menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KIRKAĞAÇ (MANİSA) GEZİ NOTLARI

47 0
26.03.2026

KIRKAĞAÇ (MANİSA) GEZİ NOTLARI

(Önsöz: Yazıyı uzun bulup okumaktan vazgeçene derim ki; “Etrafımızda duymadığımız sesler, görmediğimiz nesne, durum ve olaylar vardır." Duymak ve görmek için; biraz dikkat, biraz sükûnet, biraz yavaşlamak gerek. Saygılarımla. Dr.SSİ)

İnsan yaşadığı şehrin etrafındaki yerleri, şehirleri iyi kötü bilir veya aşinadır diyebiliriz. Bu yerlerden bazıları sık kullanılan yol güzergâhında değilse, ancak oraya vesile olduğunda gidilir. Orayı gördüğünüzde ise, bu kadar yakın bir beldeyi ne kadar az biliyormuşum diye de hayıflanırsınız. İşte böyle bir vesile oldu ve sözünü ettiğim duyguları bir şekilde yaşadım.

Kırkağaç’tan söz ediyorum. Manisa merkeze 80 km mesafede, İstanbul yolu üzerinde, Soma’ya ve Akhisar’a çok yakın bir şehir. Bizde lise tür adları sık sayılacak şekilde değişir. Düz klasik lise, Anadolu lisesi olur; sonra Proje Anadolu lisesi olur, bazen de Fen lisesi. Gittiğimiz yer de işte böyle, bir proje lisesi. Adı; Kırkağaç Eczacı Engin Ümmetoğlu Anadolu Lisesi. Bu tür liseler sınavla öğrenci alıyor, yatılı öğrencileri de var ve belirli sürelerde projeler hazırlayıp gerçekleştirmeleri ve bunları da raporlamaları gerekiyormuş. İlk mezunu gelecek yıl vereceklermiş. Lisedeki edebiyat öğretmeni ve on kadar öğrencinin planlama, hazırlık ve uygulamasına katıldıkları bir proje ile Türkçe hakkında bir akademisyen davet etmek isterler okullarına. Zincirleme bir araştırma ile eşime ulaşırlar. O da kabul eder. Bana da gelir misin diye sorduğunda, “stajyer bir emekli” olarak, Ramazan bereketi düşüncesiyle kabul ettim. 

Bunlar tabii ki kısa bir süre önce oldu ve 6 Mart 2026 günü 11.00'de yola çıktık. Toplantı saati 14.00. Akhisar üzerinden “yolbul”u da kullanarak kolayca vardık. Okula doğru giderken yol kenarları yeşillik, özellikle askerî birliğin olduğu bölge civarı böyle. Okulun bahçe kapısını nöbetçi öğrenciler açıyor ve öğretmenlerine haber veriyorlar. Onların öngördüğünden daha önce gelmişiz. Bizi okul müdürü Cemil Aksoy bey karşılıyor. ODTÜ mezunu, alanı İngilizce ve yaklaşık on yıldır bölgede çalışıyor. Memleketi Balıkesir imiş; yakın yani. Biraz sohbet ediyoruz. Şehir, okul ve öğrenciler hakkında konuşuyoruz. Şehir nüfusu 27 bin, kırsalla birlikte 38 bin civarında. Şehirde Balkan göçmenleri, köylerden gelenler ve diğer iç göçler kültürel yapıyı harmanlamış. Ancak şehirden özellikle Akhisar’a çok göç var, öğrenci sayısı az diyor, müdür bey. Akhisar’da zeytincilik ve buna bağlı sanayi canlı. Biri zeytincilik ihtisas olmak üzere iki organize sanayi bölgesi var. Verimli toprakları olduğu halde yine de göç. İlginç. Tabii ki sebepsiz değil.

KIRKAĞAÇ NASIL BİR YER

Kırkağaç ziraata elverişli düz bir alanda kurulu, arkasında kuzey güney istikametinde Yunt dağlarının batıya doğru başladığı yerde kurulu tarihî  bir şehir. Dağın yer yer bölgesel, farklı adları da var. Çam ormanı ile kaplı. Yunt “at, at sürüsü, yılkı/yabani at” anlamında Türkçe bir kelime. Bu dağlar Manisa’nın kuzeyinde Gediz ovası kıyısına, Bergama’ya kadar uzanan dağ silsilesidir. Kırkağaç kavunu çok ünlüdür. Kalın kabuklu olduğu için çok uzun süre dayanıyor. Sadece iple bir yere asmanız gerekir. Yere konulduğunda kendi ağırlığıyla, yere temas eden taraftan kavun bozuluyor. Zaman darlığı nedeniyle Karaosmanoğlu, Sarı Hoca camilerini göremedik. Şehrin merkezi bir yerinde dev bir Kırkağaç kavunu heykeli var.

Şehir merkezinde 8 bin civarında roman vatandaş yaşıyormuş. Bilmediğim, duymadığım ve ilgimi çeken bir konu. Şehirdeki Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesinde [1] (1923-1925) boşalan yerler, eski evler bir zamanlar çok ucuz imiş. O dönemden kalma bu ucuz evleri satın alarak Türkiye’nin birçok yerinden buraya gelmiş bu vatandaşlarımız. Şimdi hemen hepsi hurdacılık, geri dönüşüm ile uğraşıyorlar. Türkiye’nin her yerine gidip, hurda topluyor veya satın alıyorlar. O nedenle bu tür biriktirme, ayıklama ve işleme alanları görüyoruz gün içinde. Ülke iktisadına büyük katkı.

KÜTÜPHANE VE SEZER AYDEMİR

Toplantı saatine iki saat olduğu için önce müdür beyin odasına çıkıyoruz. Az sonra edebiyat öğretmeni Ahmet Cahit Hepağlar bey de geliyor. Kısa bir sohbetten sonra toplantı saatine kadarki süre ile ilgili planlama yapılıyor. Size okulumuzu gezdireyim diyor müdür bey. Binanın zemin katının sağ tarafı ilçe halk eğitime tahsisli. Soldaki merdivenle üst kata çıkıyoruz. Önce kütüphane. Oldukça zengin. Öğrenciler buradan iyi faydalanıyorlar mı sözüme, müdür bey ve kütüphane sorumlusu öğretmen “evet” diye cevap veriyorlar. Seviniyoruz. Kütüphane girişinde bir şehit askerimizin resmi, adı ve kısa hayat hikâyesi olan bir levha dikkatimizi çekiyor. Şehit Jandarma Uz. Çavuş Sezer Aydemir. Aslen Elazığlı. Kırkağaç’ta askerlik yapmış. Keskin nişancı eğitimli. 2015, Mardin Derik’te “Kanton çılgınlığı” “Hendek- Barikat” olaylarında şehit olur. Vatan size minnettardır, minnettarız diyoruz. Sonra üç sınıfa giriyoruz. Eşim öğrencilerle sohbet ediyor, karşılıklı soru ve cevaplar ile tanışıyoruz. Müdür beyin orada söylediği ve sonra birkaç kez söylediği “Okulumuza ilk defa iki profesör geldi” ifadelerinden biraz mahcubiyet duyuyoruz. Ama günün sonunda, çocukların eğitim hayatlarında bu günün unutamayacakları bir gün olduğunu, hem müdür bey hem de edebiyat öğretmeni arkadaş ifade ettiler. Hepsi öğleden sonra Kültür Merkezindeki toplantıya geleceklermiş. Ben de hepinize güzel kitaplar getirdik diyorum, ilgilerini artırmak için.

Kültür merkezi şehrin merkezinde olduğu için o zamana kadar şehrin merkezini görelim diyoruz. Şehrin sokakları klasik Anadolu şehirleri gibi dar. Bir veya iki katlı evlerin olduğu sokaklar olduğu gibi, ülkenin her yerinde bolca gördüğümüz sevimsiz, zevksiz apartmanlarla da karşılaşıyoruz. Çok sayıda, birçoğunda insanın yaşamadığı tarihî denebilecek eski ev dikkatimizi çekiyor. Bazılarını şahıslar onarmış. Ama sahipsiz denebilecek kötü halde yapı epeyce fazla. Bunlar şimdi bile onarılıp kullanılır hale getirilse, burası daha çekici bir şehir olur diyoruz. Müdür bey sizi Çiftehanlar camisine götüreyim. Mimarisi ile özellikle de iç süslemeleri ile farklı bir camidir, diyor. Yürüdüğümüz yolun ucunda fazla yüksek olmayan minaresi, etrafı açık, orta yerde duruyor gibi.  Yaklaşıyoruz. Cami gerçekten hem mimarisi hem de süslemeleriyle 19. yüzyıl Türk Sanatının ilgi çekici örneklerinden biri. Yapının kuzey kapısı üzerindeki kitabesinde, bir yangın sonucu yıkılan caminin yerine Hicri 1281 /Miladi 1864 yılında Küçük Ağazade Mustafa tarafından Mimar Çelebi Ali'ye yeniden inşa ettirilmiştir, yazılı. İlçenin eski yerleşim dokusu içinde yer alan cami, adını çevresinde eskiden var olan, iki handan (çifte hanlar) almış. O dönemde Kırkağaç, İzmir–Balıkesir ticaret yolu üzerinde olduğu için kervanların uğradığı bir yermiş.

AĞAÇLAR VE MANİSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

Caminin bahçesinde 6-7 tane binadan daha yüksek çam ağaçları var. Bana 2023 İran gezimizde, hemen bütün........

© tarihistan.org