menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gündüz Vassaf: Şuursuz düzenin temsilcileriyle karşılaştığımızda gülemediğimizde zulme katkıda bulunuruz; gülmek direniştir

37 0
26.06.2026

Gündüz Vassaf'ı ilk okuduğumda siyaset bilimi birinci sınıf öğrencisiydim, çok sarsılmıştım. Cehenneme Övgü, yerleşik kabulleri tersyüz eden dili ve insan doğasına başka bir yerden bakma cesareti gösteren bir kitaptı ve okuyan üzerinde derin izler bırakıyordu.

 

 

 

 

Yıllar sonra onu tanıma şansı bulduğumda, kitaplardaki o sesin gerçek hayatta da aynı olduğunu gördüm. Vassaf, meraklı, kışkırtıcı, sıcak ve hep biraz beklenmedik. Sizi zorlar, güldürür, ardından düşündürür. Bazen aynı anda üçünü birden yapar. Hayata hep başka bir pencere açar, gidilmedik bir yolu işaret eder.

Gündüz Vassaf ile İngiltere’den döner dönmez Boğaz'a bakan evinde buluştuk. Beklenenin aksine sohbete aşkla başladık. Konuşma ilerledikçe babalığa, gençlere, korku toplumlarına, yapay zekâya, ölüm fikrine ve insanın neyi koruyarak insan kalabileceğine uzandı.

Yeni yayımlanan kitabı Günlük Yaşam Felsefesi: Şimdiye Övgü'de okuru yavaşlamaya, hayatın içindeki küçük mutlulukları fark etmeye davet eden Vassaf, yine bize çivisi çıkmış dünyada ezber bozan yollar tarif ediyor. Ona göre dünyanın büyük sistemleri değişiyor olabilir ama sevgiyi, güveni ve sorgulama cesaretini korumadan geleceğe dair bir hikâye kurmak mümkün değil.

Gündüz Vassaf ile aşkı, neşeyi, gençliği, yapay zekâyı ve insan kalmanın imkânlarını konuştuk.

Gündüz Vassaf (sağda) ve Elif Soyseven

- Sizinle hep totalitarizmi, siyaseti konuşuyorlar. Ben bu güzel Haziran gününde bu sefer keyifli şeylerle başlayalım istiyorum. Size aşkı sormak istiyorum. Sizin için aşk nedir?

Babamın bir anısı var aşkla ilgili bunu anlatmaktan hoşlanıyorum. Evimizin çatı katında, yıllar önce günlük hayatımızdan kaldırılmış ama önemli görülmüş ki saklanmış gazete kupürleri vardı. O kupürlerin bir tanesinde, 50'li yıllardan, babam psikiyatrist fotoğrafı birinci sayfada. Gazeteci soruyor: 'Doktor Bey, bu aşk hastalığı ne menem şeydir?' Cevap: 'Âşık olmamak hastalıktır.' Ben size bu sözü söylerken, beş dakika içinde âşık olabilirim. Bir sofra hazırlayarak, sevişerek, sokakta da o heyecanı yaşarım. O heyecan beni mutlu kılar. Ama üstüne de gitmem. Sık sık âşık olduğum oluyor, ama ilk bakışta değil, hep sohbetlerde.

- Nasıl bir aşıksınız? Bazıları yerlere yapışır, aşkından ölür...

Âşık olduğumda perişan olduğum oldu tabii ki. Yerlere yapıştım. Şöyle bir örnek vereyim, âşık oldum birisine, nerede onun saçına, kolyesine benzer bir şey görsem aklıma o geliyor. Algıda seçicilik nereye baksam o. Lakin doğacak oğlumuzun annesi hamileyken de bu sefer gözüm hep hamile kadınların bedenindeydi. Başka bir heyecan türü. Ama beni çarpan bir güzellik tanımı olmadı hiç. Hep sohbetlerle gelişti.

- Bir konuşmanızda 'Babamın sevgisinden kaçtım' diyorsunuz. Siz nasıl bir babasınız?

Babam öldüğünde hastanenin yakınında bir dere vardı. O derenin başına gittim. Ve birden kendimi Asya steplerinde koşan özgür bir tay gibi hissettim. Onun sevgisi karışan bir sevgi değildi. Kazağımı giymem için uyaran ihtimam sevgisi değildi ama sevgiydi. Sesinde, çaldığı ıslıkta vardı. O sevgi beni boğmuyordu ama o kadar çokmuş ki, öldüğünde sanki bir yük kalkmış oldu üzerimden. Ama üç ay içinde de saçlarım döküldü. Oğlumla ilişkimde sevgi konusunda... Keşke ona sorsaydım nasıl sevgimi gösterdiğimi. O lisede, Boston’dayız matematiği iyi değildi. Eyalet çapında sınavlar vardı ve o sınavı geçmezse mezun olamayacaktı. Olmasa da olmazdı benim için, dert değildi. Ama kendisi inat etti, daha çok çalıştı. Özel hoca bulundu ve geçti. Bir seferinde dedi ki: 'Daha çok baskı yapsaydınız.' Hiç baskı yapmıyordum çünkü. Fazla soru sormamayı da oğlum öğretti bana. Üç beş yaşındayken 'Rüya gördün mü?' diye sordum. 'Görmedim' dedi. Birkaç gün sonra meraklı baba yine sordum. 'Gördüm' dedi. 'Ne gördün?' 'Kedi.' ‘’Eee,’’ dedim. ‘’Kedi rüyasında beni görüyordu,’’ deyip kesti. Demek istiyordu ki: Artık bana böyle bir soru sorma. Geçen gün annemin günlüğünü buldum, ilk defa okudum. "Gündüz’ü anlayamıyorum ne düşündüğünü bilmiyorum, geçen gün din hakkında ne düşünüyorsun diye sordum, güldü, cevap vermedi, " diye yazmış. Çok üzüldüm anneme cevap vermediğime, nerdeyse ömrü boyunca ona kapalı kutu olduğuma. Ben oğlumun dilinde konuşuyorum, o Tao, Seneca sever, onunla hayattan konuşuruz, kitap, yaşam felsefesini, seyahatleri konuşuruz. Doğan maça gitmekten hoşlanır, ben de onunla maça gitmekten hoşlanıyorum. Tiyatroya gideriz, satranç oynardık eskiden. Bir gün sofrada, "Bugün ne öğrendik?" diye sordu, Beyrut’ta dronların bombaların patlamasıyla yaşayan bir arkadaşım da "Bizi bugün ne mutlu etti? " diye sordu. Şimdi ara sıra sofrada bu soruları sorup tartışıyoruz.

- Sizi ne mutlu eder?

Düşüncelerde birbirini bulabilmek. Sorabilmek, sorgulayabilmek. Yazdıktan sonra kendimi iyi hissetmek. Vaktimi boşa harcamak kendimi çok kötü hissettiriyor. Geçen gün Floransa’da 90 yaşında bir heykeltraş arkadaşımla yemek yedik, yemekten sonra ona lokum ikram ettim. Tozu genzine takıldı, öksürdü, sonra kendine geldiğinde bize baktı, o öksürdüğü 30 saniye için, "Ne büyük zaman kaybıydı"dedi. Dolayısıyla vakti boşa harcamak beni çok kötü hissettiriyor.

- Babanız Demokrat Parti milletvekiliydi ama dayınız Tan Gazetesi’nin sahibi Zekeriya Sertel? Başına gelenlere hiç kızmadınız, öfkelenmediniz mi?

Türkiye’nin özelliği bu bence, çünkü bir aileden birçok farklı görüş çıkabilir. Aynı aileden yalılardan komünistte çıktı, iş adamları, paşalar da çıktı. Ama o yıllarda aileler bölünmüyordu. Ailelerin görüşmemecesine bölünmesi son 20 yılda oldu, ABD’de, Fransa’da, Türkiye’de. Milli Şef İnönü’nün gençleri galeyana getirip komünistlere hücum diye yıktırttığı Tan Gazetesi kapandıktan sonra, dayım reklam ajansı kurdu. Babam Demokrat Parti milletvekili ve doktor, muayenehanesi var, bir kısmı dayımın reklam ajansı oldu. Adnan Bey ile babam çocukluk arkadaşıydı. Dayımlaysa solun Demokrat partiyi desteklemesi için Celal Bayar’la birlikte anlaşmış, ikisi son anda korkmuş, girişimi inkâr etmişti. Ama babam ve dayım bir arada olabiliyorlardı. Ben üniversitedeyim, toplumdaki haksızlığa eşitsizliğe karşıyım, parti üyesi değilim ama solu destekliyorum, Moskova’ya bağlı solun ABD maşası diye baktığı Uluslararası Af Örgütündeyim, babamın Demokrat partili olduğunu saklamıştım sol cenahtan. Babam parlamentodan bir heyetle Washington’a gitmiş anti komünizm konuşması yapmıştı hiç hoşuma gitmemişti. 13 yaşında yatılı okula gittim, babam bana şiir yazardı ancak Amerika’nın çeşitli eyaletlerinde çalışıyordu, yan yana gelecek tartışacak çok zamanımız olmadı. 

- Babanız Türkiye’de psikiyatrinin kurucusu Mazhar Osman’ın yanında yetişmiş, babanız annenizle evlenmeden önce ona danışmış. Mazhar Osman, eğitimli kadınla evlenilmez demiş?

Mazhar Osman babama ‘’Gelinimiz kim?’’ diye sormuş, babam da ‘’İstanbul Üniversitesi felsefe mezunu,’’ deyince, o da ‘’Okumuş kadınla evlenilmez deyivermiş. Mazhar Osman Türkiye’de psikiyatrinin kurucusu, ama zamanın kadın telakkisi buydu. Annemle babam 1936’da evlenmişler, annem bir duruş olarak gelinlik bile giymemiş evlenirken, 6 ay sonra da annem Amerika’dan burs kazanıyor ‘’Ben gidiyorum,’’ diyor babama. Babamın parası yok, nasıl gidecek, orada ne yapacak bilmiyor, annem gidiyor. O da bir ilaç edip patentini satıyor, peşinden gidiyor.

- Çocukluğunuzda bir gün ağaca tırmanıyorsunuz, anneniz klasik anneler gibi yapma düşersin yerine oraya çıktın ama başına ne geleceğini düşündün mü diyor, sizin düşünce dünyanızın temel taşlarını anneniz mi oluşturdu?

Galiba yoğun sevgiyi babamdan aldım, zeybek oynuyor, türkü söylüyor, şiir yazıyor, bunları yaparken o yoğun aşkı, heyecanı görüyordum. Sevgiyi babamdan, düşünmeyi annemden aldım sanırım.

- Son kitabınız Şimdiye Övgü’de mutlu bir hayat için diktatörleri görmezden gelin diyorsunuz, nasıl yapacağız bunu?

Bunu Borges’den ilhamla........

© T24