menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kimseler Ankara’yı anlamıyor…

9 0
08.03.2026

Geçenlerde Ankara’daydım, biraz şehri duymaya çalıştım kendimce. Ankara’yı dinledim gözlerim kapalı. Fakat şu var: Herhangi bir dinleyici, gözlerini kısıp zihninde canlanacak Ankara şarkılarını duymaya çalışınca aklına gelen eserlerle, gözlerini açtığında karşısında gördüğü şehir arasında büyük bir tezat olduğunun farkına hemen varacaktır. Şehir ile referansını ondan alan hepimizin bildiği o Ankara türkülerinin havası arasında fena bir kontrast var. Kurşuni, gri renkli ağır bir gökyüzü altında toz duman bir bozkıra yayılan Ankara şehri, belleklerimizde bu gri, sıkıntılı havanın tam aksine oynak türkülerle belirir. “Ankara’nın Bağları” gibi, “Misket” (Güvercin Uçuverdi) gibi, “Fidayda” (Bulguru Kaynatırlar) gibi, hane halkı gelirleri arasında uçurumlar olan aileleri bile aynı sahnenin ortasına atıveren Ankara havaları... Bu havalara bakınca sanki kendini kamufle ediyor gibidir Ankara. İçinden neler geçiyor da ‘ne yaparsın işte memuriyet’ der gibi…

Başkentimiz Ankara, başkent sıfatının yükü altında devlet ciddiyetini ilelebet yansıtmaya mahkûm ismiyle müsemma bir karalık taşır. Nasıl taşımasın ki, daha ilkokul sıralarında ezberlediğimiz, “Ankara, Seni görmek ister her bahtı kara” dizeleriyle şehir, zihnimize bir bahtı karalıkla kodlanmıştır. Ama Ankara’yı layıkıyla anlamak için Bakanlıklarda, kamuda mesailerin bittiği, servislerin kurumlar önüne dizildiği saat 5’ten sonrasının şehrine bakmak gerektiğini düşünüyorum nedense. Zira Ankara sanki o saatlerden sonra hayata başlıyor gibidir. Gündüz ıstampa mürekkepleri gömleklerini lekelemesin diye koruyucu kolluklarını takmış mazbut memurların, mesai sonrası bir dost meclisinde gecelerin adamlarına dönüştükleri zannına kapılıyorum. “Ne zaman zerhoş oldun da galdırameyon golları” dizeleri de benim böyle düşünmeme neden oluyor olabilir. Lekeden korunan o gömlek kolları, akşamları sıyrılıp “Galdırameyon golları” eşliğinde özgürce iki yana açılıyor olmalılar. Hoş, “Ankara’nın Bağları” aslında bir ‘ben sevdim eller aldı’ acısının türküsüdür. Milli prozodimiz pek çok şarkı türküde olduğu gibi burada da kendisini gösterir ama şimdi konumuz o değil.

Bozkırın funk rock’ı…

Ankara, yukarıda en bilinen örneklerini saydığım repertuarla mı sınırlı kalacak, bu şehrin yeni sesleri yok mu diye bakınırken aradığımı bulmam uzun sürmedi. Bir tür ‘bozkır funk rock’ sesiydi duyduğum. Üstelik adını bile doğrudan kendi şehrinden alıyor, başkentin ismini günümüz müzikal envanterine başarıyla taşıyordu: “Ankara Echoes” Kahır dolu ağır şarkılarla gri, kara Ankara imajını zaman zaman destekleyen zaman zaman da enerjik, ritmik işlerle bu griliğe meydan okuyan farklı formda eserlerini dinlediğimde kafamdaki Ankara imajı, güvercin uçuverdi misali dağılıverdi. Bu değerli arkadaşlar bir kere çok güçlü bir sound’a sahipler. Müzikal altyapılarının ileri seviyesi, her parçalarında belirgin bir akışla açık seçik duyuluyor. Besteleri yanında güfteleri de hayli sağlam. Sıkı sözler ve onlarla tam uyumlu selektif müziklerini bir güzel paketleyip, koli bantlarıyla etrafını iyice çevirerek dinleyicinin kalbine adrese hızlı teslim bırakıyorlar. İşlikleri, cepkenleri, sırma yelekleriyle Ankara seğmenleri gibi renkli, heybetli, kişilikli eserlerinde bir derdin, özgün bir duyuş ve düşünüşün yansımaları bariz alınıyor. Sakin, ölçülü bir müzikal akışın içine yedirilmiş zaman zaman şu düzene isyanları, zaman zaman sevgiliye serzenişleri, arka planda etkisi hissedilen halk müziğini rap-rock yorumlarla birleştirdikleri işleri, başa sarıp sarıp dinlenesi türden. 

Kızılay trafiğinde bir seğmen görmek…

Dışarıdan bakıldığında bir müzik grubu ama onlara sorarsanız kendilerini, “halk müziği ve zamansız yankıları harmanlayan bir topluluk, şehrin müzik kolektifi” sözleriyle harika bir anlatımla tanımlayıp Ankara’ya şık bir selam çakıyorlar. Zamana, zemine ve müziğe kendi algılarını, duygularını başarıyla yansıtan ‘over all’ bir tevazuya sahipler. Şarkıları hiç bağırmadan dinleyicisine yüksek sesle seslenebilmeyi fazlasıyla başarıyor.     

Sanatlarında şehri, yaşadıkları evren içerisinde şu an tesadüfen bulundukları bir mekân olarak algıladıkları görülse de bir yandan da o şehrin kültüründen, tınısından, bağından, bağlamasından beslenmeyi de eksik etmiyorlar. Dertleri aslında hayatla, bu sınırları dahi bilinemeyen evrenle. Şehir; içinde gizlenip evrene müziklerini ateşledikleri bir siper…  

Ankara’yı bir de böyle dinleyip anlamaya çalışmalı. 21.yüzyılın ilk çeyreği de geçip gitmişken 103 yıllık başkentimiz Ankara’nın bu yeni sound’unu milletçe çok seveceğiz. İlhamını Ankara’nın bağrından, bağlarından bulmuş ama onu zamanın üstüne taşıyabilme kapasitesine sahip görünen bu kolektifin adını daha sık duyacağız gibi duruyor. Değişen bir memleketi başkentinden izlemeye gayet elverişli bir seçenek sunan Ankara Echoes’i dinlemek, Ulus’ta, Kızılay’da, akan trafiğin içinde birdenbire atıyla, tüfengiyle, sırmalı cepkenleriyle bir seğmen görmek gibi…

“Bu Şehirde Kadınların Emeği Var”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İBB Orkestraları Türk Sanat Müziği Topluluğu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, günün anlam ve önemini yansıtan bir repertuarla sahnede. “Kadın Bestekârlar” temalı konserde, Türk Sanat Müziği’ne unutulmaz eserler armağan etmiş kadın bestekârların şarkıları, kadın solistlerce seslendirilecek. Konser, bugün (8 Mart) saat 20.00’de Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun…


© T24