menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Cadılar Bayramı gizemi: 100 yıldır bu mezardan beklenen o mesaj bu Halloween’de de gelmedi

58 0
yesterday

1926 yılının başlarında New York’ta ünlü bir karı koca arasında çok ilginç bir anlaşma yapıldı.

Ünlü erkek karısına şunu söyledi:

“Eğer senden önce ölürsem ve öteki tarafta hayat varsa, mutlaka bir yolunu bulup sana mesaj göndereceğim.”

Karısı da ona şu cevabı verdi:

“Önce ben gidersem, ben de sana mesaj göndereceğim…”

Çok iddialı ama ilginç bir anlaşmaydı.

Karısına bu sözü veren erkek, çok ünlü bir “kaçış sanatçısıydı”

Aslında bu, insanlık tarihinin hiçbir zaman kesin cevabını bulamadığı bir soruydu:

“Öteki tarafta hayat var mı?”

Cevabını ancak Tanrı’nın kutsal kitaplarda verdiği bir soru…

Karısına bu sözü veren erkek, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sihirbazlarından ve kaçış sanatçılarından Harry Houdini’ydi.

Houdini, eşiyle yaptığı bu anlaşmadan bir süre sonra, 31 Ekim 1926’da aniden öldü.

Bir Halloween, yani Cadılar Bayramı günüydü.

Bu da onu Halloween’i kutlayanların gözünde bir ikon hâline getirdi.

Geçen cuma günü, 100 yıldır mesaj beklenen bu mezardaydım

Geçen cumartesi, Houdini’nin ölümünün 100. yılıydı.

Houdini, 20. yüzyılın belki de yeni doğan medyanın ilk süperstarıydı.

Ben de bir pop sosyolog olarak onun hikâyelerini hep büyük ilgiyle okudum.

Ölümünün 100. yılı dolayısıyla The New York Times’ta çok güzel bir yazı yayımlandı.

New York’ta bulunduğum için, tam ölüm yıl dönümünde mezarını ziyaret edeyim dedim.

Mezarlıkların benim için çok ilginç bir sosyolojisi vardır.

Her mezardan müthiş hikâyeler çıkar.

31 Ekim akşamı New York’un en ünlü Halloween partilerinden birine davetliydim.

O sabah Houdini’nin mezarına gitmeye karar verdim.

Hazreti İbrahim’in mezarının adını taşıyan bir mezarlıkta yatıyor

Houdini, ölümünden beş gün sonra, 4 Kasım 1926’da Queens’in Ridgewood bölgesindeki Machpelah Yahudi Mezarlığı’na gömüldü.

Yahudi mezarlıkları cumartesi günleri kapalıymış.

O nedenle mezarlığa 30 Ekim cuma günü gittim.

O bölgede çok sayıda Yahudi mezarlığı var.

Bunlar farklı Yahudi topluluklarına ait.

Bazıları tel örgülerle birbirinden ayrılmış.

Houdini’nin yattığı mezarlığın adı “Machpelah”.

Adını, Hazreti İbrahim’in aile mezarlığı olarak satın aldığı, Batı Şeria’daki El Halil’de bulunan Makpela Mağarası’ndan alıyor.

Mezarının kenarına yapılan anıtın üzerindeki kelime aklıma takılıyor

Kapıdan giriyorum.

20.yüzyılda milyonlarca insanı büyüleyen sihirbazlık ve kaçış sanatının efsane ismi Houdini’nin mezarı karşımda.

Yahudi mezarları genellikle sade ve birbirine benzer bir anlayışla düzenleniyor.

Ama onun için, daha çok Katolik mezarlarını andıran bir anıt yapılmış.

Anıtın üzerine küçük, çelenk benzeri bir çiçek bırakılmış.

Üzerinde şu yazıyor:

“Believe…”

“İnan…”

İşte 100 yıldan beri o mezardan gelecek mesaj bekleniyor.

İnsanlığın evrensel bilinmeyeni:

“Öteki tarafta hayat var mı?”

Şimdi 100 yıl geriye dönüyorum…

22 Ekim 1926: Bir soyunma odasında atılan üç yumruk

Çağının en büyük şovmeni Harry Houdini, 22 Ekim 1926’da Montreal’deki Princess Tiyatrosu’nun soyunma odasında, bir divanda dinleniyordu.

Haftanın başlarında verdiği konferansa katılmış üç üniversite öğrencisi onu ziyarete geldi.

Houdini, karın kaslarının sertliği ve sağlamlığıyla hep övünürdü.

Gelenlerden biri, Joscelyn Gordon Whitehead adlı bir öğrenciydi.

Houdini’ye, sık sık övündüğü gibi karnının her türlü darbeye dayanabileceği iddiasının doğru olup olmadığını sordu.

Ardından, cevabını beklemeden karnına art arda birkaç yumruk indirdi.

Şaşkına dönen Houdini irkildi ama olayı fazla önemsemedi.

O gece trene binip Detroit’e gittikten sonra birden fenalaştı

O gece Detroit’e gitmek için trene bindi.

Detroit’te fenalaştı ve hastaneye kaldırıldı.

31 Ekim 1926 gecesi öldü.

52 yaşındaydı.

Neydi onun bütün dünyaya tanıttığı “kaçış sanatı”?

Harry Houdini, 20. yüzyılın en ünlü sihirbazlarından ve kaçış sanatçılarından biriydi.

Gerçek adı Ehrich Weiss’tı.

24 Mart 1874’te Budapeşte’de doğdu; çocukken ailesiyle birlikte ABD’ye göç etti.

Sahne adı “Houdini”yi, hayranlık duyduğu Fransız sihirbaz Jean-Eugène Robert-Houdin’den esinlenerek aldı.

“Kaçış sanatı” denilen şeyi bütün dünyaya tanıtan ve dünyanın en tehlikeli gösteri sanatlarından biri hâline getiren kişiydi.

Neydi bu kaçış sanatı?

Ellerini kelepçelettiriyor, sonra bütün vücudunu zincirletiyor ve su dolu cam havuzlara dalıyordu.

Havuzda, bir insanın nefessiz kalabileceği süre içinde önce kelepçelerinden, sonra zincirlerinden kurtuluyordu.

Yani resmen ölümden kaçıyordu.

Sonraları bu tehlikeli işi daha da büyüttü.

Kendini kelepçeli ve zincirli hâlde köprüden nehre attırıyordu.

İstediği zaman omuzlarını yerinden çıkararak........

© T24