İnsan etten kemikten değil, sözcüklerden olsaydı...
Büyük şair Pablo Neruda'nın hayatından bir kesiti de içeren Il Postino (Postacı) filminde unutulmaz bir diyalog vardır. Neruda'nın mektuplarını taşıyan genç postacı, fena halde âşıktır. "Beni bu belaya sen bulaştırdın ve şimdi sen kurtaracaksın" der, Neruda'ya. "Kitaplarını verdin okumam için, dilimi pul yalamak dışında da kullanmam gerektiğini öğrettin. Aşık olmam senin suçun!" Ünlü şair, genç adamın, sevgilisine şiirlerini okuduğunu öğrenmiştir. "Sana kitaplarımı okuman için verdim ama şiirlerimi çalmana izin vermedim" diye itiraz eder. Postacının yanıtı olağanüstüdür: "Şiir ona yazana değil ihtiyacı olana aittir."
Bunu sadece şiir olarak mı anlamamız gerekir? "Hayat anlar ve anılarla dolan bir heybedir" demişti bir arkadaşım. "Yaşanan her şey başlangıçta zihnimizde uçuşan bir yapbozun parçaları gibidir. O parçaları kelimelere dönüştürüp heybemize koyabilirsek hayatın yapbozunu tamamlayabiliriz." Hayatın yapbozu tamamlanabilir mi bilmiyorum ama insanın fiziki varlığı dışında, kendini yalnızca sözcüklerden oluşturduğu kesin. Herkes kendi payına düşeni alır; bütün sözcükler ihtiyacı olanındır.
Duygularımız, düşüncelerimiz devasa bir dünyaya karşılık gelir ve belleğimiz bir yazarın gizli not defterlerine benzer. Her şey orada, o an ihtiyacını duyduğumuz sözcüklerle yazılıdır. Cümleler, bir takım işaretlerle çağrışımı arttırılmış kelimeler doludur defterin sayfalarında. Yazarların defterindeki yazılacak öykü ya da roman taslaklarına benzer şekilde, içimizde insanlara ilişkin, bizden başka kimsenin anlayamayacağı........
