menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO Zirvesi’nin görünmeyen gündemi: İklim güvenliği

25 0
07.07.2026

Sezen Kaya-Sönmez

Bu yıl Türkiye, dört ay arayla önce NATO Zirvesi’ne, ardından COP31’e ev sahipliği yapacak. Böylelikle aynı sene içinde savunma ve iklim gündemlerinin en önemli zirvelerine ev sahipliği yapan ilk ülke olacak. Bu iki zirveyi birbirine bağlayan ortak başlık ise 21. yüzyılda giderek daha kaçınılmaz ve görünür hâline gelen bir konu: iklim güvenliği.

İklim değişikliği, Ankara Zirvesi’nin resmi gündeminde yer almıyor. Ancak aşırı sıcaklar, toz fırtınaları, orman yangınları ve su krizleri, artık yalnızca çevresel sonuçlar doğurmuyor. ‘‘Kara bayrak’’ günlerini artırarak askeri operasyonları durduruyor, kritik altyapıya ve ekipmana zarar veriyor, enerji güvenliğinden gıda arzına kadar pek çok güvenlik başlığını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle NATO da son 15 yıldır iklim değişikliğini doğrudan bir güvenlik riski olarak ele alıyor.

Ancak zirvenin ana gündem maddelerinden olan savunma harcamalarının artırılması kararı, iklim değişikliği ile mücadele için önemli bir ikilem yaratıyor. Araştırmalar, askeri harcamalarda taahhüt edilen artışın, yüz milyonlarca ton ek sera gazı salımına yol açabileceğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, Ankara’da alınacak kararlar, aynı zamanda iklim krizini hızlandırma riski de taşıyor. 

İklim değişikliği bir güvenlik meselesi hâline geldi

NATO’nun Ankara zirvesinin resmi gündeminde savunma yatırımları, savunma sanayiinin üretim kapasitesi ve Ukrayna’ya devam eden destek var. İklim değişikliği bu listede yer almasa da, aslında tüm bu başlıkları etkileyen, sistemik bir katman.

Son yıllarda iklim değişikliği; aşırı sıcaklar, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi etkileriyle devletlerin altyapısına zarar veriyor ve ekonomik kayba yol açıyor. Ayrıca insan sağlığını ve iyi olma hâlini tehdit ediyor, biyoçeşitliliği azaltıyor, uluslararası barışı ve güvenliği riske atıyor. Üstelik çoğu zaman bunları tek başına bir çatışma yaratarak değil, mevcut kırılganlıkları büyütüp var olan gerginlikleri tetikleyerek yapıyor. 

İşte bu nedenle, artan etkileriyle iklim değişikliği, yalnızca bir ‘‘çevre meselesi’’ olmaktan çıkıp doğrudan bir güvenlik meselesi hâline geldi. 

Aşırı sıcaklar ve toz fırtınaları artıyor

NATO’nun yayımladığı İklim Değişikliği ve Güvenlik Etki Değerlendirme Raporları, bu durumu somut örneklerle gösteriyor. Örneğin, NATO Irak Misyonu’nun (NMI) sıcak dalgalarından özellikle etkilendiği raporlanıyor. Buna göre görevde bulunan personel, son yıllarda sık sık aşırı sıcak dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. Dış ortam sıcaklıkları 50°C’ye ulaşırken, iç mekân sıcaklıkları ise 60°C’yi aşarak hem personeli hem de ekipmanı olumsuz etkiledi. Toz fırtınalarının artması, durumu daha da kötüleştirdi. Toz fırtınaları; görüş mesafesini azaltıyor, ekipmanları tıkıyor, hem hava hem de karayolu ulaşımını aksatıyor ve askeri personelin sağlığını olumsuz etkiliyor. 

‘‘Kara bayrak’’ günleri yükselişte

Rapora göre, sıcaklığın 35°C’yi aştığı ve operasyonların sağlık nedeniyle durdurulduğu ‘‘kara bayrak’’ günlerinin sayısı da giderek artıyor. Yani aşırı sıcaklar, askeri operasyonların yapılıp yapılamayacağı üzerinde doğrudan belirleyici. Operasyonel kapasiteyi düşürmenin yanı sıra, bakım maliyetlerini ve arıza risklerini de yükseltiyor. 

Bir güvenlik tehdidi olarak orman yangınları 

İklim değişikliğinin neden bir güvenlik meselesi olduğunu anlamak için Türkiye’ye bakmak da yeterli. 

2025, Türkiye’nin 1964’ten bu yana en kurak yılı olarak kayıtlara geçti. Aynı yıl, ülke genelinde üç binden fazlaorman yangını çıktı. Bu yangınlar yalnızca biyoçeşitliliği değil, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik rol oynayan karbon yutaklarını da yok etti. Toprağın........

© T24