Devrilen fıstık çamı, isyan ve aşk…
Diğer
T24 Haftalık Yazarı
08 Şubat 2026
Bugünün rap şarkılarını dinlediğimde şu duyguya kapılıyorum: Sanki 2020’lerde aşk diye yeni bir şey icat edilmiş ve genç muhatapları ona karşı hayli öfkeli, mesafeli. Rap müziğin kahir üreticisi ve tüketicisi olan çoğu 21.yüzyılda doğmuş bu yeni kuşağın aşkla arası, istisnalar bir kenara genelde kötü. Onları her seferinde yanıltan, aldatan, elinde oyuncak edip gururlarıyla oynayan bu kötü icat, fazlasıyla tekinsiz, güvenilmez bir varlık. İnsanı yere sermek için en zayıf anını kollayan korkutucu bir heyula. Uzak durmak en iyisi… Bugünün popu ise belki de 90’larda atılan o sağlam temeller üzerinde yürüdüğünden bu konuda biraz daha iyimser. Rap’e nazaran popun aşka inancı hala var… Zinhar aşk da var elbet. Fakat bugün yaşanan, bu yoğun duygusal kütleyi karşılama ve taşıma sorunu. Bir algı ve tepki meselesi yani. Bu milletin genç fertleri, Beykoz Burunbahçe sırtlarındaki iki fıstık çamı kadar aşkla barışık değiller sanki.
Yeşilçam filmlerinde Boğaz’a nazır bir tepede iki sevgili gibi yan yana duran iki fıstık çamımız vardı. Sinemamızın bu en ünlü ağaçları, âşıkların buluşma noktasıydılar. Rejisörler, o ağaçların altındaki çekimlerde, sevgililerin kavuşma sahnelerini uzatır da uzatırlardı. Birbirlerine koşan iki aşığın, aralarındaki birkaç adımlık mesafeyi geçerek kavuşmalarını, ağır çekimde dakikalarca süren planlarla izlerdik. Boğaz sırtlarının o rüzgârlı tepesinde sevdiceğine koşan hanımefendinin saçları ağır çekimde nazlı nazlı havalanıp düşer, beyefendilerin ceketleri sırtlarına doğru uçuşurdu. Aradan seneler geçti. Mekân aynı kaldı ama zaman ve insan değişti. Aslında mekân da değişti; maalesef o iki fıstık çamından biri, bir yıldırım çarpmasıyla eşini yalnız bıraktı. Tıpkı Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi beklenmeyen ani bir musibet, âşıkları ayırdı. Şimdi o tepede bir başına kalan fıstık çamı, hayatın sert rüzgârlarına karşı tek başına ayakta durma savaşı veriyor. Belki de her şey o fıstık çamının devrilmesiyle başladı…
Şimdi aşk şarkılarının kliplerinde sevgililer, Boğaz’ın mavi sularına bakan o yemyeşil tepelerde değil izbe bir sokakta yakılan oto lastiklerinden yayılan ateşin etrafında öfkeyle toplanıyorlar. Etrafında buluşulan o aşk ateşine de artık atılan değil atan olmak yeğleniyor. Bir mutluluğu paylaşmaya değil de ‘bu işin’ sonundaki hesaplaşmaya odaklılar. Susup, uzaklara dalıp, seni kalbime gömdüm, devirleri geçmiş artık. İntikam yeminleri, bıçkın salvolar ve alayına isyan. Ama olabilir, zamanın hoyrat rüzgârlarına karşı aşk böyle de yaşanabilir. Üstelik dünyanın haline bakarsak haksız........
