menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Özlem Çıngırlar, yaratıcısı olduğu 'Bir Saniye'yi anlattı: Mafyatik dizilerdeki ana karakterlerin estetize edilmesi beni endişelendiriyor

18 0
06.06.2026

Sinema ve tiyatro alanlarında üretim yapan disiplinlerarası sanatçı Özlem Çıngırlar, yazıp yönettiği ilk tiyatro oyunu Bir Saniye ile izleyici karşısına çıkıyor. Oyun, "görüntü var, müdahale yok" diyerek modern seyir kültürünü ve şiddetin görünmeyen yapılarını metaforik bir ring üzerinden sahneye taşıyor.

Burcu Halaçoğlu, Sinan Başol ve Reşit Berker Enhoş'un sahnede bir araya geldiği, dramaturjisini usta yönetmen Ezel Akay'ın, müziklerini Gazapizm’in üstlendiği bağımsız yapım, klasik bir tiyatro deneyiminin dışına çıkıyor. Bir sporcunun çöküş hikâyesi, absürt ve kara mizah unsurlarıyla harmanlanırken; izleyiciyi konfor alanından çıkaran interaktif yapı ve ani ritim değişiklikleriyle günümüzün dijital tüketim atmosferini sahneye yansıtıyor.

Özlem Çıngırlar; bağımsız sinemadan tiyatroya uzanan üretim sürecini, şiddeti estetize etmeden anlatmanın inceliklerini, müzik ve ses tasarımının oyundaki kuşatıcı rolünü ve günümüz seyircisinin "suskunluğun suç ortaklığı" ile yüzleşme hâlini T24'e anlattı.

Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayın

- Seni tanımayanlar için biraz bize kendinden bahseder misin?

Evet, tiyatro ve sinema alanında üretimler yapıyoruz. Geçmişte kurumsal işlerde çalıştım. Kısa bir dönem akademisyenlik yaptım. İşletme ve psikoloji alanındaki çalışmalarım sonradan sinema ve tiyatro alanına kaydı diyebilirim şu anda. Onun dışında 9 yıldır İstanbul'dayım ve farklı yerlerde üretmeye devam etmeye çalışıyorum.

- Bir Saniye ne anlatıyor, onu biraz senden dinleyebilir miyiz?

Bir Saniye aslında benim uzun bir dönem işte bu haber girdaplarına takıldığım, birçoğumuz gibi sosyal medyadaki tüketimi sorguladığım bir dönemde; görüntünün olduğu, müdahalenin olmadığı ve herkesin buna rağmen—buna ben de dâhil—seyire devam ettiği bir süreçte böyle bir oyun fikri doğdu. Bir Saniye aslında bir sporcunun çöküşünü anlatıyor ama ring burada tahmin edersiniz ki bildiğimiz bir ring değil.

Aslında küçük bir toplum örneği diyebilirim. Ringe burada biraz kişiselleştirmiş gibi de yaklaşıyorum. Görünmeyen şiddet biçimlerini yaşayan bir sahne diliyle görünür kılarken; işte reklam, sosyal medya veya seyir kültürünün şiddeti neresine konumlandırdığını sorgulayan bir oyun çıktı bu sorgulamalardan sonra. Kişisel sorgulamalarımdan sonra.

Sinan Başol, Reşit Berker Enhoş ve Burcu Halaçoğlu (soldan sağa)

- Peki ekip nasıl bir araya geldi?

Ekip şöyle... Burcu Halaçoğlu benim yıllar önce işte, hatta İstanbul'a taşınmadan önce tanıştığım ve çalışmayı çok arzu ettiğim başarılı bir oyuncu. Burcu'yla biz Kayıtsız filminde tanışıyoruz. Benim ilk uzun metrajımda. Kayıtsız filminden önce tanışmıştık, Kayıtsız'da da böyle bir çalışmamız oldu. Sinan benim en yakın arkadaşlarımdan birisi. O da aslında aynı zamanda sporcudur. Yani o oyun esnasında gördüğünüz fiziksel performans aslında onun günlük yaşamının da içerisinde.

Berker Enhoş da o yine oyunculuğunu çok beğendiğim, çok yönlü bulduğum bir oyuncu aynı zamanda. Bende şöyle oldu: "Bir metin yazıp, sonra buna uygun cast kim olur acaba?" çıkmadı. Benden önce bir pasaj çıktı. Sonra aklıma Burcu, Sinan ve Berker geldi. Üç ayrı monolog yazdım aslında ben. Yani üç bağımsız oyun da çıkabilirdi orada.

Fakat o monolog değişe değişe, süreç içerisinde birbirleriyle konuşup yani benim yazı dünyamda "Aa evet, böyle bir şey olabilir" deyip birbirlerinden de... Çünkü çok farklı karakterler yani şey olarak da. Bence oyunculuk biçimi olarak da, kişisel olarak da tabii ki çok farklı, şahsına münhasır üç kişiden bahsediyoruz. "Kişilere, bu karaktere çok güzel hayat verir," deyip onlarla görüşüp; taslak aşamasından metnin son aşamasına kadar bir arada olarak, masa başı çalışmalarından başlayıp laboratuvar çalışmalarını birlikte yürüterek ilerlediğim bir süreç.

Sonra süreç içerisinde işte Ezel Akay Hoca dâhil oldu. İşte Dinçer dâhil oldu. Sevgili İpek dâhil oldu. Çok sevdiğimiz Mert asistanımız, o da çok başarılı, yetenekli, genç bir arkadaşımız. Süreç içerisinde ekip toplandı. İşte Burcu'nun keskin ve organik oyunculuğu, işte Berker'in oyunda kurduğu ritim, Sinan'ın fiziksel yoğunluğu ve sarf ettiği efor tuhaf ve güzel bir uyum getirdi üçü arasında. Birbirlerinin ritimlerini her defasında büyütmek üzere adım attıkları ya da bunun için alan açtıkları için mutluyum bu ekipten de, seçimlerden de.

- Oyun, "Görüntü var, müdahale yok" diyerek aslında bu biraz önce de bahsettiğim modern seyir kültürünü eleştiriyor. İnsan deneyiminin giderek dijitalleştiği, hatta sanatın ruhunun yapay zekâ ile bile tartışıldığı bir dönemde bu yüzleşme seyircide ne kadar karşılık buluyor?

Burada aslında seyirci salondan sadece gördüğü bir hikâyeyi tüketerek değil, düşünmeye devam ederek çıkıyor diye düşünüyorum. Hani naçizane üç oyun sahneledik ama gözlemlerim —olumlu da düşünse, olumsuz da düşünse izleyici— genelde gördüğüm, benim amacımı daha besleyen bir şey oldu. Onu düşünmeye ittiğimizi görüyorum. Genel olarak seyircinin kayıtsız kalmasına çok da yer vermiyoruz. Doğru bir ifade mi olur, bilmiyorum ama seyirciyi geldiğimiz noktada, işte ironi ile beraber onun kayıtsız kalamayacağı bir pozisyona girmesi söz konusu diyebilirim sanırım.

- Zaten izleyiciyi o güvenli mesafesinden çıkarıp oyunun potansiyel bir parçası da yapıyorsunuz oyunun. Seyirciyi bu şekilde konfor alanından çekmek sahnede nasıl bir psikolojik reaksiyon yaratıyor diye sorayım.

Yani seyirci "Evet, oyun interaktif bir oyundur" diye bizim belki oyundan önce tiyatrolarda ya da ulaşılabilecek yerlerde bilgilerimiz var aslında ama yine de sandığından daha fazla seyirci dâhil oluyor. Bu bazen o seçtiğimiz bilinçli rahatsızlıklar ki, bunu belli bir düzlemde bırakmayı tercih ettim. Rahatsızlığı, çünkü taciz boyutuna getirecek kadar hani izleyiciyi tüketecek bir yere getirecek bir dili yok aslında.

Buradan çıkan bir gerilimi ironiye bağlayıp aynı zamanda oyunun içerisinde de sandığından daha fazla etki altında kalıp "Aa bir dakika, ben de bunun bir parçasıyım" diyerek çıkmasını aslında sağlamaya çalışıyoruz desem doğru olur sanırım.

- Zaten şunun için de teşekkür ederim. "Gösteri interaktif unsurlar ile yoğun ve ani ışık kullanımı içermektedir. Işığa duyarlı, epilepsi veya sara nöbetlerini tetikleyebileceğinin göz önünde bulundurulması rica olunur." Daha önce, önce yaptığım bir söyleşide hiçbir oyuna bu notun düşülmediği ile ilgili bir eleştirim olmuştu ve şu an bilet alma platformlarında ya da işte tiyatrolar.com.tr gibi sitelerde bu uyarıyı düşüyorsunuz. İnsanlar kendi oyuncularına göstermezken, siz seyirciye kadar bu hassasiyeti göstermeniz konuşulması gereken bir şey. Keşke herkes de bunu yapsa.

Bu yorumun için bu arada teşekkür ederim. Yeri mi bilmiyorum ama aynı zamanda oyunu izlemekle kalmayıp burada bize ayrıca bir alan açtığın için de teşekkür ederim. Çünkü oyunun aslında izlendikten sonra hâlâ konuşuluyor olması, üzerine bir şeyler paylaşmak, bizim de oyunu daha iyi noktaya getirmemiz açısından çok güzel bir görünürlük biçimi oluyor. Bunun için teşekkür ederim alan açtığın için. Bu dikkatin için de teşekkür ederim.

Selam olsun oyuncularına haber vermeden farklı sahneleri çeken yönetmenlerimize veya "Tiyatronun doğasındadır" deyip her şeye sınırsız olarak yer açıyor görünüp, aslında oyuncuları ya da yeni genç asistanları, yani suistimal etme aşamasına gelen yönetmenlere, yapımlara selam olsun diyelim. Gerçi onlar dinlemiyordur zaten bu programı. Bilmiyorum, belki de kulaklarına gider bir şekilde.

- Bir de Ezel Akay'la bir işbirliğiniz var. Burada şu soruyu sormak istiyorum. Ringi sadece fiziksel bir alan değil, işte o görünmeyen baskıların ve hesap verilmeyen kararların açığa çıktığı bir yüzleşme alanı olarak biraz önce de zaten sen de tanımladın. Ezel Akay ile dramaturji sürecinde bu mekânın kurallarını nasıl belirlediniz diye soruyorum.

Ezel Akay ile ben yıllar önceden tanışıyorum. İlk uzun metrajımın işte senaryo yazımında bir saatlik bir profesyonel anlamda bir........

© T24