menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimde yapay zekâ paradoksu; iyi performans öğrenmek mi demektir?

9 2
08.02.2026

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

08 Şubat 2026

Yapay zekânın eğitim ile olan etkileşimi, yazmaya ve araştırmaya ilgi duyduğum konular arasında belki de ilk sırada geliyor. Özellikle incelediğim ya da referans aldığım rapor Türkiye’yi de içeriyorsa, rapora olan ilgim bir kat daha artıyor çünkü bu raporlar veya çalışmalar sayesinde ülkemizdeki öğrencilerin yapay zekâ araçlarıyla etkileşimini anlama fırsatına sahip oluyoruz.

Bu neden önemli?

Tüm tartışmaları, özellikle etik anlamda, bir kenara koyarsak, şüphesiz yapay zekânın eğitimdeki yeri ve kullanım biçimi önümüzdeki yıllarda daha da artacak ve belki de farklı şekillere bürünecek. En azından bugünden baktığımızda bu potansiyeline sahip.

Biz her ne kadar bu alanda özellikle değer yaratma ya da ürün yaratma kısmında geride kalmış olsak da bu teknolojileri doğru, etik ve etkin bir şekilde eğitim politikalarına entegre edebilirsek önümüzdeki yıllar için büyük bir avantaj sağlayacağımız kesin. Çünkü teknolojik anlamda yaşanan her ilerleme beraberinde sorulması gereken soruları ve değiştirilmesi ya da güncellenmesi gereken politikaları barındırıyor.

Geçtiğimiz yılın haziran ayında benim de kısaca de bu yazıda özetlemeye çalıştığım, Vodafone Foundation’un Türkiye dahil 7 Avrupa ülkesini içeren saha çalışması belki de Türkiye’de yapay zekâ ve öğrencilerin etkileşimine yönelik en anlamlı öngörülerden birisini sağlamıştı.

Bu hafta ise bu rapordan çok daha kapsamlı bir raporu ele almak istiyorum. OECD’nin Dijital Eğitime Bakış raporu, üretici yapay zekânın Türkiye dâhil tüm OECD ülkelerinin eğitim sistemlerinde nasıl kullanıldığını ve hangi sonuçları doğurduğunu kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Rapora çalışırken en dikkat çekici bulgulardan birinin Türkiye’ye ait olduğunu gördüğüm için direkt Türkiye’ye dair bulgulardan bahsetmek istiyorum. (Bu bulguyu dayanamayıp X hesabımda da paylaşmıştım.)

Türkiye’de, 9, 10 ve 11. sınıftan 1000 lise öğrencisinin dâhil edildiği ve 6 hafta boyunca 90 dakikalık oturumlarla gerçekleştirilen randomize kontrollü bir saha çalışması, öğrencilerin matematik çalışma şeklini üç farklı grupta inceliyor. Ders notları ve kitaplarıyla çalışanlar, genel amaçlı GPT-4 kullananlar ve eğitim odaklı olarak yapılandırılmış bir GPT versiyonuyla çalışanlar. Çalışma, yapay zekâ ve öğrenme arasındaki ilişkiyi anlamamızı ve üzerinde düşünmemizi sağlayacak bir sonuca sahip.

GPT araçlarıyla çalışan öğrencilerin performanslarına kayda değer bir artış görüşmüş. Standart GPT-4 kullanan öğrenciler yüzde 48, eğitim odaklı versiyon kullananlar ise yüzde 127 daha iyi performans sergilemiş. Ancak yapay zekâ erişimi kaldırılıp kapalı kitap sınav yapıldığında tablo tersine dönmüş. Genel amaçlı GPT kullanan öğrenciler, kendi başlarına çalışanlara kıyasla yüzde 17 daha düşük puan almış. Eğitim odaklı versiyonu kullananlar ise ancak kendi başına çalışanlarla aynı seviyeye ulaşabilmiş.

OECD, bu durumu bilişsel tembellik olarak tanımlıyor. Aslında bu sonuç bir tür yetkinlik illüzyonu olarak da adlandırılabilir. Öğrenci, yapay zekâ soruyu çözerken ekranda akan mantığı takip edebildiği için konuyu bildiğini sanıyor. Oysa beyin, öğrenme sürecinin en kritik aşaması olan zorlanma ve bağlantı kurma eylemini yapay zekâya devrettiği için, bilgi kısa süreli hafızadan uzun süreli beceriye dönüşemiyor.

Yani üretken yapay zekâ araçları kısa vadede performans arttıran bir doping etkisine sahip olsa da doğru bir entegrasyon sağlanmadığında zihinsel bir koltuk değneğine dönüşme riski taşıyor.

Türkiye'nin rapordaki bir diğer dikkat çekici konumu ise kullanım oranlarıyla ilgili. Dünya Bankası verilerine dayanan genel üretici yapay zekâ kullanım sıralamasında Türkiye, OECD ülkeleri arasında en düşük kullanım oranlarına sahip ülkeler arasında yer alıyor. Fakat 2025 yılındaki kullanımın, 2024’e kıyasla arttığı da görülüyor. Bu artış........

© T24