Yiğit Özgür sergisinde gülmeyi hatırlamak
En son ne zaman dolu dolu, kahkahalarla, umarsızca güldünüz? Evet, cevabınızı duyuyor gibiyim. Haklısınız. Hepimiz aynı durumdayız. Gülsek bile içimizdeki kaygının sesi hiç susmuyor. Ülke gündemi, güvenmediğimiz politikacılar, ekonomik sıkıntılar, şakanın sınırı, alınganlığın dozu, yanlış anlaşılma ihtimali, sosyal medyada linç edilme korkusu, herkesin herkesi sürekli denetlediği yeni hayat… Sanırım mizah artık yalnızca güldüren bir şey değil; cesaret isteyen bir alan.
Yiğit Özgür’ün İstanbul’da Galeri Işık’ta açılan Zamanın Tanığı sergisine gitmek istememin nedeni biraz da buydu. Londra’daki Chronicles of the Everyday sergisiyle eşzamanlı açılan ve büyük ilgi gören sergi, ilk bakışta Özgür’ün karikatür seçkisi gibi görünüyor. Ama içeride dolaştıkça başka bir duyguyla karşılaşıyorsunuz: Türkiye’de gündelik hayatın, arkadaşlıkların, ev içlerinin, iş sıkışmışlıklarının, küçük deliliklerin, bastırılmış öfkelerin ve sıradan insan hallerinin çizilmiş arşiviyle.
Ben Yiğit Özgür’le aynı dönemin okuru olmaktan gurur duyanlardanım. Onun karikatürleriyle yaş almak, yalnızca bir mizah dergisini takip etmek değildi. Haftada bir Uykusuz almak bizim için küçük bir ritüeldi. Ondan önce ve yanında Leman, Penguen, Lombak, Gırgır’dan gelen büyük mizah damarının içinde bir okurluk aidiyeti vardı. Dergiler elden ele dolaşırdı. Bir karikatür görülür, kahkaha atılır, yan masaya gösterilir, ertesi gün aynı replik arkadaş ortamında yeniden söylenirdi.
Bugün bunu hatırlamak bile tuhaf geliyor. Çünkü artık yalnızca gülme biçimimiz değil, şaka yapma biçimimiz de değişti. Eskiden birbirimizle dalga geçerdik; dozu kaçarsa “eşek şakası” derdik. Bugün her şaka, daha baştan kendini savunmak zorunda.
Yazımın amacı geçmişe övgü, bugüne sövgü asla değil. Daha çok........
