menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bademler açmış

37 0
01.03.2026

“Zaman, biz körü körüne, bedenimizin sürüklenmesiyle dosdoğru ölüme sürüklendiğimiz için vardır.”
Marguerite Yourcenar, Rüya ve Kader

Bazen bazı mekânlar, tüm zamanı ve dünyayı kaplar.
Datça’da bademler açmış, bahara durmuştu; o mevsim, o anda tüm ağaçlar, tüm bitkiler badem ağacıydı sanki.
Deniz Gezgin’in (Doğa Defteri) kışbahar dediği şubat ayında, Datça’nın sakin engin koyları köpürmüş, kıyıların altını üstüne getiriyordu.
Yazın, ayaklarım suya ersin diye uzandığım denize en yakın şezlongun olduğu yer, şimdi bembeyaz köpüklerle kabaran parlak mavi dalgaların altındaydı.
Her zaman oturduğum kafe su geçirmez branda ile kapatılmıştı.
Sırtımı, özel olarak Trabzon’dan getirttiklerini söyledikleri, daha çok eski bir vagona benzeyen, sapasağlam bir demirden yapılmış kocaman sobaya verip fırtınayı seyrettim.
Sobadaki odunların çıtırtıları, dalgaların brandayı dövüp kıyıdakileri önüne katıp sönümlenişi, zihnimi sükûnet ile dolduruyordu.
İstanbul’dan Dalaman’a uçarken cam kenarını seçmiş, manzarayı seyre koyulmuştum.
İçimi kaplayan ölü zaman tortularını usulca gökyüzüne bırakarak, içimde badem çiçeklerine yer açmaya hazırlanıyordum.
Datça’ya gidiş yolunda, Sakar’dan inerken beliren eşsiz manzara, Marmaris’e dönen yol ayrımı, Balıkaşıran’ın bir yakasında yeşil, bir yakasında turkuaz mavi serilen deniz, içimdeki son tortuları da kahve fallarında hop diye kabaran yürekleri güçlü bir inançla tabağa döken falcılar gibi döktü.
“Safkan bir av köpeği/Yunan’dan kalma bir tazı/Denizin içinde kıvrılmış yatıyor güneşte/Bu güzelim yarımada” diyor ve başka hiçbir söze hacet bırakmıyor Can Yücel.
Sabah güneş açar açmaz badem ağaçlarının bir Van Gogh tablosu gibi ruhumu bezeyeceğini bildiğim Palamutbükü’ne, Yaka Köyü’ne doğru yola çıktım.
Vincent van Gogh, Çiçek Açan Badem Ağacı tablosunu, doğumunu akıl hastanesinde yatarken haber aldığı, kendi adını taşıyan yeğeni için yapmış.
Yaşamın döngüselliğini, yeni başlangıçları kutsamış olmalı.
Badem ağaçlarını gören gözlerim hemen belleğime uğruyor.
İlkin, Nikos Kazancakis’in badem ağacıyla konuşması düşüyor aklıma:
“Dostum bana Tanrı’dan bahset dedim ve badem ağacı çiçek açtı.”
Yunan mitolojisinde, güzel bir ağaca adanmamış bir efsanenin olmaması düşünülemez elbette.
Antik Yunan’da tanrıların gözdesi, baharın müjdecisi, yeni başlangıçların habercisi badem ağacı da, aşkından umudu kesip ölen bir prensese, aşkın ebediliği ve umudun sonsuzluğuna adanmış.
Yunanistan’da “Badem çiçekleri açtı, mevsim başlasın.” diye bir deyiş varmış.
Bu kez badem çiçeklerine vuran güneş, bedenimi yalayıp geçen hafif rüzgâr, tanıdık bir hüzün için yüreğimi yokluyor.
Henüz Datça’nın vakur yalınlığına sığınmayı düşlemediğim, pandemiden önceki zamanlarda, sosyal medya sitelerinden birinde uzun yıllardır izini kaybettiğim bir hekimin şu notuna rastlamıştım:
“Doktorluğu ve her şeyi bıraktım, çok sevdiğim Datça’ya yerleşiyorum.”
Tanıdığım, benden büyük, hayranlıkla izlediğim, zeki, çalışkan bir hekim, özel birisiydi.
Kardiyologdu.
Bu notu gördüğüm anda, iyileşmeyecek bir hastalığın son safhasında olduğunu da öğrenmiştim.
“Aylardan Ocak, Şubat’a az kaldı. Datça’nın çıldırma zamanı geliyor. Badem çiçekleri patlıyor... Son badem çiçeği açtığında kahramanımız ölecek. Ve mavi kod Datça alarmı verilecek. Sonrası belli değil…” Mehmet Metin

Mavi kod, hastanelerde hayati tehlike arz eden acil durumlar için kullanılan uluslararası bir uyarı sistemidir.
Bir hekimin kendi ölüm kodunu teyellediği “sonrası belli değil…” notu beni çok ağlatmıştı.
İkinci şans umudunu, pişmanlıklarını, bahara duyduğu derin özlemi duyumsamıştım.
Ölürken badem çiçeğine kattığı anlam kazındı belleğime.
Badem çiçeğiyle öyle tanıştım.
Sonra Doğan Cüceloğlu’nun 21 Şubat 2019 tarihli notu ile durum berraklaştı.
“Can parçam” diye başlamış notuna ve yakını olan Mehmet Metin’in beyin kanseri nedeniyle hastanede yattığını, ellerinin tutmadığını ama yakınları aracılığıyla duygularını yazıya döktüğünü ve bunları bir kitap hâline getireceğini belirtmiş.
Belli ki hikâyesini, ölümün neye benzediğini anlatmak istemiş bize.
Hekim ve ölüm kodu var anlattıklarında.
Ölümünü kontrol etmeye, düzenlemeye ve korkusuna meydan okumayı içeren şöyle bir not bırakmış:

“Kitabımızın kahramanı işte bu badem çiçeği festivali ile hayata gözlerini yummayı planlamıştı. Tam o döneme denk getirmişti. Çok sevdiği Datça’sıyla vedalaşıp öbür tarafa geçiş yapacaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Ölüm gecikti, gelmedi bir türlü.”

Ölümü dört gözle beklediğini anlatmış.
Datça ve badem çiçekleri ölümünü bilsin istemiş.
Her şey biter her şey, geriye yalnızca hikâyen kalır, ama o da bizde kalmasın, bilinsin isteriz.
Yaşamın yaşanılmış ve yaşanılacak tüm trajedilerini yazmış olan Shakespeare’in Hamlet’inde ölümün kıyısındaki Hamlet’in, kendisine ölümünde eşlik etmek isteyen yakın dostu Horatio’dan, kendi hikâyesini anlatmak için bu kötü dünyaya biraz daha katlanmasını rica ettiği o sahne…
Doğan Cüceloğlu, 26 Şubat gecesi ölümünü ve Son Badem Çiçeği Açtığında’nın kitap olduğunu bildirdi.
“Ne yazık ki, kitap eline geçmeden hasta bilincini kaybetti.” yazmış.
Belki de şüphesi yerindedir, yani dediği gibi “sonrası belli değildir…” ya da o artık, şimdi bana onun hikâyesini anlatan badem çiçeklerinden biridir.
Belirsizliğimiz o kadar belirli ki nasıl delirmeden katlanıyoruz bilmiyorum.
Hakikatle aramızda daima gerçeklik vardır.
Düş kurmakla aramızdaki en kalın duvar ise gerçekçiliktir.
Düş kurmayı öğrenmiş olması, beni onun hikâyesiyle buluşturuyor.
Akıp giden, uçup giden ama bir türlü geçmeyen, kavuşulamayan o zaman…
Bir gün artık çalışmamak için çok çalışıp, bir gün o günün bir türlü gelmediğini fark ettiğimiz zaman.

Badem Çiçeği

Demir bile filiz verebilir;
evet, demir bile.
Bu, demir çağı, ama yine de umut edebiliriz:
demirin çatlayıp
tomurcuklandığını,
paslı demirin çiçek bulutlarıyla
kabardığını görmek
insana cesaret verir.

Badem ağacı,
Aralık’ın çıplak demir kancaları gibi topraktan fışkırır.
O, ölümcül zehri bilen bir yılan gibi acı çeker;
ama tüm bu sertlikler içinde çiçek açar.
Demirin ve çeliğin arasından
sanki gökten düşen kar pulcukları gibi
uçuşur tomurcukları.
Ama yanılıyorsun, bunlar gökten değil;
yeraltının derinlerinden fırtına gibi yükselir,
demirin arasından, çeliğin arasından
gül sıcaklığında uçlarda ve soluk pembe tanelerde,
dünyaya sessiz, kutsal bir müjde taşır.
Ne kadar narin, ne kadar güçlü bir kalptir bu!
Badem ağaçlarının paslı kılıçları gibi,
demiri bile kıran bir kalp.

David Herbert Lawrence, Çeviri: Osman Tuğlu


© T24