menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Roj Girasun: Demirtaş bir sonraki seçimde muhtemel cumhurbaşkanı adayı; süreç başladığından beri Kürtlerde Erdoğan karşıtlığı törpülenmiş durumda

57 0
23.02.2026

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu nihayet ‘süreç’ raporu üzerinde uzlaştı, rapor yayımlandı ve Komisyon’un misyonu da aslında nihayetlendi. Rapor üzerine tartışma muhtelif. Ancak hem hükümet cephesinin hem de Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından sürecin gecikmeli de olsa tam da öngördükleri şekilde ilerlediğini anlıyoruz. Raporun altıncı ve yedinci bölümlerindeki ‘demokratikleşme’ adımlarının tez vakitte atılmasını bekleyen kimse de yok gördüğüm kadarıyla. İş şu anda, PKK’nın silahsızlandırılması için gereken ‘eve dönüş yasası’nın çıkartılmasına kilitlenmiş durumda. 

Tüm bunlar olurken Türkiye’deki Kürt kamuoyunun nasıl bir ruh halinde olduğunu, Kürtler özelinde yaptıkları kamuoyu araştırmalarıyla tanınan Rawest’in Genel Müdürü Roj Girasun anlatsın istedim. 

Roj Girasun, küçük yaşlardan itibaren Kürt siyasi hareketinin içinde yoğrulmuş ancak son dönemde özgün bir söylem geliştirmiş olması nedeniyle içinden çıktığı hareketi çok da kızdıran bir isim. Girasun’u Kürt hareketinin eleştiri hattına sokan şeylerin başında Rawest’in Selahattin Demirtaş’ın popülaritesini ölçen araştırmaları var. Rawest Mayıs 2024’te açıkladığı araştırmanın manşetini “Kürtlerin ilk sivil lideri Selahattin Demirtaş: Kürtleri birleştiriyor, Türkleri uzaklaştırmıyor” diye atmıştı. Girasun, söyleşimiz esnasında böyle söylemese de 2024’te gördükleri tepki nedeniyle son yaptıkları benzer araştırmaları kamuoyuna açıklamaktan imtina ettikleri duygusuna kapıldım. 

Girasun, Demirtaş çizgisini savunurken verilerle konuşmaya özen gösteriyor. Ancak Demirtaş’ın politik hattına yakınlığı, Öcalan realitesini teslim ederek analiz yapmasına engel olmuyor. Zaten ona göre Öcalan ile Demirtaş farklı liderlik tarzlarını temsil etseler de birbirlerinin alternatifi olmak zorunda değiller. Aksine Roj Girasun, bugün devam eden ‘süreç’in başarıya ancak Öcalan ile Demirtaş’ın birbirini tamamlayan roller üstlenmesiyle ulaşabileceğine inanıyor. 

Girasun’un iddialı olduğu başka bir konu daha var. Bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde -2027 ya da 2028- Kürt siyasetinin cumhurbaşkanı adayının Selahattin Demirtaş olacağına emin. Bu öngörüsünün altında neyin yattığını tam olarak çözemedim. Belki de Demirtaş ile cezaevinde yaptığı görüşmelerden kendisine kalan izlenimdir diye bir akıl yürütmeye çalışıyorum. Zira böyle bir izlenimi olmayan birisi şu cümleyi kuramazdı herhalde: “Demirtaş cezaevinden çıktığında siyaseti bırakıp evde oturmaz.” 

Kürt seçmenin Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkisine dair veriler üzerinden yaptığı yorumları da ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyorum. 

“2002 Dünya Kupası’nda PKK  yönetici kadrosunun da Türk Milli Takımı’nı tuttuğuna dair anekdotlar dinledim”

-Çok genç yaştan beri kuvvetli bir aktivizm ile Kürt siyasi tartışma alanının içindesiniz. Diyarbakır-İstanbul arası mekik dokuduğunuz bir hayatınız var. Bugünü konuşmadan önce bugüne nasıl geldiğinizi sorayım. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz, nasıl bir aile içinde büyüdünüz

Politik bir ailenin içinde doğdum. Çocukluğuma dair ilk hatıralarım evdeki ve ülkedeki siyasi gündemle iç içe. Yedi yaşındaydım; Öcalan’ın yakalanması, 1999 seçimleri, Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) barajı geçememesi, Ahmet Kaya’nın ölümü… O dönem bunlar evde en çok konuşulan konulardı. Seçim akşamı herkes televizyonun başındaydı. Ben detayları tam anlamasam da önemli şeyler yaşandığını hissediyordum. Yasaklı bir Newroz’da Diyarbakır Batıkent Meydanı’na gidilişi hatırlıyorum. Evde o günlerin gerginliği konuşulurdu.

Cizre’den Diyarbakır’a göç etmiş bir aileyiz. Babam devlet memuruydu ve göçümüzün nedeni büyük ölçüde politikti. Evde faili meçhul olaylar, gözaltılar gibi konular sık sık gündeme gelirdi. Bunlar akrabalar ve eş dost arasındaki sohbetlerin doğal başlıklarıydı. Ama sonuçta çocuktum. Siyasetten çok futbolla ilgileniyordum. Dünya Kupası albümlerini biriktirirdim. Eve her gün siyasi gündemi takip etmek için gazeteler girerdi. Ben ise o gazetelerden futbolcu fotoğraflarını kesip albüme yapıştırırdım. O gün albüm eki varsa mutlaka gazeteyi bulurdum.

2002’deki Dünya Kupası'nda Türkiye'yi tutuyordum. O dönem çatışmasızlığın olduğu bir dönemdi. Benim gördüğüm o dönem Diyarbakır'daki hava da Türk milli takımını tutan bir havaydı. Hatta ilginç bir şey söyleyeceğim onunla ilgili. Sonraki yıllarda, 2002 Dünya Kupası sırasında cezaevinde olan biri anlatmıştı. O dönem Bursa Cezaevinde PKK'nin yönetici kadrosu ile içerideydi ve o çatışmasızlık havası sebebiyle örgütün yönetici kadrolarının da Türk Milli Takımı'nı tuttuğunu söylüyordu. Sabri Okların, Muzaffer Ayataların… Bu belki teyide muhtaçtır ama sonuçta onlarla cezaevinde yatan birinin bana anlattığı anekdot bu. 

“Araştırmalarımızın ortaya koyduğu sonuç şu: Kürt toplumun yüzde 80’i milli maçlarda türkiye’yi destekler” 

-E bugün de örgütün lideri devletle müzakerede, kendileri örgütün feshine onay verdi… Bu şartlar altında bugün de Dünya Kupası olsa, PKK’nın yönetici kadrosu yine Türkiye’yi mi tutar sizce? 

Onu bilmiyorum ben tabii. Ama bir kamuoyu araştırmacısı olarak söyleyeyim; milli maçlarda Türkiye’deki Kürt toplumunda Türkiye’yi tutanların oranı yüzde 75-80, rakibi tutanların oranı ise ancak yüzde 8-9’dur. Süreç olumlu nihayetlenirse muhtemelen bu oranlar daha da düşer. Türkiye’deki Kürt toplumunun çoğunluğu Türk milli takımı bir başka takımla karşılaştığı zaman mutlak anlamda destekliyor.  

-Hazır rakam konuşurken Rawest’in Mayıs 2024 tarihli araştırmasında elde ettiğiniz bulguları hatırlatmak isterim. Araştırmaya göre, DEM Partililerin üçte ikisi, Demirtaş’ı lider olarak görüyor. Demirtaş, Kürtler arasında 10 üzerinden 7,1 puanla en itibarlı lider çıkmıştı. Demirtaş’ı 5,5 puanla Ekrem İmamoğlu takip etmişti. Leyla Zana da üçüncü sıradaydı. Kürtler, DEM’den sonra kendilerine en yakın parti olarak CHP’yi görüyordu. Malum son bir buçuk yılda çok dramatik siyasi gelişmeler yaşandı. Bu araştırmayı güncelleme niyetiniz var mı? 

Kürt meselesi, Türkiye siyasetinde belli aralıklarla yeniden gündeme gelen, her defasında yeniden anlamlandırılması gereken bir başlık. Bu tartışmanın önemli aktörlerinden biri olarak Demirtaş’ın konumu da doğal olarak bu çerçevede değerlendirilmek zorunda. Dolayısıyla hem Kürt meselesinin seyrini hem Kürt siyasetini hem de Demirtaş’ın bu siyasal seyrini ölçmeye ve tartışmaya devam edeceğiz. Bu tartışmanın önemli aktörlerinden biri olarak Demirtaş’ın konumu da doğal olarak bu çerçevede değerlendirilmek zorunda. Ancak bu değerlendirmelerin hangi zaman aralıklarıyla yapılacağı konusunda kararlaştırılmış bir takvim yok. 

“Öcalan ve Demirtaş’ın liderlik tarzları birbirinin alternatifi olmak zorunda değil, birbirini tamamlayabilen rollere dönüşmeleri mümkün” 

-Takip edebildiğim kadarıyla bu araştırmayı yayımlamanızın ardından PKK'ya yakın çevrelerden çok büyük tepki aldınız. Araştırmanın manşetinin "Kürtlerin ilk sivil lideri Selahattin Demirtaş" olması Öcalan vurgulu siyaset yapan çevreleri rahatsız etti. Bu kadar genç yaşta bu kadar yekpare bir cenahın hedef tahtasına oturtulmak size ne düşündürdü?

Ana akım Kürt siyaseti, geçmişten bugüne birçok kez bölünme, ayrıştırılma ve kimi zaman “operasyon” olarak okunabilecek müdahalelerle karşı karşıya kaldı. Bu tarihsel arka plan, liderlik tartışmalarını ister istemez hassas bir zemine taşıyabiliyor.

Abdullah Öcalan’ın tarihsel rolü ve kült liderliği geniş bir kabul görüyor. Selahattin Demirtaş’a dair bir liderlik atfının ise zaman zaman Öcalan’a karşı bir pozisyon alma olarak değerlendirilebildiği görülüyor. Bu okuma biçimi de olağan olmayan ve sert tepkiler üretebiliyor. Oysa iki farklı liderlik tarzı birbirinin alternatifi olmak zorunda değil. Farklı mecralarda işlev gören, hatta birbirini tamamlayabilen rollere dönüşmeleri mümkün.

Tartışmalarda açıkça ifade edilmeyen asıl rahatsızlık, Öcalan ile Demirtaş arasında bir karşılaştırma yapılması ihtimali. Demirtaş’ın liderlik pozisyonunun güçlenmesinin, Öcalan’ın önderliğini zayıflatabileceği yönünde bir kaygı olduğu anlaşılıyor. Bu kaygıyı taşıyanlar çoğu zaman iki önemli sebeple yanılıyor. Birincisi, Öcalan, tarihsel mücadele içinde şekillenmiş bir lider ve bu tür liderliklerin yerine bir başkasının ikame edilmesi mümkün değildir. İkincisi, Demirtaş ve Öcalan benzer bir sosyolojik zeminden gelseler de farklı alanlara hitap eden iki ayrı liderlik biçimini temsil ederler. Bu nedenle biri diğerinin alternatifi olarak okunamaz.

Demirtaş’ın lider olarak görülmesi, Öcalan’ın misyonunu zayıflatmak zorunda değil. Aksine, doğru bir çerçevede ele alındığında, Öcalan’ın tarihsel rolünü daha işlevsel kılabilecek ve temas alanlarını genişletebilecek bir etki yaratabilir.

“Öcalan karşısında konumlanan bir Kürt siyasetinin kamusal karşılığı yok” 

-Sizin yaşadığınızın ters tarafından bir ‘Öcalan tartışması’nın son günlerde meslektaşım İrfan Aktan üzerinden yaşandığını izliyoruz. Katıldığı bir yayında Öcalan’ı eleştiren Kürtler için şöyle bir ifade kullandı: “Öcalan’ı davayı satmakla eleştiren adam kendi çocuğuna Kürtçe bile öğretmekte aciz. En ufak bir siyasi bedel ödemeyi göze almıyor. Evinde oturmuş ‘Biz tam bağımsız Kürdistan’ı elde edecekken Öcalan buna engel oldu’ diyor.” Benim sorum şu; “Neden Öcalan’ı arkalayan argümanlar dışında hiçbir söylem ya da tartışma ana akım olamıyor?” 

Bunun temel nedeni, Abdullah Öcalan’ın yalnızca tarihsel bir lider değil, aynı zamanda Kürt siyasetinin ana referansının çerçevesini kurmuş biri olması. Öcalan sonuçta bir örgüt kurdu ve o örgüt zamanla sadece askeri ya da siyasi bir yapı olarak kalmadı. Bir düşünce dünyası, bir dil, bir kavram seti üretti. Öcalan, bugün Kürt siyasetinden kanaat dünyasına kadar nüfuz eden bir etki alanı oluşturuyor. Öcalan karşısında konumlanan bir Kürt siyasetinin analitik bir karşılığı olsa bile kamusal bir anlamı yok.

-Türkiye’deki Kürt siyasetindeki bu yeknasaklık aşılmadan, lider kültü sorgulanmadan Kürtler ülkenin hakiki bir demokratik dönüşümüne iddia ettikleri kadar kuvvetli bir katkı sunabilir mi?

Bu mesele laboratuvar ortamında tasarlanacak bir şey değil. Ayrıca Türkiye’de demokrasi iddiasında bulunan hiçbir siyasal grubun kendi içinde bu sınavı geçtiğini söylemek zor. Hiçbir gelenek lider kültüyle, iç demokrasiyle ve çoğulculukla kurduğu ilişki bakımından kusursuz bir tablo sunmuyor. Böyle bir tablo hiç kimse için yokken, bu şartı Kürt siyasetinin omzuna bırakmak adil olmayabilir. Kürt siyaseti de çoğullaşacak, farklı sesler yükselecek ama bu bir anda olmayacak. Esas belirleyici olan, toplumun dönüşümü. Toplum değiştikçe siyasal aktörler de buna uyum sağlar. Tersi genellikle daha zor işler.

Roj Girasun

“CHP de artık Kürtlerin tercih ettiği adresler arasında anlamlı bir yüzdeye ulaştı”

“Kürt seçmenin yüzde 15-20’sinin oyunu alabilen bir parti artık” 

-Hem medyanın hem de kamuoyunda görünür yorumcuların yaptığı bir hata var; siyasi analiz yapılırken “Türkiye’deki Kürtler” ya da “Suriye’deki Kürtler” denilip geçiliyor. Türkiye’deki Kürt sosyolojik ve siyasal alanını veriler bazında ne şekilde ele almak gerekiyor? Adalet Kalkınma Partisi’nin 23 yıllık iktidarı döneminde biz aslında Kürtler arasındaki ana kırılımın AKP ile DEM Parti ve öncülleri arasında olduğunu izledik. Bu durum hâlâ sürüyor mu? 

Doğru. 2007 seçimlerinde AK Parti, Kürtlerin açık ara en çok oy verdiği partisiydi. 2011 seçimleriyle beraber bu bir dengeye oturmaya başladı. Ve DEM Parti geleneği AK Parti karşısında güç kazanmaya başladı. 2015 Haziran seçimlerinden itibaren DEM Parti geleneğindeki partiler Kürtlerin birinci partisi olmaya başladı. Ancak 2015 Kasım, 2018 Haziran ve 2023 Mayıs seçimlerinde DEM Parti’nin Kürt kentlerinde düzenli bir oy kaybı yaşadığını görüyoruz. Bunun yanında AK Parti’ye oy vermeyen Kürtlerin siyasi tercihlerinde bir çeşitlenme oluştu. CHP de artık Kürtlerin tercihleri açısından anlamlı bir yüzdeye ulaşmaya başladı. 

-“Anlamlı yüzde” dediğiniz oran kaçtır? 

CHP de artık Kürtlerin yüzde 15 ila 20’sinin oyunu alabilen bir siyasi partiye dönüştü. Özellikle metropollerde yaşayan Kürt seçmenler, Kürt kimliğinden ziyade toplumsal muhalif kimliğiyle öne çıkan bir seçmen grubuna dönüşmeye başladı- ki süreçle ilgili endişeleri kaygıları olan gruplar da yine daha çok buralarda kümeleniyor. Süreçle ilgili güvensizliğin biriktiği yer yine daha çok burası oluyor. 

Sonuçta Kürt seçmenin tercihlerinde biz son 10 yılda bir çeşitlenme izledik. CHP, son genel seçimlerde Diyarbakır'da çok uzun yıllar sonra ilk defa milletvekili çıkardı. Elbette Sezgin Tanrıkulu isminin özgül ağırlığı önemlidir ama onun ötesine geçen bir sandık sonucu var elimizde veri olarak. Cumhuriyet Halk Partisi 2015’ten 2023’e kadarki süreçte bölgenin bütün kentlerinde oylarını, toplamda dört kat arttırdı. Hakkâri’de oyunu yaklaşık 10 kat arttırdı. Van'da da vekil çıkartmanın sınırındaydı. Urfa'da da vekil çıkardı, ikinci vekili kaçırdı. Bu durum, hem Kürtler arasındaki iktidar karşıtlığının artması hem de CHP’nin “Kürtlükle barışık Ankara partisi” ihtiyacını yavaş yavaş karşılamaya başlamasıyla alakalı. Kürt siyaseti dışına oy verme eğiliminde belirleyici olan noktalardan biri; iktidara yakınlık ve uzaklık meselesi. Yani 2007-2011 arasında Kürtlerin önemli bölümünün AK Parti’ye oy vermelerinin tek sebebi sosyolojik veya kimliksel yakınlık değil. Yani herkesin sandığı gibi muhafazakarlık değil. İş çözebilecek icrai kişiler tarafından temsil edilme de önemli tercih sebebi.

“Toplumsal muhalif kimlik Kürtlerin CHP'ye yönelmesinde önemli faktör” 

-CHP’nin “Kürtlükle barışık Ankara partisi” imajının........

© T24