menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nükleer uzmanı M. V. Ramana: Nükleer enerji iklim krizine çözüm sunamaz

13 0
06.03.2026

Türkiye, 2050 yılına kadar nükleer kurulu gücünü 20 GW seviyesine çıkarmayı planlıyor. 3 Mart’ta Kanada Maden Araştırmacıları ve Geliştiricileri (PDAC) kongresine katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, bu hedefe ulaşmak için hem büyük ölçekli santraller hem de Küçük Modüler Reaktörler (SMR) inşa etmeyi planladıklarını açıkladı. Ankara, nükleer enerjinin ‘‘küresel ısınmayla mücadele’’ ve ‘‘karbon nötr hedeflerine ulaşma’’ açısından gerekli olduğunu savunuyor. 

Dünyanın önde gelen nükleer politika uzmanlarından, Kanada’daki British Columbia Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. M.V. Ramana ise nükleer enerjinin iklim krizine çözüm olarak sunulmasının “gerçekçi olmadığını” söylüyor. Nükleer enerjinin en pahalı elektrik üretim yöntemlerinden biri olduğuna dikkat çeken Ramana, reaktörlerin devreye alınmasının da seneler sürdüğünü hatırlatıyor. İklim krizinin aciliyeti nedeniyle emisyonların en hızlı ve en ekonomik şekilde azaltılması gerektiğini belirten Ramana’ya göre sınırlı kaynaklar ve zaman, en etkili çözümlere yönlendirilmek zorunda.

Ramana’ya göre nükleer enerjinin yıllardır bilinen güvenlik riskleri de ortadan kalkmış değil. Tamamen güvenli bir nükleer reaktör inşa etmenin mümkün olmadığını söyleyen Ramana, teknolojinin karmaşıklığı nedeniyle büyük kazaların öngörülemeyen şekillerde gelişebildiğini ve sorunların sistem içinde hızla yayılabildiğini vurguluyor: ‘‘Bu iki özellikle nedeniyle kazaları tamamen dışlamak mümkün değil.’’ Son dönemde çözüm olarak pazarlanan küçük modüler reaktörlerin ise daha maliyetsiz, hızlı veya güvenli olabileceğini iddialarının somut kanıtlarla desteklenmediğini belirtiyor. 

Ramana’ya göre nükleer enerji, karbon yakalama ya da jeomühendislik gibi teknolojilerin tamamı ortak bir işlev görüyor: “Sınırlı bir gezegende sonsuz büyümenin mümkün olmadığı” gerçeğiyle yüzleşmeyi ertelemek. 

British Columbia Üniversitesi Kamu Politikası ve Küresel İlişkiler Okulu profesörü ve Silahsızlanma, Küresel ve İnsan Güvenliği alanında Simons Kürsüsü sahibi Dr. M.V. Ramana’nın değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:

‘‘Güvenli’’ bir nükleer reaktör yok

Yıkıcı kazaların meydana gelebilme tehlikesi, radyoaktif atıklarla başa çıkmanın zorluğu ve nükleer silahlarla olan bağlantısı, nükleer enerjinin en önemli riskleri olarak sayılabilir. 

Nihayetinde bir nükleer reaktör, su kaynatmanın son derece karmaşık bir yöntemi. Reaktörler, son derece tehlikeli bir süreç olan nükleer fisyon yoluyla suyu buhara dönüştürürler. Bu süreçte de çok sayıda radyoaktif madde üretirler. Bu maddelerin tamamı, reaktörün çekirdeğinde, merkezinde bulunur. Nükleer, son derece yoğun bir enerji üretme yöntemi olması açısından avantajlıdır. Ama bu avantaj, aynı zamanda nükleerin önemli bir sorunu: Enerji kaynağının çok yoğun, teknolojinin ise çok karmaşık olması, bir kazayla sonuçlanabilecek, öngörülemeyen rotalar olduğu anlamına gelir. Üç Mil Adası (Three Mile Island), Çernobil ve Fukuşima’da yaşanan büyük kazalar, daha önce öngörülmemiş biçimlerde gerçekleşti. Örneğin araba kazalarının büyük çoğunluğu, içkiliyken veya telefonda konuşurken araba kullanmak ya da aşırı hız yapmak gibi beklenen nedenlerle olur. Nükleer reaktörlerde ise durum böyle değildir. Teknolojinin karmaşıklığı nedeniyle büyük kazalar, yeni şekillerde ortaya çıkar. 

Nükleer reaktörlerin bir diğer özelliği ise bir şey ters gittiğinde, sorunun sistem içinde son derece hızla yayılabilmesi. Bu da kontrolü çok zorlaştırıyor. Bu iki özellik nedeniyle kazaları tamamen dışlamak mümkün değil. 

Radyoaktif atık sorunu çözülemiyor

Radyoaktif maddelerin üretilmesinin bir diğer sonucu ise şu: Bu maddeleri çevreye yayan bir kaza olmasa bile, eninde sonunda bu maddelerle başa çıkmak zorunda kalıyorsunuz. 

Bir reaktörü geçici veya kalıcı olarak kapattığınızda ya da reaktöre taze yakıt yükleyip kullanılmış yakıtı çıkardığınızda, bu radyoaktif maddeleri yönetmeniz gerekiyor. Ancak şu ana kadar bunlarla güvenli biçimde başa çıkmanın yolunu bulamadık. 

Bir kaza ya da silah söz konusu olmadığında bile radyasyona maruz kalmak tehlikeli. Üstelik bu maddeler yüzbinlerce yıl boyunca radyoaktif kalıyorlar; onları radyoaktif olmaktan çıkarabilen bir yöntem yok. 

Nükleer endüstrinin bu soruna yanıtı, derin bir çukur kazıp atıkları gömmek ve bir daha asla dışarı çıkmamalarını umut etmek. Tabii bunu farklı kelimelerle söylüyorlar; ‘‘‘jeolojik depo’’ gibi ifadeler kullanıyorlar, ama aslında aynı şeyden söz ediyoruz.

Tasarladığınız şey, yüz binlerce yıl boyunca güvenli kalacak mı?

Burada sorun şu: Tasarladığınız şeyin yüzbinlerce yıl boyunca güvenli kalacağından emin olmalısınız. Oysa bu süreçte büyük belirsizlikler var. Çevrenin değişmesi, iklim değişikliği, olası buzul çağları söz konusu olabilir. Ayrıca kaya sisteminin içine ısı üreten radyoaktif maddeler yerleştiriyorsunuz; bu da kayaların özelliklerini değiştirebilir.

Haksızlık etmemek lazım, bu sistemleri tasarlayan insanlar tüm bu belirsizlikleri modellemeye çalışıyorlar. Fakat bu kadar uzun zaman dilimlerinde belirsizlikler olması kaçınılmaz.  

10 bin yıl güvenli kalacak denilen tesiste, 20 yıl dolmadan patlama oldu

ABD’nin New Mexico eyaletinde, nükleer silah üretiminden kaynaklanan atıkların depolanması için inşa edilen Atık İzolasyon Pilot Tesisi (WIPP), bu belirsizliklere iyi bir örnek.

Bu tesis, 10 bin yıl boyunca güvenli olacağı öngörüsüyle inşa edilmişti. Ancak açılmasından 20 sene bile geçmeden bir kaza yaşandı. Kullanılan kimyasal maddenin değiştirilmesi, kimyasal bir reaksiyona yol açtı ve bir patlama oldu. Böylesi bir kazayı kimse öngörmemişti.

Eğer........

© T24