menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye – AB: “Masum değiliz hiçbirimiz”

8 12
06.02.2026

Diğer

06 Şubat 2026

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos’un Ankara ziyareti, Türkiye-AB ilişkilerinin geldiği noktayı abartılı beklentilerle değil, soğukkanlı bir gerçekçilikle okumayı gerektiriyor.

Kos bugün Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya gelecek. İktidar medyası bu görüşmeyi “yeni bir başlangıç” olarak duyurmayı tercih etmiş.

Söyleyeyim, bu yeni bir başlangıçtan çok, uzun süredir süren tıkanıklıkların hatırlatılması olabilir ancak. Çünkü ortada ilerleyen bir üyelik süreci yok. Ama kopmuş bir ilişki de yok. Bu gri alan, iki tarafın da bilinçli tercihlerinin sonucu.

Okurlarımız bilir. Ben 30 yılı aşkın bir süre Strazburg ve Brüksel’de, sadece ve sadece Avrupa-Türkiye ilişkilerini takip eden gazetecilik yaptım. Bu konudaki birikimim ve gözlemlerimle size gelinen son durumu özetleyeyim.

Türkiye’nin AB adaylığı 1999’dan, müzakereler ise 2005’ten bu yana varmış gibi devam ediyor. Ancak fiiliyatta bu süreç uzun süredir ilerlemiyor. Bunun sorumluluğunu tek başına Brüksel’e ya da Ankara’ya yüklemek kolaycı bir yol olur. Gerçek şu ki, taraflar farklı nedenlerle bu belirsizliği yönetilebilir buluyor. Hatta iki tarafın da işine geliyor.

AB, Türkiye’yi tamamen dışlamak istemiyor; çünkü göçten güvenliğe, enerjiden ticarete kadar Ankara vazgeçilmez bir aktör. Türkiye ise AB ile köprüleri atmak istemiyor; çünkü bu ilişki ekonomik, diplomatik ve stratejik açıdan hâlâ önemli.

Bu nedenle üyelik hedefi retorikte korunuyor, ama pratikte askıda tutuluyor.

AB’nin Türkiye’ye yönelik demokrasi ve hukuk eleştirileri tamamen haklı. Bunun en büyük sıkıntısını zaten Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız hissediyor. Ama bu eleştiride samimi mi? Bence değil.

AB’nin, Türkiye’de demokrasinin adeta askıya alınmış olmasına karşı eski duyarlığını göstermediği eleştirisini bile rahatlıkla yapabiliriz. Bunun da nedenleri, bünyesine katmaya hazır olmadığı, sorunlarının ağırlığını taşımak istemediği Türkiye’nin sorunlarına adeta göz yumması… Bundan 10-15 yıl önce demokrasiye sekte vuracak en ufak bir adım, Brüksel ve Strazburg’un üst düzey tepkisine neden olurdu. Şimdi belki çıkan cılız bir ses ve bu sesin de yankı bulmaması…

Ama AB, yine de kendi çapında işine geldiği gibi Türkiye’yi cezalandırıyor.

Özellikle vize serbestisi konusunda yıllardır süren belirsizlik, teknik gerekçelerden çok siyasi bir isteksizliğe işaret ediyor.

Öte yandan Ankara da bu tablo karşısında net bir yol haritası ortaya koyabilmiş değil. AB’nin çifte standartları sıkça vurgulanıyor, ancak bu vurgu zaman zaman içerideki reform........

© T24