Elektrikte "kara düzen" ve 15/75 soygunu
Nisan başında elektriğe yeniden yapılan zam konusunda Elektrik Mühendisleri Odası kapsamlı bir açıklama yayınladı. Bu açıklamadaki -aşağıya aldığımız- tablodan da görebileceğiniz üzere, enerji üretim bedeli son 5 yılda yüzde 24,5 (son 1 yılda ise yüzde 0) artarken, özel firmaların elinde olan dağıtım bedeli yüzde 880 ve vergiler yüzde 108 artmış.
Okurlarımız arasında, CHP'nin Samsun İl Başkanı olan Mehmet Özdağ'ı, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) yönetim kurulu üyesi olduğu, daha önceki zam dönemlerinde yaptığımız söyleşilerden hatırlayanlar vardır. Yapılan yeni zamlar konusunda geçtiğimiz günlerde “23 yıllık AKP geleneği: Kur garantili kara düzen” başlıklı bir yazısını okuduk. Biz de kendisine sorularımızı yönelttik.
-Elektrik faturaları toplumun her kesimi için birer "ödeme emri" değil, adeta birer "ceza makbuzu" haline geldi. Siz bu durumu "Kara Düzen" olarak tanımlıyorsunuz. İlk sorum şu: Kamuoyunda sıkça dile getirdiğiniz 15/75 oranı teknik bir gereklilik mi? Son 10 yılda enerji bedeli ile dağıtım bedeli arasındaki bu denge nasıl değişti?
Evet, bu oran maalesef acı bir matematiksel gerçektir. 4 Nisan 2026 itibarıyla düşük kademedeki bir mesken abonesinin faturasının sadece yüzde 15’i gerçek enerji bedelidir. Tam yüzde 75’i ise doğrudan dağıtım şirketlerine gitmektedir.
Buraya nasıl gelindiğini anlamak için 10 yıllık değişime bakmak yeterli: 2016 yılında faturanın yüzde 56’sı enerji, yüzde 23’ü dağıtım bedeliydi. 10 yıl içinde enerji bedeli sadece yüzde 125 artarken, dağıtım şirketlerine ödenen bedel tam yüzde 2058 oranında artırıldı.
-Bu noktada şunu sormak istiyorum: Üretim ve dağıtım özelleştirmeleri, bu fahiş artışlarda bir "milat" olarak kabul edilebilir mi?
Kesinlikle. Özelleştirmeler bu soygunun miladıdır. "Rekabet gelecek, fiyatlar düşecek" denilerek 21 dağıtım bölgesi blok satışlarla devredildi. Ancak gelinen noktada özelleştirme, şirketlere verimlilik değil, "kâr garantisi" getirdi. Eğer kamu kuruluşu olan EÜAŞ, üretimin amiral gemisi kalabilseydi, dağıtım bölgeleri kamu eliyle işletilseydi bugün bu rakamları konuşmazdık.Özelleştirme dönemindeki mali tablo ile bugünkü tarife yapısı arasındaki ilişki, aslında Türkiye enerji tarihinin en büyük mühendislik görünümlü finansal kara düzen hikayelerinden biridir.
-Peki, dağıtım bedelinin enerji bedelinin 5 katına çıkmasının arkasındaki asıl neden nedir?
Mesele sadece bakım, onarım, yatırım gibi teknik etkenlerle sınırlı değil. Asıl mesele şirketlerin 13 milyar dolarlık özelleştirme bedelini, hane halkına -elektrik faturaları ile- ödettirmek istemeleri ve AKP Enerji Bakanlığı ile onun noteri durumundaki EPDK’nın bunun yasal mevzuatını sağlamalarıdır.
Bu şirketler ihaleleri döviz bazlı kredilerle aldılar. İktidar, kur farkı yükünü halka ödetmek için faturayı bir "borç ödeme havuzuna" çevirdi. Bunun iki teknik kılıfı var: DVT (Düzenlenmiş Varlık Tabanı) ve yüzde 14,46’lık MGO (Makul Getiri Oranı).
EPDK tarafından 2026-2030 (5. Uygulama Dönemi) için belirlenen yüzde 14,46 oranındaki "Makul Getiri Oranı" (MGO), elektrik dağıtım sektörünün finansal sürdürülebilirliğini ve yatırım iştahını belirleyen en kritik parametredir. Şirket ne kadar çok "onaylı yatırım" yaparsa, varlık tabanı (DVT) o kadar büyür. Varlık tabanı büyüdükçe, yüzde 14,46 üzerinden hesaplanan mutlak kâr rakamı da büyür.
Bu kâr payı, tüketicilerin ödediği kWh başına dağıtım bedeli üzerinden tahsil edilir. Yani bu oran ne kadar yüksekse, dağıtım bedeli de o kadar yüksek belirlenir. Şirketin yaptığı her harcama (lüks araçlar, binalar, reklamlar, temsil harcamaları, üst düzey yönetici maaş prim vs.. ) DVT’ye ekleniyor ve üzerinden net kâr garanti ediliyor. Şirket ne kadar çok harcarsa, vatandaştan o kadar çok para topluyor.
-Bu piyasada aynı grubun hem üretici hem dağıtıcı hem de tedarikçi olması bir tekel durumu yaratmıyor mu? Bu dengesizlikten kimler yararlanıyor?
Bu tam anlamıyla bir "dikey bütünleşik tekel" durumudur. Aynı holding grubunun bir şirketi elektriği üretiyor, diğeri taşıyor, öbürü de size faturayı kesiyor (Görevli Tedarik Şirketi). Bu yapı, denetimi imkansız kılan ve kârı her aşamada holdinge kilitleyen bir modeldir. CK (Cengiz-Kolin), Enerjisa (Sabancı), Limak gibi dev gruplar bu "kara düzenin" ana aktörleridir. Pazar payları nüfus yoğunluğuna göre öyle bölüşülmüştür ki; vatandaşın seçme şansı yoktur, holdingin ise zarar etme riski yoktur.
-Vatandaşın cebine dönersek; sadece bu son dağıtım zammı, düşük gelirli bir haneden yıllık ne kadar para koparacak?
Türkiye’nin toplam faturalanan elektrik tüketimi 2025 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 361 TWh (Teravatsaat) seviyesine ulaşmıştır.
Mesken Grubu Payı: Toplam faturalanan elektriğin yaklaşık yüzde 25,3’ü mesken abonelerine aittir. Bu da yıllık yaklaşık 91,3 TWh'lik bir tüketime karşılık gelmektedir. Abone Sayısı: Toplam 51,3 milyon abonenin yaklaşık yüzde 82’sini (yaklaşık 42 milyon) mesken aboneleri oluşturmaktadır.Mesken düşük kademe (DK) abonelerinin yaklaşık yüzde 75-80'i tüketimini bu kademede tutabilmektedir.
Dağıtım bedelindeki artışın DK meskene yıllık ek yükü: Nisan 2025 → Nisan 2026 arası dağıtım bedeli artışı (+0,589 TL/kWh) 55-60 milyar kWh tüketimle çarpıldığında ~34 milyar TL ek yük özel dağıtım şirketlerine akıyor sadece bu gruptan. Bu para üretim için değil, sadece dağıtım şirketinin kasasına "net fark" olarak girecek. Emeklinin, asgari ücretlinin sofrasından, ekmek parasından, alınıp holdinglerin bilançosuna ekleniyor.
-Dünyada, örneğin OECD ülkelerinde böyle bir tablo var mı? AKP’nin bu modelini dünya nasıl açıklar?
OECD içerisinde 15/75 örneği yoktur; bu bir Türkiye anomalisidir. OECD ülkelerinde faturanın ortalama yüzde 50’si enerjidir, dağıtım payı yüzde 25-30’u geçmez. AKP rejimi, enerjiyi bir kamu hizmeti değil, bir "sermaye transferi" aracı olarak görüyor. Batı'da dağıtım bedeli "hizmet maliyeti" iken, bizde "holdingi yüzdürme vergisi”dir.
-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Mesken (DK) için enerji tasarrufu artık bir illüzyondur; çünkü faturanın yüzde 75'i sabitlenmiş bir kâr payıdır. Siz lambayı söndürseniz de holdingin kârı garantidir. Bu düzeni değiştirmek bir siyasi tercih değil, milli bir zorunluluktur. Dağıtım bedelleri derhal indirilmelidir!
