Thales’i gördüm
Yazımın başlığını, bir dostumun, ‘Ben Zeus’u gördüm biliyor musunuz?’ sözüyle anlattığı bir anekdottan özenerek alıntıladım.
Çok fırtınalı bir gecede, Ege’yi Midilli’ye yaslanarak 6-7 saatte geçtikleri sırada görmüştü Zeus’u. İzmir’den Edremit ve Ayvalık üzerine kadar şimşekler çakıyormuş; bir o yandan bir bu yandan ama sırayla, aynı anda değil...
‘Bu savaş hangi tanrının işi?’ yazımı okuduğunda bu anısı aklına geliyor sevgili dostumun:
“İlk çağlarda kim görse o manzarayı, göklerde bulutların üzerinde tanrılar savaşıyor diye düşünürdü... O gece, Zeus ve avenesi oradaydı anlayacağınız.”
Bu yıl, 14 Mart Dünya Matematik Günü, ‘Matematik ve Umut’ temasıyla, tanrıların coğrafyası; Ionia’nın incisi Miletos antik kentinde düzenlenen bir dizi etkinlikle kutlandı.
T24 yazarları, Füsun Sarp Nebil, Tekno Girişimci ve Talat Kırış da Amerikan Hastanesi, Nöroşirurji notuyla, mesleki uzmanlıkları ile panelin konuşmacıları arasındaydılar.
Ve elbette, her dört yılda bir verilen en prestijli matematik ödüllerinden biri olan Leelavati ödülünü almış Prof. Dr. Ali Nesin, en beklenen isim olarak panelde yerini almıştı.
Dünya Matematik Günü, açılış konuşmalarını Kültür Bilinci Geliştirme Vakfı Başkanı Faruk Pekin ve Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay yaptı
Didim Belediyesi ev sahipliğinde yapılan bu çok özel organizasyonu yerinde izlemek büyük bir ayrıcalık oldu benim için.
Unesco, Uluslararası Matematik Birliği (IMU) heyeti üyesi ve Dünya Matematik Günü (IMD) başkanı Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Tanbay’ın yürütücülüğü ve Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı iş birliği ile planlanan etkinliğin dünya prömiyeri de sayılabilecek uluslararası webinarı da bir gün önce gerçekleşti.
Pi sayısından esinle belirlenmiş 14 Mart günündeki panelle devam eden etkinlikte, yüzlerce yıl öncesini günümüze taşıyan müthiş anlara sahne oldu Miletos Antik Tiyatrosu...
Talat Kırış, Füsun Nebil, Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay, Faruk Pekin, Betül Tanbay, Ali Nesin
Ülkemizin hatta dünyanın en önemli beyin cerrahlarından Prof. Dr. Talat Kırış’ın, yapay zeka referansıyla işini öğretmeye kalkan hastasıyla girdiği diyalog çok güldürdü.
Sayın Kırış’ın anlattıklarıyla, bir beyin cerrahı olarak ellerinde mezura ile ölçerek giriştikleri ameliyatlardan, gelinen noktada bugün tıp dünyasında matematiğin (insanlık için) ne denli umut olduğunu daha iyi anlıyoruz artık.
Lise yıllarında yıllarca boş geçen matematik dersine bir gün çıka gelip 26 yaşında ‘bana güvenin’ diyerek bir jenerasyona, bir gelecek vaadi sunan matematik öğretmenlerinin izinden giden ve Nükleer Yüksek Mühendisi olan Füsun Nebil’in hayatındaki bu detay, bizi duygulandırdı çok.
Onun matematik olmazsa olmaz söylemiyle verdiği örnekler arasında ‘uzaya roket bile fırlatacaksanız, matematik gerekir’ cümlesi, eski olmasına rağmen yakın zamanda izlediğim ‘Gizli Sayılar’ filmini getirdi aklıma.
Kevin Costner’in da rol aldığı bu filmi izleyin isterim. Nasa’daki ilk siyahi kadın Matematikçi de diyebileceğimiz Katherine Johnson’un tam isabetle yaptığı yörünge hesaplamaları, uzay yarışında çok şeyi değiştirirken; insan aklının renginden bağımsız oluşunu izlemek de sizi daha iyi hissettirebilir.
Konuşma sırası kendine geldiğinde, o ana kadar oturduğu yerde duramadığını gözlemlediğim Ali Nesin, Miletos Antik Tiyatrosunun orta yerine kadar; belli bir açıda ve dairesel hareketlerle ilerleyerek geldi.
Daha ilk sözlerine başlamadan kulağımıza gelen nefes seslerinden önemli şeyler işiteceğimizi anlıyordum. Kendi ifadesiyle, en derin, en yanıtı olmayan, en ilginç felsefi sorular, ilk sözleri oldu:
“Niye, herhangi bir şey var?” Peki, bir şey var da, bu şey niye değişiyordu, zaman neden vardı?
Ve üç; ben niye varım? Siz değil, ben niye varım?”
Aslına bakarsanız, bilim insanlarını çok anlaşılır buluyorum. Yani bir sanatın herhangi dalını, ya da icracısını anlamaya çalışmak daha zor.
Ama bilim insanları ya da bilimle uğraşan insanlar çok net. Belki de olması gereken bu. Kendi dünyasındaki her başka şey için verilebilecek bir tolerans payını, ruh okşama ya da diplomasiyi bilimin içinde göremezsiniz.
Açıkçası kendi döneminden epey sonra yapılmış olsa da Antik Miletos Tiyatrosu’nda Ali Nesin’i dinlerken, sakalı ve gür saçlarıyla, gönül rahatlığıyla kollarını iki yana açmış, soran sorgulayan, bilinen ilk filozof ve matematikçi Thales’i görüyordum adeta.
Oturduğum yerde çok şey düşündüm bu sahneyi izledikçe; matematik, yaklaşık 2600 yıl önce, doğduğu topraklara dönmüştü.
Ve panel konuşmacılarının tüm anlattığı bence şuydu:
Matematiğin varlığı bir umut olduğu kadar, bir armağan gibiydi insanlığa...
Günün kapanışını bu coğrafyayı çok iyi bildiğini düşündüğüm, eski çağlar tarihi profesörü Hüseyin Üreten hoca yaptı.
Filozofların iyi birer matematikçi olmasının tesadüf olmadığının altını çizerken, Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay ile üzerinde durdukları ‘Alimler ve filozoflar kenti Miletos’un, bilimin, felsefesinin, matematiğin ve hatta tarihin ve coğrafyanın doğduğu topraklar olduğunu kaynak isimleri de vererek önemle dile getirdi.
Hititler döneminde yine parlak bir ticaret merkezi olduğunu, aldığı göçle değişen adının Millavanda olarak tabir edildiği bilgisini de panelin bir dipnotu olarak paylaşarak, güne son noktayı koymuş oldu.*
Bu hafta uzun oldu biraz, ama öyle şeyler konuşuldu ve söylendi ki bundan daha kısa yazamazdım. Kalan daha çok şeyi izlemeniz için panelin canlı yayın linkini aşağıda bulabilirsiniz diyerek, yazımı Thales’in bir sözüyle tamamlamak istiyorum:
"İnsanlar için en ortak (evrensel) olan şey nedir?"
Diye sorulduğunda, Thales şu cevabı verir:
"Umut. Çünkü hiçbir şeyi kalmayanlarda bile o vardır."
Eyvallah.
Didim Belediyesi Youtube kanalındaki panelin canlı yayın linki.
