Roulettenburg’u yıkan çocuk: Aleksey Batrakov
Dostoyevski, Kumarbaz romanında insan psikolojisinin sınırlarını yeşil çuhadan bir masanın etrafında çizer. Karakteri Aleksis İvanoviç, rulet masasının başına geçtiğinde sadece parasını değil, ruhunu, geleceğini ve iradesini de o dönen tekerleğin ritmine bırakır. Kumarbaz için masadaki her dönüş, ya mutlak bir yok oluştur ya da dünyayı dize getirecek bir zafer.
21 yaşındaki Aleksey Batrakov, Galatasaray formasıyla UEFA Şampiyonlar Ligi arenasına adım attığında, dünya futbolunun elitleri ona "kaybedecek bir şeyi olmayan genç bir yabancı" gözüyle bakıyordu. Ne de olsa bu sahne, milyar avroluk aristokratların, oyunun kurallarını koyan krupiyelerin hüküm sürdüğü modern bir Roulettenburg’du. Fakat Rus edebiyatının o soğukkanlı, hesaplı ve derin genlerini taşıyan bu çocuk, masaya teslim olmak için değil; masanın bizzat kendisi olmak için İstanbul’a gelmişti. Bir sonraki durağı da Premier Lig gibi duruyor ama o yolculuk bu gecenin hikayesinin dışında kalıyor.
Barselona ile başlayan, Lille ile devam eden ve Stuttgart gecesiyle zirveye ulaşan o rüya gibi sekans, sıradan bir futbol başarısının çok ötesindedir. Çıktığı 4 Şampiyonlar Ligi maçında attığı 4 gol; aslında her seferinde rulet masasında "tek bir sayıya" oynayıp, her defasında o dönen topu tam kalbinden vurmaktır. Batrakov sahada topu ayağına aldığında tribünler nefesini tutuyor, çünkü biliyorlar ki o an zaman yavaşlıyor. Tıpkı Dostoyevski’nin betimlediği o çaresiz beklenti anı gibi... Ama o, heyecanına yenik düşen bir kumarbaz gibi acele etmiyor. Ceza sahası çevresindeki her dokunuşu, topu iğne deliğinden geçiren her ayak içi vuruşu, masadaki tüm olasılıkları tek tek hesaplayan bir dehanın eseri.
Stuttgart karşısında RAMS Park'ın cehennem ufuklarını andıran atmosferinde ağları sarsarken, yüzünde yine o tanıdık, bilge ifade vardı. Ne kibir ne de taşkın bir sevinç; sadece işini mükemmel yapmış bir adamın haklı........
