda, çıkanlara hediye edilecek 300 civarındaki kitabı gruplayıp diziyorlar, yan yana. Program zamanında başlıyor. Biz en önde oturuyoruz. Sahne önlerde oturanlar için yüksek yapılmış, bir metreden daha fazla olabilir. O nedenle hem izlemek hem de resim çekmek için biraz zorluk oluştursa da, amaç, niyet ve samimiyet bir arada ve uyumlu olunca, bunlar teferruat oluyor. Bu notu da inşaat mühendisi ve mimarlar için yazıyorum. Belki okuyan olur. 

 Programı hazırlayan edebiyat öğretmeni Ahmet Cahit beyin, okul müdürü Cemil Aksoy bey ve İlçe Milli Eğitim müdürü Halil Boncuk beyin kısa konuşmalarından sonra, Ayşe hanım “Dilimiz Kimliğimizdir” ve “Dil Kirlenir mi? Türkçe Kirleniyor mu?” başlıklı iki konu anlattı. Öğrenciler sessiz, pür dikkat dinlediler. Sonunda bana da söz verildi.

HACİM KAMOY DİYE BİR İSİM DUYDUNUZ MU?

Kendimi tanıttıktan sonra, Kırkağaç’ın kenarından çok geçtim, ama içini ilk kez görüyorum. Kırkağaç denildiğinde benim aklıma hemen Kırkağaç kavunu, –onlar eskiden kavuna dülek derlermiş- Şair Eşref, Jandarma Komando Eğitim Komutanlığı geliyor. Peki, size bir soru soracağım. Bilen olursa bir ödül vereceğim dedim. Hacim Kamoy adında bir isim duydunuz mu, tanıyan bilen var mı? Bekledim, öğrencilerden hiç kimse bilmedi veya cevaplamadı. Daha önce bazı yetişkin Kırkağaçlılara da sormuş, bilen çıkmamıştı. Dedim ki Hacim Kamoy bir Elektrik Elektronik mühendisi. Şu anda dünyanın en büyük 14. Savunma şirketini Türkiye’de kuran kişi. Bu şirket ASELSAN. Kuran kişi de Kırkağaçlı Hacim Kamoy. 1924 Kırkağaç doğumlu. İlk ve ortaokulu burada okumuş. 1975’de 2000 yılına kadar bu millî şirketi kurmuş ve geliştirmiş. Büyük bir iş ve hizmet. Onun Kırkağaç’a bir heykeli dikilmeli ve yakınına da bir Hacim Kamoy müzesi açılmalı. Müze olmazsa, sade bir heykeli ziyaret eden olmaz veya az olur. Müdür bey Kamoy’un Kırkağaçlı olduğunu, ailenin eskiden matbaacılık yaptığını, sonra başkasına devrettiklerini, devreden kişilerin şimdi yakınımızda bir yerde işe devam ettiklerini söylüyor. Ailenin bazı fertlerinin de İzmir’de yaşadığı ifade ediliyor. Bu notları, inşallah diyeyim, Manisa Büyük Şehir Belediyesi, Kırkağaç Belediyesi ve Kaymakamlığı ve de ASELSAN yönetimi duyar da bu büyük insanın hatırası memleketinde yaşatılır. Kırkağaç’ın meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları da el vermeli. Konuya sadece Kırkağaç değil Manisa da sahip çıkmalıdır. Bunun en büyük faydası da Türk çocuklarına köylü, kasabalı, gecekondulu bile olsalar, çok çalışır, kendilerine büyük hedefler seçerlerse mutlaka başaracakları inancı aşılanır. Küçük hedeflerle büyük işler mümkün değildir. Hepinizden ricam en kısa zamanda bu kişiyi araştırın, okuyun tanıyın dedim öğrencilere.

Hazır burada öğretmenler, okul müdürü ve ilçe milli eğitim müdürü de varken, onlardan bir ricam olacak. Her yıl okullarda Hacim Kamoy ile ilgili yazı (kompozisyon) ve resim yarışmaları yapın, her yıl ilk üçüne ödüllerini ben vereceğim dedim. Muhataplarım konuyu memnuniyetle karşıladılar. Umarım gerçekleşir. Konuya ilçenin idari kadroları da sahip çıkar. Kırkağaç denince Hacim Kamoy da hemen akla gelir, diye temenni ediyorum. 

KIRKAĞAÇ’TA YETENEKLİ, MERAKLI İNSANLAR DA VAR

 Programın sonrasında iki saatlik bir zamanımız var. Akşam projedeki öğrenci ve öğretmenlerle öğrenci yurdunda (pansiyon) iftar yapacağız. Okul müdürü ve öğretmen arkadaşlar, yemek malzemelerini kendileri almış. Bir lokanta yerine burada bir araya gelinirse, projedeki öğrencilerin tamamı da iştirak edebilir diye düşünmüşler. Önce yürüme mesafesindeki eski Kırkağaç evlerinden birini satın alarak hem işyeri olarak kullanan hem de orayı bir özel müze haline getiren Birol ve Hamdi Nart kardeşlere ait işyerini ve bitişikteki müze evi ziyaret ediyoruz. Kendileri tescilli birer kolleksiyonerler. Buldukları antika ne varsa satın almış, kayıtlandırmış. Yapı zaten tarihi ve özgün. Şehrin bir başka yerinde de bir eski evi almış, onarma çalışması içindeler, diye ifade edildi. Sevindik. Ev hem aslına uygun korunmuş, hem de Türk kültürünü yansıtan güzel eşyalarla da donatılmış. Kendisinin bu ilgisini anlayıp takdir edenler olduğu gibi, anlamayanların da olduğunu ifade ediyorlar. Küçük düşünen insanlar sadece küçük yerlerde, şehirlerde yaşayan bazı kişiler mi. Koca koca şehirlerimizin halini, trafik ve otopark kaosunu, çok katlı yapılar arasında boğulan tarihi yapıları, bozulan tarihi şehir siluetleri görmüyor muyuz. Çıkar, bencillik, bilmezlik, kötü niyet ve medeniyetsizlik nedeniyle olmuyor mu bunlar. Elbette iyi işler yapan, mesela gidip görmedim henüz ama bir Eskişehir Belediyesi, bir Yılmaz Büyükerşen gerçeği de var. Ankara Kalesi evleri, Hacettepe civarı. Daha bilmediğim başkaları da. Orta Anadolu’da Konya’yı da dışarıdan bakan biri olarak özgün ve başarılı gördüm. 

1650 YAŞINDA ANIT AĞAÇ VE HATIRA FİDANLAR

Müze evden sonra araçla 1650 yaşında olduğu hesaplanan büyük bir zeytin ağacını görmeye gidiyoruz. Gövdesinin çapı insan belinin 8-10 misli dense yeridir. Anıt ağaç olarak tescil edilmiş ve etrafı taş döşeme ve oturaklarla bezenmiş. Müdür Cemil bey, her yıl hasat mevsiminde Kaymakamlık, Belediye burada küçük bir tören yapar, zeytinler toplanır ama diğerleri ile karıştırılmaz. Bundan elde edilen soğuk sıkma zeytinyağı özel şişelerde öncelikle misafirlere şehir idaresince hediye edilir. Satılır mı sormak aklıma gelmedi. Kültür merkezinde sağ olsunlar, birden fazla hediye hazırlamışlar. Onların içinde de uzun ince bir şişe halinde bu yağdan bize de hediye edilmiş. Sonradan incelerken fark ettik. Sonra öğrenci yurduna varıyoruz. İftara iki saat kadar var. Hem kendilerine zaman kalsın hem de bizim o saate kadar dinlenmemiz için zemin katta temiz, boş bir öğrenci odasını bize tahsis etmişler. Makbul oldu. Biraz dinlendik. İftara 30-40 dakika kala bahçesi yeni ağaçlandırılmakta olan alana eşim ve ben birer hatıra zeytin fidanı diktik. Okul idaresi, sağ olsunlar, her şeyi düşünmüşler. Eşimin ve benim adlarımın yazılı olduğu plastik kaplamalı birer etiketi de dikilen ağaçlara bağladık. 

Bölgede fark ettiğim bir uygulama var. Camiler, yurtlar ve bazı okulların bahçelerine zeytin ağacı dikilmesi, bir tercih sebebi. Çünkü ağaç yetiştiğinde, hem daima yeşil ve çok uzun ömürlü oluşu, hem de ürünlerinin satılmasıyla, okul, cami, yurt gibi kurumların elektrik, su ve diğer bazı masraflarının bu gelirle karşılandığını da biliyorum, duyuyorum. Sade, nezih bir iftar yemeğinin ardından, bir yandan çaylar içilirken, diğer yandan da öğrenci, öğretmen ve idareci arkadaşlara kitaplarımızdan imzalayıp hediye ediyor, resimler çektiriyoruz. Günün sonunda bu güzel insanlara veda edip, güzel yaşanmış bir günü arkada bırakarak, Manisa’ya doğru yola çıkıyoruz. Bildiğim bir şey var; hiçbir emek başa gitmiyor. Siz sadece sevin, güvenin ve umudunuzu kaybetmeyin. Değer verdikçe değerli ve mutlu oluyoruz. Halkın da Hakk’ın da istediği bu değil mi. Misafiri olduğumuz dünya hayatını değerli, kazançlı ve mutlu tamamlamak mümkün diye düşünüyorum. 

Selam ve saygılarımla… (23.03.2026, Manisa)

(1) Mübadele anlaşması (sözleşme/protokol) din esas alınarak Lozan görüşmeleri sırasında 30.01.1923’de imzalanır ve 1,2 milyon Rum (Romalı anlamında) Yunanistan’a, 400-500 bin Müslüman da Türkiye’ye göç eder. Gidenleri içinde hiç Yunanca bilmeyen Türk asıllı Hristiyan Orta Anadolu ve Karamanlılar (Karamanlides) olduğu gibi, gelenler içinde hiç Türkçe bilmeyen veya Türkçeyi unutmuş Müslümanlar da vardı. Karamanlılar, Türkçe konuşuyor ve Yunan alfabesi ile Türkçe yazıp okuyorlardı. Bugün onların torunları Anadolu’dan gediklerini biliyorlar ama Türkçeyi unutmuş durumdalar, diyor kaynaklar. Mübadeleye karşılıklı olarak İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri dâhil edilmemişti. Atatürk sonraki zamanlarda Karamanlıların gönderilmesi konusuna üzüldüğünü, hata olduğunu söyler. 

(2) “No.” Sayı, sıra, numara anlamındaki bu kısaltmayı sevimli bulmam. Doğrusu, kanımca Nu. olmalı. Araştırıyorum, haklı mıyım diye. “No.” kısaltması Türkçeden türetilmiş değil, Latinceden ödünç alınmış bir uluslararası kısaltma imiş. Latince numero kelimesi, “No” Avrupa dillerinde standart kısaltma olarak yerleşmiş. Fransızca (numéro), İngilizce (number), İtalyanca (numero) gibi dillerde “No.” kullanımı yaygın. Osmanlı ve Cumhuriyet bürokrasisi Fransızca etkisiyle bu formu almış.

1.KALIN BARSAK KANSERİ: 50 yaşından itibaren 5 yılda bir, ailede varsa daha sık (Doktorunuzun önerisine göre) Kolonoskopi gerekir. Bunu yaptıramazsanız senede bir, hemen her yerde yapılabilen, “Gaitada Gizli Kan” tetkikini yaptırın, derim.

2. TÜRK KAHVE TELVESİNİ DÖKMEYİN: İçtiğiniz Türk kahvesi az geldi veya fincan küçük idiyse –misafirlik hariç- üzerine sıcak su ekleyin, aynı kalitede ikinci kahveniz hazır.


© tarihistan.org