menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kendi gerçeklerinden kaçmayan bir insanın direnişi: Açılın ben de oyuncuyum!

16 0
18.04.2026

Tiyatrocu Orkun Genç, kendi hayatındaki sarsıcı yüzleşmeyi Gezici Kumpanya'nın yeni yapımı Refik - Açılın Ben De Oyuncuyum ile sahneye taşıyor. Hayattaki yarım kalmışlıklarına rağmen pes etmeyen, denemekten ve mücadeleden asla vazgeçmeyen bir karakterin evrensel hikâyesini merkeze alan bu interaktif oyun; yapboz gibi sökülüp takılabilen dekoru ve dördüncü duvarı yıkan rejisiyle kendi gerçeğinden kaçmayan bir insanın direnişini anlatıyor.

Kendi gerçeğini de yazıp oynayan Orkun Genç, yönetmen Sercan Şekerci ve yardımcı yönetmen Alara Türkü Aktaş; sahnedeki yüzleşme sürecini, 'kambur adam' metaforunu ve seyirciyi kendi görünmez travmalarıyla baş başa bırakan oyunlarını T24'e anlattı.

Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayın

- Oyuna geçmeden önce ilk olarak sizi tanıyarak başlayalım?

Orkun Genç: Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. Tiyatroya 10 yıl önce başladım, alaylı olarak eğitim aldım. 2023 yılında Gezici Kumpanya'yı kurduk Alara ile beraber ve sanatımızı burada icra ediyoruz.

Alara Türkü Aktaş: Ben de Marmara Üniversitesi'nde okudum; tercümanlık, çevirmenlik. Orkun'la da Sercan Hocamla da orada tanıştık, alaylı bir şekilde. Gezici Kumpanya'nın da genel koordinatörüyüm.

Sercan Şekerci: Marmara Üniversitesi’ne 2008 girişliyim, biyoloji bölümü mezunuyum. Sonrasında tiyatroda devam ettik, yine alaylı bir şekilde orada. Daha sonrasında Şehir Tiyatrosu'nda eğitim aldığım iki yıllık bir süreç oldu. Darülbedayi Atölyesi'nde pandemiye kadar devam ettik. Herhalde bir 15 yılı aşkın süredir de tiyatronun mutfağında, dışında, içinde, her yerinde yer aldık. Yolumuz devam ediyor bu şekilde.

Sercan Şekerci, Alara Türkü Aktaş ve Orkun Genç (soldan sağa)

- Refik - Açılın Ben De Oyuncuyum oyunu ne anlatıyor Orkun senden dinleyebilir miyiz?

Orkun: Refik aslında bir sahneye çıkma cesaretini anlatıyor. "Açılın ben de oyuncuyum" derken Refik, "Ben bugün buradayım. Dünyaya, hastaneye atılacağım. Sahneye çıkmaya cesaret edeceğim" diyor. Hedeflediğim şey aslında yazarken, tüm insanların kendi hikâyesini sahneye dökebileceği ile alakalıydı. Ben de böyle yaptım, kendi hikâyemi sahneye döktüm. Aslında kendi hikâyemi döktüm ama Refik benden bambaşka bir karakter olduğu için onun kararlarıyla oyun farklı bir yere gitti. En çok bundan zevk aldım aslında, o farklı yere gitmesinden. Benim için çok keyifli bir süreç oldu.

- Orkun seninle devam edelim, oyundaki hikâyenin ne kadarı kurgu, ne kadarı gerçek hikâyen?

Orkun: Yüzde 50, yüzde 50 diyebilirim. Ama yüzde 50 yüzde 50 olmasının sebebi aslında işte Refik, tam olarak Refik yani. Çünkü Refik şöyle; hayatındaki insanlar onu hayatlarından çıkartıyorlar. Bende tam tersi oldu. Ben kendi hayatımda, ben çıkara çıkara ilerledim gibi oldu. O yönden farklılık gösterdiği için de istenmeyen bir adam oldu Refik. O istenmeyen adam olmasının sebebinde de kendini arama yolculuğuna çıktı.

- Oyunun yaratım sürecinden de biraz bahseder misiniz?

Sercan: Şimdi şöyle; normalde pandemi öncesine kadar biz çok yoğun ve iç içe devam eden bir sürecimiz vardı. Pandemiden sonra ben iş değiştirdiğimden dolayı arkadaşlarımdan birazcık uzak kalmak durumunda kaldım ama onlar devam ettiler. Orkun yazmaya devam etti. Alara yaratım ve yönetim sürecindeydi. Sürekli zaten Gezici Kumpanya'yı birlikte inşa ettiler, kurdular. Fakat benim de Orkun'a bir sözüm vardı hastalık sürecinde, hani ben de zaten geri dönmek istiyordum bir şekilde tiyatroya. "Atlat, birlikte bir proje yapacağız mutlaka" diye. Bu oyunda Orkun, "Bu sefer yönetmek ya da arka planda olmak değil, ben oynamak istiyorum. Hocam gelip yönetir misin?" dedi. Zaten böyle bir şey geçiyordu aklımdan. Zaten güvendiğim iki arkadaşım varken onlarla yeniden bir araya geldik. Oyunu, metni konuştuk; "Nasıl yapabiliriz?" üzerine. Çünkü kalabalık bir kadroydu, biraz idare etmesi zor olabilirdi. Her yaştan kast var zaten oyunda. Ama birbirimizin dilini çok iyi anladığımız için onu çok iyi koordine ettiğimizi düşünüyorum. Biz haziranın sonu gibi provalara başladık ve iki ayda oyunun iskeleti çıkmıştı. Son bir ayı da zaten tamamen sahnede teknik detaylarla tamamladık ve ekim ayından sonra da oynamaya başladık.

Orkun: Buna ek olarak, yönetmenlik beni çok yordu açıkçası. Tam da iyileştiğim sırada hemen yönetmenliğe geçtim. Oyuncularla uğraşmak beni çok yordu; kendi oyuncularım aslında hepsi, yani çoğu kendi eğitim verdiğim insanlar. En son dedim ki "Açılın ben oynayacağım!" dedim. Aslında tam olarak yazım süreci de böyle başladı. Yazdıktan sonra da hemen Sercan Hocama gittim. En güvendiğim insan, yönetmenlik konusunda. Birlikte çok iş yaptık çünkü.

- Bu sadece bir hastalık hikâyesi değil, bir futbolcu hikâyesi. Aslında başka başka hikâyeler, çok katmanlı, bir sürü hikâye var içeride. Yarım kalmışlıkların hikâyesi olabilir. Ve hiçbirinde karakterimiz pes etmeden yoluna devam etmek istiyor. Bir röportajda "Herkesin kendi hikâyesini vakti geldiğinde sahneye taşıyabileceği iyi bir metin" diyorsunuz. Seyircinin kendi görünmez travmasını Refik'in hikâyesinin üzerinden okuyabilmesi için sahne tasarımında ya da oyunun ışık, dekor tasarımında nelere dikkat ettiniz?

Alara: Aslında tam olarak Gezici Kumpanya'nın amaçlarından bir tanesi bu. Yani biz zaten gezici bir kumpanyayız, sabit bir alanımız yok. Dekorlarımız hem daha minimal hem de biz Türkiye'nin neresinde, hangi şehrinde sahne alırsak alalım insanlara bir yerden dokunup onların empati kurabileceğini, kendi hayatlarından bir şeyler bulabileceği hikâyeler işlemek istiyoruz genel olarak. Bu oyunda da Refik, Orkun'un dediği gibi gerçekten "Açılın ben de oyuncuyum!" diye ortaya birdenbire atılan herhangi bir karakter olabilir. Orada herhangi bir kişinin aslında hikâyesini izliyor olabiliriz. Bunun için dekorları yapboz gibi birazcık kurduk. Yani ortaya çıkacak olan, o cesareti gösterip hayatını anlatacak kişinin kendi hayatına uydurabileceği, bozup yeniden inşa edebileceği küplerle bir tasarım yaptık. Işıkları da keza o şekilde. Karakter ortaya çıkıp örneğin rejiyle konuşup "Şunu değiştir, şöyle bir müzik ver" falan gibi iletişim kuruyor rejiyle, interaktif bir oyun. Bu şekilde bir tasarı yaptık.

- İnteraktif kısma geçmeden önce Orkun'a şunu sormak istiyorum: Oyun çok katmanlı olsa da zamanında benzer bir hastalığı atlatmış biri olarak hikâyenin o kısmı bana çok dokundu. Sahnede kendi en ağır gerçeğini oynarken, seyircide uyanabilecek acıma duygusunu kırmak için özel olarak yaptığın bir şey var mı?

Orkun: Yok. Niye yok? Çünkü Refik de Orkun da yaşadığı şeylerden tecrübe edinmiş ve günün sonunda kendine acıyan biri değil. Kendine acıyan bir oyuncu yoksa sahnede, seyirci de karşısındaki o insana acımaz diye tahmin ediyorum. Ha, acıyabilir de. Özellikle ailem izlemekte çok zorlanıyor oyunu. Her seferinde bir duygu seli var her izlediklerinde. Annem üçüncü kez geldi, yine ağlıyor. Böyle bir şeyin yaşanması yanındakiler için daha zor.

Ben kansere ilk yakalandığımda "Bunu atlatacağım" dedim. Atlattım. Çok düşük de bir yaşama yüzdem vardı, çok ağır bir hastaydım aslında. Günün sonunda bittiğinde hâlâ tahribatları var vücudumda ama bunu yaşanıp biten bir şey gibi kaleme aldım. Futbol sahnelerini nasıl yazıyorsam bunları da öyle yazdım. Ne oynarken ne yazarken Orkun üzülmedi.

Alara: Aslında oyun sürecinde de o şeyi yaşadık biz. Etrafındaki insanlar hani ne kadar hassas olmalı, nasıl yaklaşmalıyız diye biz de yaşadık ama Orkun'un çok rahat olması ve kendisine en zor anlarını sahnenin önünde kim bilir hani yüzlerce insanın önünde sergilemeye hazır olduğu için, o rahatlık ekibe ve daha sonra seyircilere de yansıyor.

Orkun: Benim için de planlanmış bir şey değildi o. Yani Refik'i yazarken "Refik sonunda kanser olacak" demedim. Refik öyle devam etti ve kanser oldu. Refik de benim gibi kansere yakalanan bir insan.

Elif Canıöz, Hüseyin Dönmez ve Orkun Genç (soldan sağa)

- Yönetmenimize sorayım: Ortada bir yanda ağır bir gerçeklik, diğer yanda sizin yönetmen olarak hayaliniz var. Prova sürecinde temkinli mi yaklaştınız, yoksa aranızdaki dostluğa mı güvendiniz?

Sercan: Ajitasyon yapmayacağımız konusunda hemfikirdik. "Bunu nasıl sağlayabiliriz? Tamam bir iskeletini oluşturacağız ama en önemli şey bu hikâyeye profesyonel bir açıdan bakmak zorundayız." Kendimi sıyırdım ve direkt bu noktaya aldım. Çoğu zaman şunu hatırlatmak durumunda kaldım kendime; "Ya bir dakika, sen şimdi normal bir şekilde direktif veriyorsun ama bu yaşanmış ve sahnedeki kişinin yaşadığı bir hikâye" diye hatırlattığım oluyordu. Yani onu o kadar baskıladım. Hatta Orkun'a şunun mesajını ben çok fazla verdim; Refik karakteri için başka bir kast arkadaşımız daha vardı. Belki ekibin prodüksiyon bütçesi mümkün olsaydı başka bir oyuncuyla da çalışabilirdik.. Orkun'a dedim ki; "Ben Refik'i sana oynatmak istemiyorum. Ben daha iyi bir oyuncuyla çalışmak istiyorum."

Orkun: Ben de tamamdım bu konuda.

Sercan: Direkt onu söyledim. Ama bunu söylemem onda pozitif bir etki yaptı. O öyle bir şekilde geldi ki yani sonra dedim ki; "Tamam, ben bunu başka birine oynatsaydım bu kadar hazır gelemezdi." Ama hikâyeyi yaşadığı için değil, gerçekten çalıştığı için. Ve samimiyet vurgusuyla; sanki bu bir başkasının hikâyesi, biz Orkun'u hiç tanımıyoruz, biz Orkun Genç'ten gelmiş bir metinde Refik'i oynayacak Ahmet diye bir oyuncuyla çalışıyoruz. Hep bu şekilde yaklaştık. Ve oyun çıkana kadar da bunun dışına hiç çıkmadık. Şimdi arkada biz artık Alara ile birlikte izlerken bazı sahnelerde ben de hâlâ kendimi tutmakta zorlanıyorum. Ama o an onun artık bir seyirci olarak farkına vardığım için. Prova sürecinde tamamen bunun dışında tutmaya çalıştım. İyi ki de böyle yapmışız. Samimiyeti seyirciyle iyi yakaladığımızı düşünüyorum bu anlayışla birlikte.

- Biraz da oyunun interaktif kısmından bahsedelim. Söyleşiden önce konuştuğumuz gibi, seyirciye geçmesini istediğiniz o gerilim hissini ben de tam anlamıyla yaşadım. Sürprizi çok bozmadan sorayım: Bu interaktif yapı fikri nasıl ortaya çıktı?

Orkun: Fikir şöyle ortaya çıktı. Hedeflediğimiz şey aslında dediğim gibi herkesin kendi hikâyesini yazabilmesi ve herkesi bu hikâyeye ortak etmek fikri. Böyle bir fikir olunca böyle bir oyun da tabii doğal olarak ortaya çıkmış gibi oldu. Bunu ben yazarken "Kendim oynarım" diye düşünerek yazdım zaten. O yüzden Sercan Hoca'ya bunu söyledim. Alara'ya gösterdiğimde başta şey dedik; "Ya bu oyunu satsak mı? Başka bir ekip mi oynasa?" Bir kere de hani yazdığımız bir şeyi bir izleyelim gibi düşündük. Sonra Alara tarot baktı, sonra "Sen oynayacaksın Orkun" dedi.

Alara: Ben değil, kartlar öyle söyledi.

Sercan: Bu kısmı ben bilmiyorum mesela bunu şu an öğreniyorum. (Gülüşmeler)

Orkun: Tekrar soruya döneyim. Şöyle çalıştım fikirden sonra: Ben Refik'im ve herkes Refik. Buradaki insanlar Refikler. Çünkü kendi hikâyelerini yansıtacak insanlar. Dolayısıyla ben bu insanlara karşı utangaç olamam, olabildiğince cesur yaklaşmam lazım diyerek çalıştım. Ve gerçekten insanlarla konuşurken hani kendimle konuşuyormuş gibi rahat bir şekilde konuşuyorum. Ya da ona sinirlenirken, ya da biri bana sinirlendiğinde, öfkelendiğinde, sahne esnasında seyircilerden bahsediyorum. Korkmuyorum ya da çekinmiyorum. Çünkü o zaten benim gibi hissediyorum. Benim için çok güzel bir deneyim oldu, eğlenceliydi. İlk oynadığım oyun Aklımdaki Kadınlar'dı. Orada da seyircilerin arasında gezen bir Jake karakteri vardı. Ondan da esinlendim biraz galiba.

- "Endişelenme kolu olmayan kambur adam. 9. kattan düşsen de ölmezsin. En fazla bir kolunu daha kaybedersin. Ömrünün sonu ancak bir falçata, bir kırılma ya da seni görmeyen gözlerden gelir" diye devam eden güzel ve çarpıcı bir tirat var. Buradaki 'Kambur Adam' kim?

Orkun: Bir gün pencereden bakıyordum ve bir leke gördüm hastane sürecinde. Lekeyi de kolu olmayan kambur bir adama benzettim. Hemen bunun üzerine bir şiir yazdım o gün. Yıllar sonra tabii o gün oturup konuşmadım kambur adamla. Ama yıllar sonra metni yazarken bir konuşma gerçekleştirdi kendisiyle Refik olarak.

Kambur adam eğilmek istiyor. Eğilmek istemenin sebebi şu; kambur adamı yaratan kişi bir boyacı. Cam kenarlarına macun atan, boyayan karakter, boyayı taşırıyor. Boya taşınca da ortaya bir leke çıkıyor. Kambur adamın amacı da şu; "Ben" diyor, "Eğilmek istiyorum. Eğilirsem eğer o cam kenarındaki lekelerden biri olacağım. Beni kimseye benzetemeyecekler." Çünkü o boyalara karışınca hayatın akışına dahil olacak. Refik'i de herkes bir şeylere benzetmeye çalıştı. Annesi de, babası da, hatta Can abisi de, hatta Juliet'leyken bile... Hepsi hayatını tek bir renge sığdırmaya çalıştı Refik'in. Halbuki oyunda da bahsettiğiniz gibi yaşamın tek bir rengi yok, hepsi bir arada olmalıydı. Aynı şekilde aslında Refik de kolu olmayan bir kambur adamdı.

- Oyunun interaktif yapısı o kadar geniş ki, Refik sahnede sadece seyirciyle değil, ışıkçıyla, sesçiyle konuşarak adeta yönetmenlik yapıyor. Tüm bu akışta dikkatimi çeken ve muhtemelen yakında güncellenmesi gerekecek olan o repliğe de değinmek istiyorum: Benim oynadığım oyun 500 lira eder mi?

Beş rakamının bir anlamı var. Oyun, fark ettiyseniz beş renkten oluşuyor. Refik ismi beş harfli bir isim. İşte Romeo da keza, canlandırdığı karakter oyunculuk esnasında. Sonrasında oyun 500 lira ediyor. Beş rakamı dengeyi ifade eden bir rakam. Şöyle ki, işte insanın elinde beş parmak vardır. İnsanda beş duyu organı vardır. Puanlamada da en yüksek sayı beştir. Çünkü dengeyi ifade eder, sınırdır yani. Rakamlar arasında en ortadaki sayıdır çünkü. 500 de o anlamda bana bunu ifade etti. 500 olduğunda oyun sona erecek. Çünkü bunun ötesi yok.

- Tiyatrodaki ısrarınızın motivasyonu ne?

Orkun: Israr etme sebebim galiba bir lanetten ötürü geliyor. (Gülüşmeler) İçimde biri sürekli "Yaz oğlum, yaz oğlum..." diyor. Tiyatroyu seviyoruz. Üretmek bizim için vazgeçilmez bir şey. Kolumuz bacağımız gibi bir şey yani. Hemen mesela üç tane oyun yazdım ben Refik'i oynarken. Şimdi "Hangisini oynayacağız?" diye konuşacağız, karar vereceğiz. Bir şey oluyor ve bilgisayarın başına geçip yazmaya devam ediyorum. Bir derdim var sanırım. Kumpanyamızın da bir derdi var. Onu anlatmak istiyoruz. Genelde bireysel konular işliyoruz biz. İnsanların çıktıktan sonra kendileri hakkında düşüncelere dalmasını önemsiyoruz, hedefliyoruz. Böyle de oluyor. Bu da bizi çok keyiflendiriyor zaten.

- Alara, senin ısrarın neden?

Alara: Yani anlatılacak hikâyeler var daha diye düşünüyorum. Onlar bitmeden benim için içindeki motivasyon da bitmez umarım, en azından şu an söyleyebileceğim kadarıyla. Orkun'un dediği gibi hem kumpanyanın derdi var, anlatmak istediğimiz şeyler var hem de göstermek... Yani günlük hayatı yaşarken yalnız başımıza başa çıktığımız çok fazla şey oluyor. Ama bunları hem oyuncu olarak hem rejide, nerede olursa olsun insanlarla paylaşabildiğin, sahnede gösterebildiğin zaman yaşadığın tatmin çok bambaşka bir şey. Yani tek başına hayata bir şekilde tutunmaya çalışmakla, yıkılmaya yakın olduğun yerleri insanların karşısında "Ama ben yıkılmadım, devam ettim" diyebilmek mesela hayata bağlamaya devam ediyor insanı.

Refik - Açılın Ben De Oyuncuyum oyun ekibi

- Sercan tiyatroya verdiğin arayı bu oyunla noktaladın. Merak ediyorum; bu uzaklaşma tiyatroya dair bir küskünlük ya da vazgeçiş miydi? Ve bunca zaman sonra kanınızı yeniden kaynatıp sizi sahneye döndüren o heyecan neydi?

Sercan: Önceki soruyla birleştirerek cevabını vereyim. Dünya çok gri. Herkes çok ciddi bence. Ve bu ciddilik içerisinde her bireyin de kendi çocukluğunu ya da oyun alanını bulabildiği bir şey var. Bu benim için tiyatro olmuştur. Bir başkası için bir başka sanat dalı ya da bir spor ya da bir başka uğraş da olabilir. Ben her bıraktığımda ve her geri döndüğümde bir şey buluyorum orada ve diyorum ki; "Yani iyi ki geri dönmüşüm." İşte şu oyun benim hayatımda şöyle bir kritik nokta; geri dönüp yazdığım yazıları okuduğum zaman oyunlar üzerine, parçası olduğum oyunlar üzerine hep benzer şeyleri yazmışım. Ve bu kopuklukları belli periyotlarda yaşadım. İşte üniversiteden mezun olduğum zaman yaşadım, askere gittiğimde yaşadım, ilk işimden sonra tekrar tiyatroya döndüğümde yaşadım, pandemiden sonra bu dönüşte de oldu. Bir küskünlük değil. Belki bir ufak bir korkaklık da diyebiliriz. Çünkü tamamen oraya yönelmeyi çok isteyip de yapamadığım da bir durum var. Aslında bir Refik hikâyesi de hepimizin hayatında çıktığı gibi bende de burada tiyatro üzerine çıkıyor. Hani belki bir ömrüm daha olsa tamamını tiyatroya verebilirim. Ağzım yani açlıktan kokana kadar belki de, bilemiyorum. Ama bu şekilde bir geri dönüş, doğru zamanlama... Bundan önce başka bir tiyatro ekibiyle de bir reji asistanlığı yaptığım süreç de oldu tekrardan bıraktığım süreçte. Ama yeniden yönetim safhasında yer almayı istiyordum. Çok güvendiğim iki arkadaşımla da böyle bir proje olunca onlar bana cesaret verdiler. Ben de yeniden geri döndüm.

Şimdi mesela bilmiyorum önümüzdeki sene olacak mıyım? İstiyorum ama işte hayat dinamiği onu karşılayacak mı? Yoksa yine iki yıl ara verip ondan sonra mı olacak? Bilmiyorum. Ama bir şekilde hep var hayatımda yani.

- Gezici Kumpanya Refik oyunuyla gezecek mi?

Alara: Evet. Her sene bir şekilde bir turneye çıkmaya çalışıyoruz mottomuzdan dolayı. Bu sene henüz takvimimiz belli değil ama Ankara ve Bursa, belki Ayvalık olabilir diye düşündük. Oradaki seyircilerin de bunun için kulakları açık olsun.

Orkun: Mutlaka gezeceğiz ama tabii belli değil takvimimiz. Yazın muhtemelen belli olacak.

- Peki, okuyucularımız nereden takip edebilir?

Orkun: Gezici Kumpanya'nın Instagram hesabını takip edebilirler.

- Oyunu merak edenler ne zaman ve nerede izleyebilecekler?

Alara: 16 Mayıs Pendik'te Atatürk Kültür Merkezi'nde olacağız.

- Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sercan: Yani ben şunu tekrar vurgulamak isterim. Prömiyerde de paylaştığım notlardan biriydi; Refik'in karşılaştığı zorluklarda yani bir genç ya da bir çocuğu göz önüne getirdiğimizde biz dört-beş tane hikâyeyi görüyoruz bu oyunun içerisinde ama bunlar bambaşka hikâyeler de olabilirdi. Bir lösemi parçası değil de bir başka zorluk ya da bir engel de olabilirdi. En çarpıcı örneği, bugün dünyada çok fazla savaş var ve bu savaşın ortasında kalan çok fazla genç var. O gençlerden biri de olabilirdi. Manipülasyona uğrayanlar, hiçbir suçu olmamasına rağmen o gündemin içerisinde kalan gençler ve çocuklar var. Dolayısıyla bunların mücadelesi, pes etmemesi, vazgeçmemesi, denemeye devam etmesi üzerine dokunmak istediğimiz bir yerde aslında Refik bizim için. Onu hep orada tutmaya çalıştık. Bu yüzden de herhalde samimiyet noktasında seyirciyle o bağı kurduk diye düşünüyorum.

Künye

Oynayanlar: Ahu Genç, Demir Berber, Ecem Timur, Elif Canıöz, Hüseyin Dönmez, Orkun Genç, Ömer Denizci, Samed Çetinkaya, Yavuz Köse
Yazan: Orkun Genç
Yöneten: Sercan Şekerci
Yardımcı Yönetmen: Alara Türkü Aktaş
Müzik: Ecem Timur, Emine Genç
Koreograf: Abdullah Aybars Ekim
Dekor Tasarımı: Eyüp Şekerci
Afiş Tasarımı: Emre Karacan
Reji Asistanları: Büşra Selimoğlu, Cansu Tunç, Zeynep Demirci
Saç ve Makyaj: Nuri Şekerci

Antre Tiyatro Söyleşileri

1. Bölüm

2. Bölüm

3.Bölüm

4.Bölüm

5. Bölüm

6. Bölüm

7. Bölüm

8. Bölüm

9. Bölüm

10. Bölüm

11. Bölüm

 


© T24