menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cıs!

13 0
31.05.2026

Hayatta her şey değişir; kentler başkalaşır, yaşam biçimleri değişir, kuşaklar gelir geçer, dünya altüst olur, savaşlar yaşanır, devrimler, karşıdevrimler olur, bilişim ve teknoloji devrimi gerçekleşir, yeni dünya düzeni kurulur, kavramlar ve tutumlar ters yüz olur; ancak Türkiye'de tek bir şey var ki asla değişmediği düşünülür: Müesses nizam. Türkçesiyle, kurulu düzen. Bu hayatımızda ürkütücü bir kavram olarak yaşar hep. Bir dönem "derin devlet" de denirdi; ne olduğu, kimlerden kurulu olduğu rivayetlere dayalıydı, yalnızca uygulamalardan yola çıkılarak saptamalarda bulunulurdu. Belirsizlik içinde, elinde sopa ile devletin sınırlarını bekleyen bir heyula olarak hissedilirdi.

Son bir buçuk yıldır CHP'nin kurumsal, onu yönetenlerinse kişisel olarak yaşadıklarına bakınca, bu gelişmelerin iktidar değişimi olasılığından daha başka ve önemli sebepleri olsa gerek diye düşünmeden edemiyor insan. CHP, sadece yorgun ve yıpranmış bir iktidarı değiştirme olasılığının öznesi olması ile açıklanamaz ölçüde şiddetli ve kapsamlı bir baskı ve parçalanma durumu ile karşı karşıya. O heyula sanki yine elinde sopayla alacakaranlıkta duruyor, "Cıs!" diyor.

Özgür Özel'in 2024'teki yerel seçim başarısının ardından verdiği demeci anımsatmak isterim. Şöyle diyordu bir yerinde: "Devletle millet ne zaman yarışırsa hep millet kazanır. CHP bazen yanlış tarafta durdu. Bu sefer devletle millet yarışırken, milletin tarafındaydık. Bazen devlet - millet rekabetinde CHP devletin kurucu partisi olduğu için yanlış tarafta duruyor. Esas olarak CHP halkın partisi olduğu için doğru taraf, milletin tarafı." Beklenmedik bir saptamaydı bu. O hafta yazımı bu saptama üzerine kurmuş ve "Sadece seçim sonuçlarına şaşırmadık; bir parti genel başkanının zaferin ardından, klişelerden uzak, alışmadığımız bir biçimde kelimelerin tarihsel çağrışımlarını kullanarak konuşmasına da şaşırdık. Şimdi artık bu kelimeler, siyasetin alacakaranlık patikasında yol bulmak için bir ayak izi olacak çok kişiye" diyerek bitirmiştim. İçimden yükselen küçük bir "eyvah"la ve tedirgin edici bir huzursuzlukla yazdığımı hatırlıyorum iki yıl önceki yazımı.

O günler Nihat Sargın'ın "TİP'li Yıllar" adlı kitabını okuyordum. Türkiye'de, devletin çizdiği çizginin dışına çıkmak isteyen siyasal partilerin başına gelenler arasında TİP çok ilginç ve ders alınması gereken bir örnek. 1960'larda yükselen sol ve sosyalist dalga TİP'le doruğa çıkmıştı. Partinin adım adım yükselişi sürüyordu ve bu elbette "müesses nizam"ı tehdit ediyordu. Nihat Sargın, anılarında şunları söyler: "Saldırılarla korkutmak, sindirmek ve Anayasa dışı yollarla yürüyen bir teşekkül olarak göstermek suretiyle seçim dışı bırakmak metodu neticesiz kalınca AP, bundan sonra partimizi hukuki pürüzler icat ederek seçimlere sokmama kampanyasına girişti." Gerekçeler değişse de uygulama nasıl da aynı değil mi? Sargın, bu çabanın sebebini de AP'nin derin devletçisi Farük Sükan'ın bir sözüyle özetliyor. "İki kişi bile........

© T24