Kelimeler nedir ki duyguların ve isteklerin yanında!
Hayri Abi Rusça konuşamazdı.
Tanya Abla da Türkçe bilmezdi.
Üç yıldır evlilerdi.
Ve görünüşe göre mutlulardı.
En azından mutsuz görünmüyorlardı.
Bu nasıl mümkün olabiliyordu? Kendilerine sormuştum.
Her ikisi de sanki bu soruya uygun olarak seçtikleri özel bir gülümsemeyle başlamıştı cevaba. Konuyu kendilerince tamamladıktan sonra da başlarını çevirip o ana kadar uğraştıkları şeye devam eder bir poza geçmişlerdi.
Herhalde bunun anlamı, bu konuşmaya daha fazla devam edilmemesi gerektiğiydi.
* * *
- Hayri Abi, kaç yıldır Rusya’dasın?
- Beş yılı biraz geçti.
- Hayatından memnun musun?
- Memnunum tabii, niye memnun olmayayım! Türkiye’deyken bu kadar kazanamıyordum. Üstelik burada insan yerine koyuyorlar beni. Saygısızlık eden yok. Oralardaki gibi dedikodu da yok. Yaşayıp gidiyoruz işte…
- Rusça konuşabiliyor musun?
- Valla benim lisana pek kabiliyetim yok. İş için lüzumlu olan sözler ezberimde. Gerisi, işte “nasılsın?”, “güzel”, “teşekkür” falan… Fazlası da çok şart değil benim için…
- Tanya Abla ile nasıl tanıştın?
- Bakülü bir arkadaş vardı bizim işyerinden. O bazen cumartesi akşamları beni “danslı tanışma geceleri”ne götürürdü…
- Ooo, dans ederdin demek?
- Yok, etmezdim! Sadece halay çekmesini severim ben. O da buraya uymaz. Ben ucuz bir votka alıp kenardan kızlara bakardım. Arkadaşım dans ederdi, bazen birileriyle tanışıp yanıma getirirdi.
- Çok kızla tanıştın mı bari?
- Çok değil. Zaten dil yok, para az… Bir gün Tanya ile tanıştım. O bambaşkaydı. İçimi ısıttı. O kadar ki, onun ısrarıyla ilk ve son yavaş dansımı yaptım.
- Şimdi bile yüzün kızardı…
-........© T24
