Hamit Bozaslan-Lüks ve Şiddet: İbn Haldun’da Devletin Kuruluşu, Mesafe Düzeni ve Çözülme Süreci
Hamit Bozarslan - Lüks ve Şiddet: İbn Haldun’da Devletin Kuruluşu, Mesafe Düzeni ve Çözülme Süreci
İbn Haldun düşüncesini yaşadığı dönemin İslami siyasal ve teolojik ortamı içinde geliştirir ve içinde bulunduğu tarihsel-toplumsal gerçekliği yalnızca aktarmakla yetinmeyip, onu kavramlar aracılığıyla çözümlemeye yönelir; bu nedenle tarihçi açısından belirleyici olan nokta, olayların arkasında tekrar eden düzenliliklerin ve örüntülerin kavramsal bir dil aracılığıyla görünür kılınmasıdır. İbn Haldun tarih anlatısında asabiyet (dayanışma enerjisi), mülk (iktidar), umran (medeniyet), vergi, lüks, çözülme ve çöküş gibi temel kavramlara dayanır; bu kavramları da olguları içine alan, işleyen ve ham tarih bilgisini çözümlenmiş bir açıklamaya dönüştüren düşünsel araçlar olarak kullanır.
Asli olan ya da yapısal olan, tarihte tek tek olaylardan bağımsız biçimde tekrar eden temel süreci ifade eder; başka bir deyişle isimler, coğrafyalar ve aktörler değişse bile aynı işleyiş mantığının farklı biçimler altında yeniden ortaya çıkması durumudur. Devletlerin ortaya çıkması, güçlenmesi, zenginleşmesi, rahatlayıp gevşemesi ve sonunda çözülmesi; güçlü dayanışma enerjisinin iktidar üretmesi, ardından artan konfor ve lüksle birlikte, enerjinin aşınması bu tür yapısal süreçlere örnek oluşturur; dış görünüş değişse de altta çalışan mantık büyük ölçüde benzerliğini korur.
Rastlantısal ya da konjonktürel olan ise tarihte tekil olayların ve özgül durumların payını anlatır; bir hükümdarın kişiliği, belirli bir savaşın sonucu, bir kuraklık yılı, bir suikast ya da bir evlilik ittifakı gibi gelişmeler buna örnek verilebilir. Bu tür etkenler kimi zaman oldukça güçlü sonuçlar doğurabilir; sürecin yönünü değiştirebilir, onu hızlandırabilir ya da yavaşlatabilir, fakat tek başına tarihsel yapının temel mantığını kurmaz.
Yalnızca tekil olaylara odaklanan bir anlatım, tarihi birbirinden kopuk hikâye parçalarına ayırma riski taşır; buna karşılık yalnızca yapısal örüntülere bakan bir yaklaşım da tarihsel canlılığı zayıflatır ve tüm süreci soyut bir şemaya indirger. İbn Haldun’un yaklaşımı iki düzeyi birlikte okumaya dayanır: uzun vadeli yapısal süreç işlemeyi sürdürürken, tekil olaylar o sürecin aldığı biçimi, hızını ve görünümünü belirler.
Devletin ortaya çıkışında genellikle çekirdek bir topluluk bulunur; bu topluluk kabile, soy ya da sıkı dayanışma ağı biçiminde örgütlenmiş olabilir ve sahip olduğu yoğun bağlılık enerjisiyle siyasal iktidarın ilk zeminini oluşturur. Bu çekirdek yapı daha geniş bir siyasal alana yayılmak istediğinde tahakküm devreye girer ve tahakküm genişlemenin kurucu tekniği gibi görünür; kaynak toplama, vergi düzeni oluşturma, askerî güç tesis etme ve itaat ilişkisi kurma sağlanmadan büyük ölçekli bir siyasal yapı ortaya çıkmaz. Süreç kimi zaman zor yoluyla, kimi zaman da düzen beklentisi ve güven arayışıyla şekillenen bir kabulleniş üzerinden ilerler.
Ortaya çıkan çizgi nettir: dayanışma enerjisi iktidarı doğurur; iktidar büyüyüp yerleşik hale geldikçe saray hayatı, konfor ve lüks artar, buna paralel olarak kurucu çekirdeğin bağları gevşer ve dayanışma gücü zayıflar; bu zayıflama aşamasından sonra ise daha diri ve daha sıkı bağlara sahip başka bir topluluk yükselerek yönetimi devralır.
Üçüncü hatta tahakkümün çıplak güç olarak kalmadığı, hukuk dili aracılığıyla örtülüp meşrulaştırıldığı anlatılır. Hamit Bozarslan, Avrupa örneği üzerinden zor kullanma ilişkisinin “meşru haklar” ve “itaat yükümlülüğü” gibi kavramlarla cilalanabildiğini gösterir; böylece güç kendisini doğrudan baskı olarak değil, düzen ve hukuk formu içinde sunar. Bu noktada iktidar yalnızca tepede duran bir merkez gibi düşünülemez; kurumlara, kurallara ve gündelik işleyişin içine sızan bir ağ gibi çalışır; emir veren tek el görünür olsa da etkinin yayılması çok sayıda ara mekanizma üzerinden gerçekleşir.
Dördüncü hatta İslam dünyası bağlamındaki gerilim öne çıkar. İbn Haldun’un baktığı dünya esas olarak İslami siyasal ve kültürel evrendir ve Batı’daki siyasal biçimlere dair bilgisi sınırlıdır; buna rağmen metinlerinde iki kimlik arasında hareket eden bir duruş........
