Tracey Emin’in “İkinci Hayat”ı: Bir bedenin içinde olmanın halleri ve açık seçik sanat
Tracey Emin’in Londra’nın Tate Modern Müzesi’nde kocaman ve çok ses getiren bir sergisi var. Serginin başlığı ‘A Second Life-İkinci Hayat’. Tracey Emin, 1963 İngiltere doğumlu, Kıbrıslı bir Türk baba ile İngiliz (orada burada okuduğuma göre Roman) bir annenin kızı. Yine orada burada okuduğuma göre, hem annesi hem babası evli ama birbirleriyle değil. Paul isimli bir de ikiz erkek kardeşi var. Neden bu kadar ünlü, neden Birleşik Krallık’ın en önemli kadın sanatçısı olarak kabul ediliyor? Çünkü hiçbir sanatçının yapmadığı kadar otobiyografik ve adeta günah çıkarır gibi bedenini, seks yaşamını ve başına gelenleri açık açık sanatı aracılığı ile anlatıyor. Hangi aracı medyumlarla? Çizim, boya, heykel, film, fotoğraf, neon yazı ve tekstil yama ve işleme ile. Şu anda bi yandan sanatına devam ederken diğer yandan da ünlü sanat kurumu Royal Academy of Arts’da çizim hocası.
Tracey Emin’in bronz büstü
1995’te ‘Everyone I Have Slept With-Birlikte Uyuduğum Herkes’ isimli işiyle birden tüm dikkatleri üzerine topladı. Çünkü o zamana kadar yatağını paylaştığı 102 kişinin isimerini duvarlarına işlediği bir çadır yapmıştı. Tam 102 kişinin adı yazıyordu. (Hepsi seks partneri değil, aralarında kardeşi de var, sadece beraber yattığı diyelim.) Bu yerleştirme 1995’te Londra’da bir galeride sergilenmişti. Saatchi bu işi koleksiyonuna katmıştı. Sonra depoladığı yer 2004 yılında yanınca diğer eserlerin yanısıra Emin’in işi de yandı gitti depoyla birlikte. Üstelik hemen ertesinde Tracey Emin sarhoş halde televizyona çıkıp ‘The Death of Painting – Eserin Ölümü’ konuşması yapmıştı.
Everyone I Have Slept With
Tracey Emin’in çocukluk yılları babasının Margate’de, Hotel International isimli altı odalı otelinde geçti. Margate Ingiltere’nin güneydoğusunda bir sahil kasabası. Tate sergisinde Emin’in bilinen işlerinden ‘Hotel International’ yamalı ve işli yatak örtüsü o dönemin hatıra defteri gibi... Hatta biraz da o dönemin üstünü örten bir örtü. Babası bütün parasını kaybedince ve baba ve çocuklar o mülkten taşınınca Tracy’nin hayatı da esen fırtınaya kapıldı. 13 yaşında okulu bıraktı. Sergide ‘Why I Never Became a Dancer’ isimli 8 mm’lik filminde o yıllarını anlatıyor. İşte o filmde yazları kumsalda nasıl sex ile tanıştığını, koca koca adamların bu küçük kızla sevişmekten hiç utanıp sıkılmadıkları, taciz ve tecavüze uğradığını, bazen de bu işten hoşlandığını anlatıyor. Hatta “Seks öyle kolayca yapabileceğiniz bir işti, üstelik de bedavaydı...” da........
