menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sahibinden kelepir anne babalar!

13 0
14.06.2026

“Ava nasıl bir anne baba istediğini çok iyi biliyordu. (…) Bahse girerim dünyanın en kötü anne babası benimkiler dedi kendi kendine. (…) Bir gün okuldan eve dönüyordu. (…) O sırada yerde duran renkli bir kağıt gözüne takıldı. Kağıdı eline alıp okumaya başladı: ‘Anne baba dükkanı. Eski anne babanızı getirin, yenileriyle değiştirelim! Gelin ve mükemmel anne babanızı bulun.’ Vay canına. Ava gözlerine inanamıyordu. Bu harikaydı. Muhteşemdi. Harikuladeydi. Birlikte yaşadığı iki huysuzu verip yerlerine tatlı ve kibar bir anne baba alabilirdi. (…) Ava’nın canına tak etmişti. Bu kadarı yeter diye bağırdı. ‘Sizi anne baba dükkanına götürüyorum.’ Bir şey söylemelerine fırsat kalmadan, Ava anne babasını sarıp paketledi, teslimata hazır hale getirdi.”

Çocukken pek çoklarının aklından benzerlerinin geçtiğinden neredeyse emin olduğumuz bir hayalin öyküsünü anlatır “Anne Baba Dükkanı”. Francesca Simon yazmış, Bahar Siber Türkçe’ye çevirmiş ve İletişim Yayınları tarafından basılmış.

Hayatının en az bir döneminde, anne babasının dilinden, tavrından, korumacılığından… sıkılınca daha iyi versiyonlara sahip olma hayalini mutlaka kurar insan. Hiç olmazsa bir arkadaşının anne babasına öykünür, onların çocuğu olmayı hayal edebilir. Eğer ciddi bir sorundan söz etmiyorsak da kısa sürede bunun hayalini kurmaktan bile suçluluk duyup kendi kendine unutturmaya çalışır bu düşünü. “Anne Baba Dükkanı” da bu gerçeğin altını çizerek çocuklarla ebeveyn ilişkisini konuşmamıza fırsat veren harika bir kitap.  

“İyilik” bahanesi ardına saklanmış bir dil

Anne baba dili, genellikle “doğrulara” yönlendiren içeriklerle dolu olur. Dersini iyi dinle, ödevlerini yap, terliğini giy, yemeğini bitir, dişini fırçala, yat artık, kalk artık… Arkasında yatan niyetin “iyi” olması, dildeki ifade şekline özen göstermeye gerek olmadığını bile düşündürür. Çünkü dersi iyi dinlemezse kendisi üzülür, terliğini giymezse ayaklarını üşütür, yemeğini bitirmezse bağışıklığı düşer… Anne ve baba ne dese hep çocuğun “iyiliği” için olduğundan kendini haklı görür.

Bu “iyiliğe” odaklı dil, çocuk büyüdükçe başlı başına bir çatışmanın sebebi haline gelir. Ergenlikle birlikte kendi sınırlarını çizmeye ve kendi karakterini oturtmaya çalışan çocuk için “onun iyiliğini düşünen dil” son derece can sıkıcı bir hal alır. Yıllardır duyduğu nasihati tekrar tekrar duymak değil, sadece anlaşılmak ister. Bir de sadece ve sadece........

© T24