menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran’ı Anlamak 4: Humeyni geliyor, ABD’yle yakın temas sürüyor

134 0
10.03.2026

Geldik sonuncu yazıya. Bu dördüncü yazıyla birlikte İran tarihinde kısa bir gezinti yapmış olacağız. Hiç şüphesiz anlatacak daha çok şey var ama en azından kafamızda bir İran resmi oluşturmamıza yardımcı olduğuna inanıyorum bu yazı dizisinin.

Bu son bölümde Humeyni dönemine geçmeden önce iki şeye vurgu yapmak istiyorum. Birincisi Şii ulemanın toplum hayatındaki yerine dair.

Bu yazılar serisinde de gördüğünüz üzere Şii din adamları İran’ın sosyopolitik hayatında her daim etkili olmuş, destekleri yahut karşı çıkışlarıyla her politik sürece müdahale etmeye çalışmış bir grup.

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ve eşi Şahbanu Farah Pehlevi, Tahran'daki Mehrabad Havalimanı'ndan sürgüne gönderilirken

Kaçarlar ülke kaynaklarını emperyal güçlerin hizmetine sunarken, Şiiler mesela Tütün Grevi’yle yönetimin karşısına çıkıyorlar. Başbakan Musaddık önce Şii ulemanın da desteğini alarak Ulusal Cephe’yi kurduğunda petrolün millileştirilmesi sürecinde onlarla beraber hareket ediyor. Ama sonra darbe geldiğinde ulemanın Musaddık’tan desteğini çektiğini hatta darbeye destek verdiğini görüyoruz.

Yani İran, tarihi boyunca Şii din adamlarının siyasal gücünden sıyrılarak adım atmayı başaramamış. Şiiliğin bir mehdi beklemesi, inançları gereği bir din âliminin rehberliğine ihtiyaç duyması ulemanın bu gücü hep elinde tutmasına neden olmuş.

Mesela Şah’ın 1963’teki Beyaz Devrimi’ne karşı çıkarken mollaların, en çok kadın haklarına itiraz ettikleri yazılır. Oysa Şah o reform hamlesinde Şii ulemayı kızdıran çok önemli bir başka işe girişmiştir: Toprak reformu. Dünyanın en adil insanı olduğu için değil elbet. Amacı ulemanın elindeki geniş arazileri alarak onları mali açıdan güçsüz hale getirmekti. (Bu arada yüzbinlerce dönüm araziyi kendi üzerine geçirmeye devam ediyordu tabii.) İktidarının ilk yıllarında İran’ın en görkemli camilerini yaparak din adamlarını yanında tutmayı başarmıştı. Lakin gerçekten kendini güçlü hissettiğinde para kaynaklarını keserek, Şii ulemayı siyasal denklemden çıkarmayı hedefliyordu.

Vurgulamak istediğim ikinci nokta ise İran’ın etnik yapısının çeşitliliği. Ülkenin yüzde 60’ı Perslerden oluşuyor. Bu grubun Arap olmadığının altını çizmek isterim. Zira bizde sıkça karıştırılır. Dilleri (Farsça) ve kültürleriyle başka bir kültürden söz ediyoruz. Bunun dışında Türkler (Acemler, yüzde 16), Kürtler (yüzde 10), Araplar, Beluciler… Saymakla bitmez. Ülkenin fiziki haritasına baktığınızda şunu görürsünüz: Bu grupların önemli bir kısmı yüksek dağlarla merkezden ayrışmıştır. Farsî grupları merkezde, Azeri Türkleri’ni Hazar’ın batısında, Kürtleri daha batıda, Belucileri güneydoğuda görürüz. Dolayısıyla merkezi tutabilenin ülkeyi yönetebildiği bir coğrafya belki de İran’ın kaderi olmuştur demek pek de yanlış olmaz.

Coğrafya sahiden kader, anlayacağınız.

Bunları söyledikten sonra gelelim İslam Devrimi’ne. Humeyni ve diğer tüm Şii ulema için çıkış noktası her zaman Kum şehri oldu. “Mollaların Kenti” olarak da bilinen Kum, Tahran’a çok da uzak olmayan konumuyla merkez üstündeki baskısını hiçbir zaman eksik etmedi. Din adamlarının sık yetiştiği bir aileden gelen Ruhullah Humeyni de Şah’la kavgasına Kum’da başladı.

Bir önceki yazıdaki gibi bir sahneyle devam edelim: Yıl 1963. Aylardan Ocak. Şah 19 maddelik reform paketini referanduma götürmeye karar veriyor. 19 maddeden özellikle dört tanesi mollaların tepkisini çekiyor. Birincisi yukarıda bahsi geçen toprak reformu. Buna göre devlet toprak ağalarından kendi belirlediği bir fiyatla topraklarını alacak, piyasa fiyatının yüzde 30’una köylülere satacak, köylüler de bu borcu çok düşük faizlerle geri ödeyecek. Diğerleri ise kadınlara seçme hakkı verilmesi (mollaların büyük tepkisini çekecek), orman alanlarının ve çayırların kamulaştırılması (hayvancılık yapanlar tepkili) ve devlete ait bazı işletmelerin özelleştirilmesi (komünist Tudeh Partisi tepkili.)

Referandum ismini oy verenlerin kullanacağı pusulaların renginden alıyor. Halkın büyük kısmı okuma-yazma bilmediği için “Evet” diyenler beyaz, “Hayır” diyenler mavi pusulaları zarfa koyacak. Tabii her sandığın başında Şah’ın özel istihbaratı SAVAK’ın adamları var. Sonuç belli: 5 milyon 600 bin evet oyuna karşı sadece 4 bin hayır çıkıyor sandıktan.

İşte bu noktada Humeyni seçime dört gün kala sert bir çıkış yapıyor ve açıktan Şah’ın otoritesine meydan okuyor. Şah deliriyor. Birkaç ay süren gerilimin ardından Şah’ın ordusu Kum şehrine giriyor, çatışmalar çıkıyor ve önce tutuklanan Humeyni daha sonra ev hapsine alınıyor. Şah,........

© T24