menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eşitler arasında birinci

12 0
19.06.2026

 

İtalyan romancı Italo Calvino, Kafkaesk tarzın komedisi olarak yazdığı incecik bir romanda demokrasi ve seçimleri inceden inceye sarakaya alır, dalgasını geçer.

Demokrasi karşıtlığından, sevmezliğinden değildir bu; bize anlatacakları başkadır!

¨Sandık Gözlemcisinin Uzun Günlüğü¨ diye Yapı Kredi Yayınları çevirmeni Semin Sayıt tarafından Türkçeye uygun görülen başlık, bu roman daha önce tercüme edildiğinde, E Yayınlarınca ¨Sandık Müşahidi¨, Can Yayınları editörüne bırakılınca sadece ¨Gözlemci¨ başlıklarıyla Türk okura ulaşmıştı.

Bana sorarsanız, roman siyasi düşünce tarihine katkısı bakımından ele alınacak olsa, başlık, mesela ¨Benim oyum sizinkinden daha değerli¨ olmalıdır.

Bu elitist, bir yandan snobist, azıcık küstah ve aristokratik geleneği demokrasi görüşüne sindirmeye yönelik iddianın içeriği, Latincesiyle, Primus inter pares olmalıdır.

Evet, doğru, biz eşitiz ama ben sizden daha eşitim, hatta eşitler arasında birinciyim.

Roma Cumhuriyetinden imparatorluğa doğru geçilirken cumhuriyet tarzını muhafaza eden Augustus, İsa peygamberin doğumundan 28 yıl evvel, kendisini yurttaşların arasında birinci gelen olarak ilan eder.

Tarihçi Tacitus'tan alıyoruz bilgileri. Augustus teorik olarak eşit yurttaşlar arasında cumhuriyet adına yönetimi elinde tutandır.

Monarşi görüntüsünden sıyrılmak için kendisine rex~kral payesini vermez, majesteye ¨Primus Inter Pares¨ denilince keyfi yerine gelir, zira o vakit her şey yoluna girmiştir.

Bütün mesele kim yönetiyor, yönetilenlerin rızası var mıdır sorusuna aranan cevaplarla ilgili. İşin evveliyatı epeyce eski... Tarihte, demokrasinin topal ördek misali de olsa, iyi kötü resmen uygulandığı antik dönemin Atina şehir devleti öncesinde demokrasi tartışmaları yine de sürüyordu. Siyasi düşünce tarihinde bu örneklere rastlanıyor.

Platon'un Atina'daki, kapısında ¨Geometri bilmeyen bu kapıdan içeri girmesin!¨ sözü yazılı Akadēmeia'sında yazıp tamamladığı ve siyasi düşünce tarihinin temel eserlerinden ¨Devlet¨ başlıklı kitabın sekizinci bölümünde demokrasi üzerine diyalogları eşsizdir.

Demokratik bir devletin, ¨her türden karakterle bezenmiş, rengârenk bir elbise gibi, en güzel¨ haliyle görüneceğini söyler baştan, sonra bize uzattığı bu şekerlemeyi geri çeker ve der ki, aman ha, özgürlüğün fazlası da fazladır, zira zamanla "Vatandaşlar en küçük bir otorite belirtisine bile tahammül edemez hâle gelirler."

Sonra asıl büyük lakırdıyı söyletir diyaloglarındaki Socrates adlı felsefeci-kurgusal karaktere: "Tiranlık, demokrasiden başka hiçbir yönetim biçiminden doğmaz; en aşırı özgürlükten en ağır kölelik çıkar." 

Eyvah ki eyvahlar olsun! Biz bir romandan bahsedecektik, aldık başımızı gittik, lafımızın şirazesi kaydı, gitti gitti, tehlikeli sulara daldı.

Platon'a göre tiranlığa adım atacak her kim olursa, dilinden demos'u, Yunancasıyla halkı çok sevdiğini eksik etmemelidir; sık sık tekrarlamalıdır.

Eserinin 558.pasajında demokrasi, bir kişinin hangi eğitimden ve yaşam tarzından geldiğine aldırmaz diye yazıyor; liderin "halkı sevdiğini" söylemesi yeterlidir. Hatırlayınız; ABD Başkanı Trump, 2016'da seçimleri kazanınca ¨Ben cahilleri severim¨ demişti, ona oy verenlere hakaret değildi bu sözleri, onları onurlandırıyordu.

Burada Platon, yöneticinin bilgi ve erdemden koparak, Bilge Kral olmaktan uzaklaşıp popüler söylemler kullanacağını ima eder. Bu pasaj, günümüzde "demagoji" ve "popülizm" tartışmalarının siyasal retorikte erken bir felsefi öncülü olarak okunur.

¨Demokrasi Teorisine Geri Dönüş¨ başlıklı 1987'de yayınlanan önemli bir eser var; Giovanni Sartori'nin kaleminden.

Parafraz olarak aktarırsak, Demokrasi, herkesin karar verdiği bir sistem değil, kimlerin karar vereceğini seçme sistemidir.

........

© T24