menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bugün 23 Nisan, insan olan utanır çocuklardan

38 0
23.04.2026

Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.

Oysa ortada artık ne ulus var ne egemenlik ne de çocuk… İçi boşaltılmış bir bayram gününde biz ölü çocukları saymaya devam ediyoruz. Ve hangisini hangi mezara gömeceğimizi bir türlü bilemiyoruz.

O çok sevdiğimiz, gözümüzden bile sakındığımız, kılına zarar gelse dünyaları yakacağımızı düşündüğümüz çocuklarımıza gerçekten o kadar çok değer veriyor olsaydık, dünyayı gerçekten bir bayram yeri yapardık. Onları içine doğurduğunuz şu sistemi, ülkeyi ve aileyi böylesine kötü, böylesine vahşi inşa edemezdik.

Yeryüzünü rahatlıkla cehenneme çevirip öldükten sonra cennete gitmeyi hayal edebilecek kadar şuursuzuz. Onaylaya onaylaya sıradanlaştırdığımız kötülük çoktan deşifre edildiği halde çocuklarımız için alenen tehlike oluşturan o köklü kurumlara sıkı sıkıya sahip çıkmayı sürdürüyoruz.

Sözlerimizle eylemlerimizin tutarsızlığı arasında herhangi bir bağ kurma kaygısı taşımadığımız ve bu bağı kurmamanın sonuçlarıyla da zerre kadar ilgilenmediğimiz için gelecek nesillere kendi hatalarımızdan müteşekkil bir vahşi düzeni istikrarla aktardığımızı görmezden geliyoruz.

Çocuk, neredeyse 17’nci yüzyıla kadar toplum için sadece henüz yetişkin olmamış bir insandı. Çocukların erkenden evlenmesi, yeni doğanların sadece bir iş gücü olarak görülmesi, psikolojileri ya da eğitimlerine dair bir kaygı taşınmaması sıradan insanın kendi gerçekliğini kendisinden gizlemediği barbar zamanların kaçınılmaz yaklaşımlarıydı.

Bugün her ne kadar kitaplar bu durumun değiştiğini yazsa, tıp çocuklara bambaşka yaklaşsa ve yasalar onların haklarını gözeten bir tutum alsa da aslında onların psikolojisini hala önemsemiyor, herbirini sisteme şu veya bu şekilde işçi olarak yetiştirmekten ötesini gözetmiyor ve daha da korkuncu bu niyete tıbbı ve eğitimi hatta hukuku kurnazca alet ediyoruz.

Bugünün eğitilmesi gereken küçük insanının, yarının eğitilmiş kölesi olarak kendi çocuklarını doğurmaya programladığı bir döngünün kısırlığında; çocuğu kimin ne için eğittiğimizi ve o eğitimin neye hizmet ettiği üzerine düşünmek canımızı sıkıyor, konforumuzu kaçırıyor.

Hayattan bir anlam çıkarmaya kalkıştığında, onun sadece türlerin kendi nesillerini devam ettirmesi üzerine şekillenmiş olmasından öte somut bir bilgiye varamayan insanın kendi varlığının nedenselliğini deşifre edemediği için hırçınlığını hiç üzerinden atamadığı şu rezil dünyasına, yaşasın diye değil sadece tüketsin diye çocuk doğurduğumuzun farkında değiliz.

Otorite kırbacına bağımlı bir düzen kurmanın sadece yetişkinler için değil çocuklar için de ne anlama geldiğini sorgulamadan çocukların ölmeyeceği savaşlar, çocukların delirmeyeceği dünyalar hayal edip, çocukların öldüğü savaşlar çıkarıyor, çocukların delirdiği düzenler kuruyoruz. Ve bunun nedenini kaynağında değil sonucunda arayarak nafile yoruluyoruz.

Çocuk işçi sayısının artmasıyla çocukların korunması fikrinin aynı zamanda filizlendiği bir tarihin, onları aile içinde daha duygusal bir yere taşıması ve toplum tarafından korunması gereken bir varlık haline getirmesi aslında yetişkinlerde bambaşka bir sorumluluk bilincini de tetiklemeliyken kendimize şunu sormaktan kaçınıyoruz:

Neden çocukları kötülüklerden korumak üzerine bir ahlak ve refleks geliştirmek yerine kötülüklerin elendiği bir dünya kurmayı hayal etmiyoruz?

Masumiyet kavramıyla tanımladığımız çocuğu, iktidarın biçimlendiği bir çekirdek düzende büyütürken itaat, ödül ve ceza kavramlarını onun iyiliği için kullanmayı rasyonelleştirmek en büyük hatamız.  Çünkü “Senin iyiliğin için” cümlesi aslında şiddetin en rafine biçimi. Haliyle ebeveynin bir çocuğa söylediği en büyük yalan. Tıpkı devletin vatandaşa söylediği yalan gibi.

Biz aslında çocukların iyiliğini falan istemiyoruz sadece onların düzene aykırı olmamasını ve bu aykırılık yüzünden başlarına iş açmamalarını istiyoruz. Bunu da düzenin onlar için tehlike ve tehditlerle dolu olduğunu bile bile… hatta düzen tehlikelerle ve tehditlerle dolu diye yapıyoruz.

Eğer çocukların gerçekten “iyiliğini” isteseydik işe onları eğitmenin ne anlama, bilinçlendirmenin ne anlama geldiğini düşünmekle başlardık. Çocuklardan gerçekleri saklayarak değil onları gerçeklerle yüzleştirerek korumaya alırdık.

Bilinçli değil sadece eğitimli olan insan önceden yazılmış bir rolün aktörüdür. Rol ister “vatana hayırlı bir çocuk” ister “gözü dönmüş bir cani” olsun…

Baba otoritesi ile siyasi otorite, terbiye ile disiplin, kontrol etme ile zor kullanma arasındaki bağları kurmadığımız sürece ne çocukları kötülüklerden koruyabiliriz ne de kötülüğü çocukların bünyesinden uzaklaştırabiliriz.

Zaten;

Kötü çocuklar ya da kötü aile yoktur. Sadece kötülük vardır. O kötülük de iyilik maskesiyle kalbimizi ve aklımızı alandır.


© T24