menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arşidük Franz Ferdinand suikastı: Birinci Dünya Savaşı’na giden yol

25 0
19.04.2026

Zagreb’deki gizli bir terörist grubun Belgrad’daki yoldaşlarına yorum yapmadan gönderdiği küçük bir gazete kupürü, 1914’te dünyayı ateşe veren kıvılcım oldu. O küçük kâğıt parçası eski ve gururlu imparatorlukları yıktı, yeni ve özgür ulusların doğmasına yol açtı.Ben Belgrad’daki terörist grubun üyelerinden biriydim… ben ve arkadaşlarım o günlerde umutsuz suçlular olarak görülüyorduk…Ne ilginçtir ki, günümüzde bu küçük grubum şimdilerde farklı bir ışık altında, öncü vatanseverler olarak kabul ediliyor. Eski Sırbistan’ın başkentindeki mütevazı bir kafede tasarlanan gizli planlarımız Avusturya hâkimiyetinden kurtulmuş birleşik yeni ulus Yugoslavya’nın bağımsızlığına yol açan belgeler olarak kutsanıyor.’

- Borijove JECTİC

Avusturya İmparatorluğu’nun bir parçası olan Macaristan 1848 yılında gerçekleşen devrim sürecine kadar varlığını Habsburg ailesinin zulmü altında sürdürür. Paris’te başlayan devrimin Avusturya’da da şiddetle hissedilmesi sonrasında Macar halkı isyan eder. İmparatorluktaki siyasi ortam sürdürülemez hale gelir. Avusturya karşıdevrim sürecindeki ilk günlerde “Kutsal İttifak” ortağı Rusya’dan gelen destekle isyanı ancak bastırabilecektir.

Ancak bir süre ara veren isyan durmaz. Bütün şiddetiyle devam eder. Sonunda, devrim etkisini gösterir; imparatorluğun yönetimi eşit koşullarda iki parlamentolu bir modelle yer değiştirerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğu haline dönüşür. Bu modelle ülkede İmparator-Kral uygulaması başlar. Francis Joseph Avusturya imparatoru ve Macaristan kralı olur. Ancak siyasi model olarak ciddi bir sorun vardır. Sırplar başta olmak üzere Slav topluluklarının tamamı Macaristan’ın siyasal yapısı içinde kümelenmiştir.

Avusturya-Macaristan İmparatoru Francis Joseph

İmparator Joseph, 1903 yılına kadar kör döğüşü şeklinde geçen süreçte, ülkedeki azınlıkların Slovak, Sırp, Hırvat veya Romen sorunları ile hiç ilgilenmez. Kendisine yönelmesi olası tüm sorunları yasalarla engeller. Macar Kralı unvanı olmasına rağmen, sorunları Macar otoritelerine havale ederek kendisini olaylardan soyutlar.

Veliaht prens Arşidük Ferdinand siyasi konularda imparator amcası ile aynı düşüncede değildir. Macar idaresi altında kümelenen toplulukların monarşinin en temel sorunu olduğunu kavrayan Ferdinand, Bohemyalı Çekler, Bosnalı Sırplar ve Hırvatların ayrılıkçı hareketlerinin iyi bir şekilde algılanması gerektiğini düşünür. Macarların taşeron olarak kullanılarak işin çözülemeyeceğini kavrar.

Arşidük Ferdinand

Yakın çevresi ile yaptığı sohbetlerinden ve özel yazışmalarından Ferdinand’ın geleneksel Prusya-Hohenzollern, Avusturya-Habsburg ve Rus-Romanov saltanatlarının acımasızca sürdürdükleri mutlak monarşizme ve Kutsal İttifak’a karşı olduğu hemen hissedilmektedir. Ferdinand’a göre Avusturya için 3 değişik siyasi model vardır; birincisi Alman ırkına hegemonya sağlayan önceki merkezi yönetim anlayışı, ikincisi halen uygulanan ikili yapı, yani Alman-Macar ortaklığı ve kendi savunduğu monarşik federalizm. Eğer federalizm kabul görürse, imparatorluktaki tüm uluslar eşit haklara sahip olabilecektir.

Genç yaşlarında Amerika Birleşik Devletleri’ni ziyaret ederek ülkeyi trenle baştan başa geçen Arşidük, 1906 yılında yazdığı bir makalede ülkesi için Amerikan modelinin çok uygun olduğunu ifade eder. Amerikan modeli Sırbistan tarafından önerilen Güney Slavları sorununa karşı bir çözüm olabilir miydi, sorusunu araştırır.  Ancak Avusturya, 1878 yılında işgal ettiği Bosna-Hersek’i 1908 yılında ilhak ederek, Bosna’yı kendi toprağı gören Sırbistan için savaş nedenini çoktan oluşturmuş, ortalık karışmıştır. Bosna’nın işgali sonrasında Macarlar, Bohemya Slavları (Çekler) ile Bosna Slavları arasında sıkışıp kalarak baskılanan ülkelerinin oldukça zor bir durumda kaldığını iddia ederler.

Arşidük veliaht Alman Kaiser Wilhelm’e yazdığı bir mektupta, Avusturya’nın Macaristan’ı federal yapıyla yeniden şekillendirmesinin şart olduğunu belirterek, bunun kılıç zoruyla bile yapılabileceğine işaret eder. Bu iddiayı öğrendiğinde Avusturya-Macaristan İmparatoru Francis’i çok şaşırır, dehşete düşer. Nitekim, Ferdinand’ın önerdiği Amerikan modelinden de çok rahatsız olan İmparator, Arşidük’ün Bosna’da öldürüldüğü haberini aldığında oldukça rahatlamıştır.  Ülkesi için en büyük tehlike ortadan kalkmıştır.

Arşidük Ferdinand Suikastı

Ferdinand Suikastı, Avusturya-Macaristan’a, Sırbistan’a saldırmak için aradığı bahaneyi vererek, I. Dünya Savaşı’na giden yolu hızlandırır. Suikastı gerçekleştiren ekibin öncüsü on dokuz yaşındaki Gavrilo Princip, reşit olmadığı için en ağır ceza olan idam yerine yirmi yıl hapse mahkûm edilir. Günümüzdeki Bohemya sınırları içinde bulunan Terezin’deki hapishanede 1918 senesinde hastalanarak ölen Princip ile son günlerinde görüşen hapishane psikiyatristi Dr. Martin Pappenheim, Birinci Dünya Savaşı’na neden olduğu üzüntüsüyle uzun süre acı içinde kıvranan mahkûmun suikastı yapmasaydı yine de savaş çıkabilirdi düşüncesiyle kendisini teskin etmeye çalıştığını söylemiştir.

Şimdi Gavrilo Princip’in ekibi “Genç Bosna-Mlada Bosna” hareketi içinde bulunan ve suikastın ertesinde 3 yıl hapis cezası alan Borijove Jevtic’in (*) anılarından olayın gelişimini, 28 Haziran 1914 gününü adım adım izleyelim:

Zagreb’deki gizli bir terörist grubun Belgrad’daki yoldaşlarına yorum yapmadan gönderdiği küçük bir gazete kupürü, 1914’te dünyayı ateşe veren kıvılcım oldu. O küçük kâğıt parçası eski ve gururlu imparatorlukları yıktı, yeni ve özgür ulusların doğmasına yol açtı. Ben Belgrad’daki terörist grubun üyelerinden biriydim. Grup üyeleri, ben ve arkadaşlarım o günlerde umutsuz suçlular olarak görülüyorduk. Başımıza ödül konmuştu. Ne ilginçtir ki, günümüzde bu küçük grubum şimdilerde farklı bir ışık altında, öncü vatanseverler olarak kabul ediliyor. Eski Sırbistan’ın başkentindeki mütevazı bir kafede tasarlanan gizli planlarımız Avusturya hâkimiyetinden kurtulmuş birleşik yeni ulus Yugoslavya’nın bağımsızlığına yol açan belgeler olarak kutsanıyor.

O küçük gazete kupürü, sınırlı tirajlı bir Hırvat dergisi olan Srobobran’dan kesilmişti. Viyana’dan gelen kısa bir telgraftan bahsediyordu. Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın 28 Haziran’da Bosna’nın başkenti Saraybosna’yı ziyaret edeceğini ve komşu bölgelerde yapılacak askerî manevraları yöneteceğini bildiriyordu.

Haber, Nisan 1914’ün sonlarına doğru, buluşma yerimiz olan Zetna Moruana adlı kafeye bir gece yarısı ulaştı… Çok mütevazı bir kafede küçük bir masada, titrek bir gaz lambasının altında oturduk ve heyecanla tekrar tekrar okuduk. İçinde hiçbir öğüt ya da uyarı yoktu. Sadece dört harf ve iki rakam ne yapmamız gerektiği konusunda bizi tartışmasız bir şekilde aynı karara götürmeye yetti. Bu işaretler kader günü olan 28 Haziran’ı ifade ediyordu.

Avusturya adına gelecek olan Franz Ferdinand, yalnızca bir baskıcının temsilcisi olmakla kalmayıp kendi şahsında da kibirli bir zorba iken, o gün Saraybosna’ya girmeye nasıl cüret edebilirdi? Böyle bir giriş bizler için açıkça planlanmış bir hakaretti. 28 Haziran her Sırp’ın kalbine derinlemesine kazınmış bir tarihti; o nedenle o günün kendine özgü bir adı vardı. Buna bizler Sırpça “Vidovdan” deriz. Bu, 1389’da Amselfeld (Kosova) Savaşı’nda Eski Sırp Krallığı’nın Türkler tarafından fethedildiği gündür. Aynı zamanda İkinci Balkan Savaşı’nda Sırp ordularının eski yenilginin ve yıllar süren esaretin intikamını Türklerden aldığı gündür.

Bu nedenle, yeni baskıcı Franz Ferdinand için, bizi topukları altında tutan silahlı gücünü göstermek üzere Sırbistan’ın kapılarına kadar gelmesi için 28 Haziran uygun bir gün değildi. Kararımız neredeyse hemen alındı. Zorbaya ölüm!

Sonra işin düzenlenmesi meselesi geldi. Onun ölümünü kesin kılmak için örgütün yirmi iki üyesi görevlendirildi. Başlangıçta adamları kura ile seçeceğimizi düşündük. Ancak burada Gavrilo Princip devreye girdi. Princip’in, Sırp tarihinde en büyük kahramanlardan biri olarak yer alması kaderidir. Ferdinand’ın ölümü kararlaştırıldığı andan itibaren planlamada aktif bir liderlik üstlendi. Onun tavsiyesi üzerine eylemi planladık. Grubumuzun üyeleri, onun yönetimi ve bir Sırp gazetesinde dizgici olan Gabrinoviç’in idaresi altında Saraybosna’da ve çevresinde bulunuyorlardı. Her ikisi de dava uğruna her şeyi yapabilecek kişiler olarak görülüyordu…

O kader sabahı doğdu. Franz Ferdinand’ın Saraybosna’ya varmasından iki saat önce, yirmi iki suikastçının tamamı kendilerine ayrılan yerlerde, silahlı ve hazır durumdaydı. Arşidük’ün tren istasyonundan belediye binasına gitmek zorunda olduğu güzergâh boyunca yaklaşık 500 yard aralıklarla yerleştirilmişlerdi. Franz Ferdinand ve maiyeti istasyondan hareket ettiğinde, ilk iki suikastçının yanından geçmelerine izin verildi. Motorlu araçlar bir girişimde bulunmayı mümkün kılmayacak kadar hızlı gidiyorlardı ve kalabalıkta Sırplar da vardı. Bir el bombası atmak birçok masum insanı öldürebilirdi.

Ferdinand ve eşi Bosna Tren Garı'nda

Araba yanından geçerken, dizgici Gabrinoviç bombayı attı. Bomba arabanın yan tarafına çarptı, ancak Franz Ferdinand soğukkanlılıkla kendini geriye atarak kurtuldu ve yara almadı. Onun maiyetinde bulunan bazı subaylar yaralandı.

Saldırı ile şaşıran kafile ve arabalar hızla belediye binasına gittiler. Diğer suikastçılar onlara müdahale etmedi. Belediye binasındaki kabulden sonra, Avusturyalı komutan Genel Vali ve General Potiorek, şehirde isyanın kaynadığını söyleyerek Franz Ferdinand’a şehirden ayrılmasını rica etti. Arşidük şehirden en kısa yoldan ve hızlı bir şekilde ayrılmaya ikna edildi.

General Potiorek

Tatbikat alanına giden yol “V” harfi şeklindeydi ve Nilgacka Nehri üzerindeki köprüde keskin bir dönüş yapıyordu. Franz Ferdinand’ın arabası bu noktaya kadar yeterince hızlı gidebilirdi; ancak burada dönüş için yavaşlamak zorunda kaldı. Princip orada yerini almıştı. Araba onun hizasına geldiğinde kaldırımdan ileri atıldı, paltosundan otomatik tabancasını çekti ve iki el ateş etti. İlk kurşun Arşidük’ün eşi, Düşes Sofia’nın karnına isabet etti. Kadın hamileydi. Anında öldü.

İkinci kurşun Arşidük’ü kalbine yakın bir yerden vurdu. Yalnızca bir kelime söyledi: “Sofia”, yaralı eşine bir sesleniş. Sonra başı geriye düştü ve yığıldı. Neredeyse anında öldü.

Subaylar Princip’i yakaladılar. Kılıçlarının düz tarafıyla başına vurdular. Onu yere düşürdüler, tekmelediler, kılıçlarının kenarlarıyla boynunun derisini sıyırdılar, işkence ettiler; neredeyse öldürüyorlardı. Daha sonra Saraybosna hapishanesine götürdüler.  Ertesi gün askerî hapishaneye nakledildi ve diğer arkadaşlarının toplanmasına başlandı. Yakalananlar olayla ilgileri olmadığını söyleyerek, suçlamaları inkâr ettiler.

Bombayı atan Gabrinoviç ile yüzleştirildiğinde Princip onu tanımadığını söyledi. Başkaları da getirildi, fakat Princip en açık gerçekleri bile inkâr etti. 28 Haziran 1914 tarihindeki suikast ertesinde tutuklanan 7 Bosnalı terörist daha sonra sorgulamalarında, ileride imparator olması halinde, büyük Sırp ideali için en büyük tehlike olan “federatif sistemi” önermesi olası birini öldürmenin onlar için bir şeref olduğunu söylediler.  Arşidükü öldüren 19 yaşındaki Gavrilo Princip ve diğer arkadaşı Nedjelko Carbrinovic verdikleri benzer ifadelerde adeta aynı şeyleri söylediler. “Arşidük Federal bir monarşi kurmaya çalışıyordu; bu Büyük Sırbistan’ın önündeki en büyük engeldi”.

Ertesi gün Princip’in ayaklarına zincir vuruldu; bunları ölümüne kadar taşıdı. Tek pişmanlık belirtisi, Arşidük’ün eşini öldürdüğü için üzgün olduğunu söylemesiydi. Aslında yalnızca onun kocasını hedef aldığını ve diğer kurşunun General Potiorek’e isabet etmesini tercih edeceğini ifade etti.

Avusturyalılar Saraybosna’daki bilinen tüm devrimcileri tutukladı ve doğal olarak ben de onların arasındaydım. Ancak suçla bağlantıma dair hiçbir kanıt yoktu. Princip’in hücresinin yanına yerleştirildim ve o hapishane avlusunda yürüyüşe çıkarıldığında, ben de onun refakatçisi olarak götürülüyordum…” (*)

Suikast sonrası çizilen görseller

28 Haziran’dan önce Viyana’da neler oldu?

Şimdi,1914 yılının Nisan ayına geri dönelim.

Avusturya-Macaristan İmparatoru Francis Joseph’in 1914 yılı Nisan ayında ciddi bir solunum rahatsızlığı yaşadığı söylenir. Hayatı pamuk ipliğine bağlıdır. Tahtın tek varisi Veliaht Prens Ferdinand tahtı devralmak üzere her an başkente gidecek şekilde hazırlıklarını sürdürür. Ancak ihtiyar adam ölüme direnir. Times, o günlerde Viyana’da yaşlı imparatoru hayata bağlayan tek şeyin nefret ettiği kuzenine tahtı bırakmamak olduğunu yazar. Sonunda imparator iyileşir ve aradan iki ay geçer. Yazın o güzel sıcak günlerinde bu defa Arşidük Veliaht Franz Ferdinand’ın görevli olarak Saraybosna’ya gitmesine engel olabilecek pek çok neden vardır.

 Veliaht Franz Ferdinand 4 Haziran günü İmparatorla konuşarak, Bosna’da yapılması önceden planlanan askeri manevraya Ordu Genel Müfettişi sıfatıyla katılmasından affedilmesini ister. İmparator cevap olarak böyle bir itirazı makul görebileceğini söylemekle beraber, görevi alması halinde eşi Sophie’nin de ziyarete katılabileceğini nazik bir biçimde iletir. Bunun anlamı, sevgili eşi Sophie’nin bu seyahatte kendisine resmi bir görevle eşlik edebileceğidir.  Üstelik evliliklerinin tam onuncu yıl dönümünde.

Veliahdın planlanan ziyaret günü olan 28 Haziran öncesinde, Birinci Kosova Savaşı'nı anmak için Saraybosna sokaklarının Sırp bayrakları ile donatılması, Avusturyalı Genel Vali Oskar Potiorek’i çok kızdırmıştır. Suikast sırasında hayatını kaybedecek olan Potierek, Bosna’daki gelişmeleri başından beri abartarak ilettiği Avusturya Genelkurmayını her vesileyle savaş için kışkırtmıştır.

Almanya’nın suikasta tepkisi bambaşka bir şekilde gelişir. İki hafta önce Bohemya’da karşılaştığı sevgili dostu Franzi’nin (Franz Ferdinand) ölüm haberini alan Kaiser Wilhelm şok geçirir. Wilhelm o ana kadar Avusturya’nın Sırplarla savaş yapma düşüncesini hiç ciddiye almamıştır. Ama durum değişmiştir. Alman Parlamentosu Reichstag durumu anında değerlendirir ve Sosyal Demokrat ağırlıklı olmasına rağmen parlamento savaş kararına hemen onay verir. Avrupa’da dengeler değişmiş, ortaklıklar şekillenmeye başlamıştır.

Suikast Basın organlarında yayınlanıyor

Berlin-Bağdat Demiryolu Projesinin Ferdinand Suikastı ile Bağlantısı

Ferdinand soruşturmasını yürüten savcı, Princip’in suikast girişiminden kısa bir süre önce, militanlar tarafından protokol konvoyuna fırlatılan el bombası konusunu araştırırken, kendisini oldukça karışık bir senaryonun içinde bulur. Savcı, Arşidük’ün resmi ziyareti öncesinde Bosnalı jandarmalarla, Avusturya askerî birliklerinin neden olduğu organizasyon bozukluğunu ve güvenlik zafiyetini ısrarla sorgular. Koruma işini sadece 36 kişilik bir güvenlik birimi yerine getirmiştir. Dahası, protokol konvoyunun takip edeceği yol güzergâhı, bir gün öncesinden bütün Bosna gazetelerinde ayrıntılı olarak yayınlanmıştır. Üstelik Ferdinand’ın şoförü Latin Köprüsü üzerinde iken çok garip bir manevra yapmıştır. Yolu karıştırdığı bahanesiyle aracını durdurmak suretiyle, protokol aracını suikastçı gençlere açık bir hedef haline getirmiştir.

Suikastçılar tutuklanırken aracın şoförü Franz Ofner, savcı ile bile görüştürülmeden serbest bırakılmış, ortalıktan kaybolmuştur. Dahası, evlerinde yapılan araştırmalarda, Ferdinand ve eşinin naaşlarına ilaçlama yapan doktorun militan gençlere suikast öncesinde afyon tedariki için yazdığı reçeteler ve tedavüle yeni çıkmış ciddi miktarda Avusturya paraları bulunur. Söylentilere göre bu para, Avusturya gizli servisi tarafından Bosna’daki Avusturya birliklerine sağlık malzemesi alınması kılıfıyla gönderilmiş, ancak bir şekilde suikastçılara ulaştırılmıştır.

Asıl önemlisi bu kirli bağlantıları kuran Avusturya makamlarındaki önemli isimlerin Berlin-Bağdat Demiryolu Projesi’ndeki Türk hisselerine yüklü miktarlarda para yatırdıkları iddiasıdır. Demiryolu projesi ile ilgilenen Alman ve Avusturya şirketleri arasında Krupp, Henschel ve Holzmann gibi dev şirketler bulunmaktadır.

Berlin-Bağdat Demiryolu

Bu durumda, bir bölümü Sırbistan’dan geçen ve Avusturya için düşman toprağı sayılan bölgeyi de aşan demiryolu projesindeki hisselere Alman ve Avusturya yetkililerinin neden yatırım yaptıkları sorusu, gün ışığı gibi açıklığa kavuşmaktadır. Yakınlarda kendi yaratacakları bir bahane ile çıkacak savaşla Sırbistan yok edilecek, demiryolu güven içinde tamamlandıktan sonra da proje kendisinden beklenen kârlılığı bütün görkemiyle ortaklarına sunacaktır.

Günümüzde neredeyse her gün duyduğumuz savaş senaryoları tartışılırken, ekonomik nedenlerin daha derinden araştırılmasının önemini  düşünerek, yüz on dört yıl önceki Bosna suikastını değerlendirmelerinize sunmak istedim.

(*) The Murder of the Archduke Franz Ferdinand at Sarajevo,28 June 1914, By One of the Conspirators, Borijove Jevtic.” Jevtic gençlik yıllarında “Genç Bosna” (Mlada Bosna) hareketine katılarak, Saraybosna suikastının içinde bulunmuş, üç yıl hapis cezası almıştır. Bu döneme ait anılarını daha sonra kitaplaştırmıştır.

KAYNAKÇA:

“The Faber Book of REPORTAGE, Edited by John Carey, The Murder of the Archduke Franz Ferdinand at Sarajevo,28 June 1914, By One of the Conspirators Borijove Jevtic” The Balkans, Nationalism, War, and the Great Powers 1804-2011, Misha GLENNY, The Berlin-Baghdad Express, The Ottoman Empire and Germany’s Bid for World Power, Sean MCMEEKIN The Fall of The Ottomans, The Great War in the Middle East, Eugene ROGAN. İki mermi, iki suikast ve Birinci Dünya Savaşı’na da bağlanan Berlin-Bağdat Demiryolu, Enver GÜNEY, 12.04.2020, T24 Haftalık Yazıları.

© T24