Coğrafya kader değildir, bir Nazo meselesidir
Coğrafyanın kaderini bazen dağlar, denizler ya da siyaset değil; insanlar değiştirir. Bir mekân, doğru insanların elinde yalnızca bir bina olmaktan çıkar, bulunduğu kentin vicdanına dönüşür.
Nazan Kesal ve Ercan Kesal'ın kurduğu Urla Dam, tam da böyle bir yer. Sürekli üretimin yaşandığı; atölyelerin, sergilerin, konserlerin, tiyatro oyunlarının, söyleşilerin ve festivallerin birbirini beslediği canlı bir kültür alanı. Öyle ki birçok güzel sanatlar fakültesini kıskandıracak kadar zengin bir üretim iklimi yaratıyor.
Ne gariptir ki milyon dolarlık siteler yapılırken olimpik havuzlar, Maldivler'den taşınan beyaz kumlar, en ergonomik şezlonglar, marinalar, Arjantin restoranları, sushi barları ve elektrikli bisiklet şarj istasyonları düşünülüyor; ama bir kitapçı, küçük bir sinema salonu ya da tiyatro sahnesi kimsenin aklına gelmiyor. Ege kıyılarının ışıklı vitrininin ardında çoğu zaman kültürel bir çoraklık uzanıyor.
İşte Urla Dam, tam da bu kültürel çoraklığa verilmiş zarif ama güçlü bir cevap.
Belki bir film gelir şehre. Bir yazar konuşur. Bir konserin aryaları martıların kanatlarını titreştirir. Bir oyun sahnelenir ve insanlar sahnede biraz da kendilerini seyreder. Söyleşiler yeni tartışmalar doğurur; tartışmalar yeni üretimlere dönüşür. Bir mekânın içinde başlayan hareket, yavaş yavaş bütün bir kentin iklimini değiştirir.
Aslında niyetim Urla Dam Kitap Festivali'ni yazmaktı. Davetli yazarları,........
