menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Tarihin yargıladığı davalar”: Yargılananlar unutulmuyor

40 0
11.03.2026

Hangi yargıcın, hangi mahkemede görev alacağı dava gününde kura ile belirleniyor.

Bundan 2 bin 400 yıl önce Atina’da.

Kura ile atamayla değil. Ayrıca, dava devam ederken heyet değiştirilmiyor, 2.400 yıl önce. Bunun hukuk tarihine geçen örneklerinden biri Sokrates’in yargılanması. Yargıçlar önce yemin ediyor:

“Atina’nın yasalarına uygun karar vereceğim. Gösterişe ve korkuya kapılmayacağım. Dava edilen kişinin savunmasını dikkatle dinleyeceğim. Zeus Hakkı için yemin ederim ki, aksine davranırsam, bana ve aileme lanet olsun”.

Filozofların babası Sokrates “dinsizlikle, gençlerin ahlakını bozmakla” suçlanıyor ve ölüm cezasına çarptırılıyor. Sokrates kendisini ölüme mahkûm eden yargıçlara sesleniyor:

“Bana ölüm cezası vererek, beni değil, kendinizi mahkûm ediyorsunuz, çünkü benim suçum yok”.

Sokrates’in savunması saysız dile çevriliyor. Bir Afrika atasözü, şöyle diyor:

“Balık için su ne ise, savunma için özgürlük odur.”

“Eppur si muove”

İnsanlığın tam 1.800 yıllık inancını değiştirmek kolay değil.

Milattan Önce 300 yılında öne sürülen, evrenin merkezinde dünyanın bulunduğu, güneşin dünya çevresinde döndüğü tezine insanlar Milattan Sonra 1.500’lerde Kopernik Devrimine kadar inanıyor. Kopernik 1.800 yılllık teoriyi yıkıyor, güneş merkezli evren modelini kanıtlıyor.

Galileo Galile bu teoriyi pekiştiren çalışmaları yürütüyor, o da “dinsizlikle” suçlanıyor. Önce ölüme mahkum ediliyor, sonra “özür dilerim” diyor, özür kağıdını imzalarken...

“Eppur si move”, ama yine de dönüyor, demekten kendini alamıyor.

Galile’yi yargılayan yargıçları radikal dinciliği ile ünlü Papa V. Paul atıyor. Peki, kimi atıyor?..

Kopernik’in tezini savunduğu için İtalyan bilim adamı Bruno’yu idama mahkum eden, kendisi gibi dogmatik, aynı yobaz Kardinali atıyor.

Yıldız Sarayı’nda mahkeme

Sadrazamlık, valilik, Danıştay Başkanlığı, Adliye Nazırlığı görevlerinde bulunan Mithat Paşa Sultan Abdülaziz’in öldürülmesinden suçlu bulunanlar arasında yer alıyor, kendisini tahta çıkartan II. Abdülhamit onun da yargılanmasını istiyor.

Göz önünde olsun diye, Yıldız Sarayı bahçesine çadır ve karakol yapılıyor, özel mahkeme çadıra kuruluyor.

II. Abdülhamit’in atadığı mahkeme başkanı Ali Sururi Efendi ile Mithat Paşa arasında eskiden kalma anlaşmazlıklar var. O anlaşmazlık dava başladığında da devam edince, Ali Sururi Efendi heyetten çekiliyor. Sonrasında Üsküdar’a savcı atanıyor.

Yargıçlar sanıklara avukat listesi veriyor, kendilerine “ancak o avukatlardan birini seçme imkanı” tanınıyor.

Mahkeme heyetinin arkasına yaldızlı iki koltuk konuyor, o koltuklara yargılamayı II. Abdülhamit adına izleyen iki kişi oturuyor.

Abdülaziz’in öldürüldüğünü gören bir tanık var. Kendisine “nasıl gördün” diye sorulduğunda, tanık “benim evim Boğaz’ın karşı kıyısında, evimden gördüm” deyince, dinleyiciler gülmeye başlıyor.

Suçlamaları, yargılama yöntemi, savunmaları hala tartışılan bu dava üç gün sürüyor, sanıklar ölüme mahkûm ediliyor. Avrupa’dan gelen baskılar üzerine, II. Abdülhamit idam cezalarını ömür boyu hapse çeviriyor.

Mithat Paşa sürüldüğü Taif Zindanında boğularak öldürülüyor.

Dimitrov - Göring

1933’te Hitler’i iktidara taşıyan Reichstag (Alman Meclisi) Yangınından komünistler suçlu görülüyor. Onlardan biri de, Bulgar Komünist Partisi’den Georgi Dimitrov.

Hitler esip savuruyor:

“Bu ülkede komünizm dümdüz edilecektir, Reichstag yangını içinde olan sosyal demokratlara da artık acımak yok”.

Acımak yok ama, Dimitrov yangın gecesi Berlin’de değil, Münih’te bir trende. Yine de, bir gurupla birlikte tutuklanıyor ve yargılanıyor. Avukatları da tutuklanıyor.

Duruşma sırasında dönemin güçlü adamı, Hava Kuvvetleri Komutanı Göring ile Dimitrov arasında tartışma çıkıyor. Göring hakaret üstüne hakaret yağdırıyor.

Yargılama üç ay sürüyor, Dimitrov ve arkadaşları “delil yetersizliğinden” beraat ediyor. Yine de karardan iki ay sonra tahliye ediliyorlar.        

Aradan on üç yıl geçiyor, Göring savaş suçlusu olarak Nürnberg’de yargılanıyor. Duruşmaları izlemek için Nürnberg’e giden Dimitrov bir ara Göring’le göz göze geliyor. 

Yassıada utancı

Başta Celal Bayar, Adnan Menderes olmak üzere 27 Mayıs sonrasında Yassıada’da yargılanan tüm sanıklara tecrit uygulanıyor. Avukatları ve yakınlarıyla görüşmeler çok kısıtlı. Odalarında ışıklar sabaha kadar açık kalıyor.

“Yüksek Adalet Divanı” denilen mahkeme heyetinin üyeleri, sivil ve askeri yargıçlar arasından seçiliyor.

Mahkeme Başkanı Salim Başol avukatlarla ve sanıklarla hep tartışıyor. Genç bir avukat olan Hüsamettin Cindoruk’a gazeteciler “mahkemenin tarafsızlığı hakkında ne düşünüyorsunuz” diye sorunca, Cindoruk:

“Sümen altında karar yoksa, tarafsızlıklarına inanırım.”

Avukat Cindoruk tutuklanıyor, avukatlar Burhan Apaydın ve Talat Asal gibi.

Yassıada davalarında bugüne kadar damga vuran diyalog, sanıklardan Samet Ağaoğlu ile Salim Başol arasında yaşanıyor. Ağaoğlu yargılama usulünden şikayet ediyor, Salim Başol:

“Bugün Yassıada’ya milletvekilleri kapatılmıştır. Sizi Yassıada’ya tıkan kudret böyle istemiş, bunu biz bilemeyiz.”

Mahkemenin tarafsızlığını yok eden bu cümle 65 yıldır, yeri geldikçe tartışılıyor. Ceza Hukukunun efsanevi hocası Faruk Erem noktayı koyuyor:

“İnsan mantığının kendisine bu kadar kıymasına az rastlanır. Elimde olsa, bütün ceza yargıçlarını iyimserlerden seçerdim.”

Bunlar hukuk ve siyaset tarihine damgasını vurmuş bazı davalar. Oralarda yargılananlar aradan 2 bin 400 yıl geçse de unutulmuyor. Duruşmalarda yaşananları ise tarih yargılıyor.

NOT: Bu yazıda Türkiye Barolar Birliği yayını, Avukat Adil Giray Çelik’in “Sokrates’ten Sivas’a Tarihin Yargıladığı Davalar” başlıklı çok değerli kitabından yararlandım.


© T24