menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Resul Emrah Şahan: MHP’den gelen ‘tutuksuz yargılama’ açıklamaları hepimizi kapsayan norma sahip; samimiyet değil devlet ciddiyeti bekliyoruz

57 0
03.03.2026

Dünya siyasi tarihinin bu haddinden fazla hızlandırılmış döneminde, hangi yandaki kuralsızlığa, hukuk dışılığa, etik ahlak yitimine daha çok yas tutacağımızı bilemez haldeyiz. Küresel ölçekteki şokları idrak etmeye çabalıyoruz diye Türkiye’nin kendine özgü politik çelişkilerini unutmamız ya da normalleştirmemiz beklenmesin. O çelişkilerden en derinin vücut bulduğu mevzulardan biri de yaklaşık bir buçuk sene önce Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasıyla siyasi literatüre giren ‘kent uzlaşısı’ davasıydı. Cumhuriyet Halk Partisi ve Dem Parti’nin iki sene önceki 31 Mart yerel seçimlerinde yaptığı seçim ittifakının kriminalize edilme motivasyonu, Öcalan süreciyle birlikte en tartışmalı konulardan biri olageldi. Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının birinci yıldönümüne günler kala ‘kent uzlaşı’ndan tutuklu isimlerin hepsi art arda tahliye ediliverdi.  

İstanbul’un önemli ilçelerinden Şişli’nin seçilmiş Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da 11 Şubat’ta ‘kent uzlaşı’ndan tahliye edildi. Ancak İmamoğlu ile aynı gün (19 Mart’ta) evinden alınan Şahan, hakkında bir de yolsuzluk iddiasıyla dava açılmış olduğu için tahliyeye rağmen evini göremedi. Avukatları aracılığıyla yazılı iki tur soru-cevap üzerinden yaptığımız bu söyleşide Şahan’ın bu kurguya hiç de şaşırmadığını okuyacaksınız. Zira İmamoğlu’nun kurmay ekibinde olduğu için cezaevinde tutulduğunun farkındalığı içinde yaşıyor. Ancak ona göre 19 Mart’ın hedefinde bir kişi değil, kendisinin de içinde olduğu yeni bir siyaset inşasının kendisi var.  

Mesleği şehir plancılığı olan Resul Emrah Şahan, sadece belediyecilikte değil makro siyaset konularında da iddialı bir isim. Nitekim, partisinin 30 Ocak’ta İstanbul’da düzenlediği ‘Toplumsal Barış ve Demokrasi’ konferansının fikir babası da kendisiydi. Kürt sorununun çözümü konusunda CHP’nin iktidarın önünde gitmesi gerektiğini savunan ekibin beyinlerinden. Cezaevinde geçirmekte olduğu bu sürece rağmen de Öcalan ile yürütülen sürecin asla karşısında değil. Sürecin paralelinde, ezber bozan bir tutumu hem savunuyor hem de CHP Genel Merkezi’nin o hatta kalması için efor sarf ediyor. Kafası berrak, amasız cümleler kuruyor ve geçirdikleri zor günlere rağmen Türkiye’nin geleceği konusunda ümitvar. Kendisini de o geleceğin doğal bir aktörü olarak görmekte hiç de haksız değil. 

 Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan 

“İktidar Şişli’ye kayyım atayarak seküler seçmene ‘Seni de tüm ötekiler gibi olağan şüpheli yapabilirim’ dedi”  

-Şuradan başlayalım… Ekrem İmamoğlu ile aynı gün göz altına alındınız, 23 Mart’ta “PKK/KCK’ya yardım” suçlamasıyla tutuklandınız. O günlerdeki siyasi kulislerden biliyoruz ki İBB’ye de kayyım atamanın bir kısa yolu olarak İmamoğlu’nun 22 Mart’ı 23 Mart’a bağlayan gece bu suçlamadan da tutuklanması seçeneği masadaymış. Sizce iktidar o gün sadece sizlerin ‘terörden’ tutuklanmanıza onay vererek nasıl bir tercihte bulundu?   

İBB’ye kayyım atamayı denediler evet. Ama İstanbul’un, toplumun tepkisi, sayın Genel Başkan’ın liderliği ve mücadele buna izin vermedi. Sonrasında evet, Şişli’ye kayyım atanmasının gündeme geldiğini düşünüyorum. “Teröre yardım” suçlamasıyla bir belediye başkanını sabahın kör saatinde evinden aldıktan sonra, “Pardon 4 gün seni öylesine tuttuk” demelerini bekleyemezdik. Çünkü siyasal bir operasyondan bahsediyoruz. Operasyonun hedefi İBB’ye kayyımdı fakat toplumsal tepki izin vermedi. Ondan sonra rota yeniden çizildi.  

Ama tüm bunların dışında Şişli ilçesine kayyım atanması konusunu iyi anlamamız lazım. Van’a, Esenyurt’a, Mardin’e atanmış kayyumlardan bir farkı teorik olarak yoktur, evet. İradenin yok sayılması, yurttaşın anayasal hakkının bir bütünüyle gaspıdır kayyım. Şişli kayyumu ise kurulduğu günden bugüne merkez sağ ve sosyal demokrat tercihler arasına yerleşmiş Cumhuriyetçi bir seçmenin iradesi üzerine, İstanbul’un merkezine yapılmış bir müdahale. 2025’e kadar kayyım uygulamaları daha çok “olağan şüpheli” olarak görünen Kürt yoğunluklu seçmenin olduğu, Kürt başkanlara yapılan bir irade ihlali idi. Yerel demokrasi mücadelesi de bu alanda veriliyordu. Şimdi ise Nişantaşı’nda doğup büyümüş Orhan Pamuk’un iradesi, çok beğendiğim oyuncu Tilbe Saran’ın, yakınlarda kaybettiğimiz usta tiyatrocu Haldun Dormen’in, Betül Mardin’in, Ahmet Hakan’ın, Taha Akyol’un, Okan Bayülgen’in, Fatih Altaylı’nın iradesi yok sayılıyor.  

Yine siyasete ve kültür dünyamıza özgün imzasını atıp, aramızdan çok erken ayrılan Sırrı Süreyya Önder’in eviydi Şişli. 100 yıldır Feriköy’de yaşayan Ermeni komşumun, Fulya’daki beyaz yakalının ve Kuştepe’deki Roman’ın, Okmeydanı’ndaki Alevi’nin iradesine kayyum atanması, antidemokratik dönüşümün yeni bir biçimini gösterdi. Yani bir anlamda ‘seküler Türk’e “Seni de tüm ‘ötekiler’le birlikte olağan şüpheli yapabilirim, seni de görmezden gelirim” dedi. Bu durum yeni dönemin ve mevcut siyasal iktidarın kurmaya çabaladığı hegemonyaya ilişkin dip bir kod veriyor bence. Şişli bunu belki hemen anlayamadı. Çünkü ilk defa geldi başına. Yani bu şuna benziyor; yeni seçilmişim, bir gün bir halk toplantısında Fulya’da konuşurken bir komşumuz kalktı ve beni bir projeden ötürü eleştirdi. Haklıydı. Ben de “Bunları seçim sırasında anlattım. Niye o zaman tepki vermediniz?” dedim. “Şişli’de bir başkanın projelerine falan çok bakmayız CHP’ye veririz işte” diye bir yanıt vermişti. Şimdi bu seçmen, 30 yıldır onu kaybetme korkusu olmadan onu temsil eden iradeye müdahale edildiğinde hemen tepki veremez, demokratik mücadeleyi kuramaz, tam olarak anlayamadı bile zaten. Kayyım dönemi duran hizmetler, çöp dağları, aksayan yardımlar, kapanan Kent Market, Kent Lokantası bir nebze bundan faydalanan kesimi uyandırdı. Bugün Şişli’deki bu süreci, siyasetin yargı eliyle yapmaya çalıştığı bu işleri biraz bu taraftan da okumak lazım. Şişli o anlamda simge bir ilçedir ve bu simge ilçe bugün iradesi elinden alınmış bir şekilde yönetilmekte.  

Bu ülkede 25 yıllık bir siyasi kültür bozulmasından bahsediyoruz ve yakınıyoruz, ama hatırlayın buraya nasıl geldik? Tutuklu bir belediye başkanı olarak söylüyorum, nasıl ki bugünkü siyasal aklın pek çok konuda vebali varsa emin olun, bu yolu açan bir darbeler, ayrımcılıklar ve yok sayılmalar tarihi var. Şişli bu tarihe de sahne olmuştur. O yüzden bir arada yaşamın Şişli’de hassasiyetle, özenle korunması gerekir. Keza bizlerin 28 Şubat’ın yıl dönümünde, hakikati makul ve serin bir akılla hatırlamamız gerekiyor. Ancak bu yüzleşmeleri yaparak, bir arada yaşamın ve demokratik toplumun gerektirdiği özeni göstermiş oluruz. Artık hepimize, tüm topluma yönelen bir 28 Şubat yaşadığımızı idrak etmeliyiz.   

“Birbirine karşı konumlandırılan tüm aktörler bir yerde birleşmek zorunda, hepimiz aynı masadayız” 

-‘Kent uzlaşısı’ davası diye kodlanan dava aslında “31 Mart 2024 seçimlerinde DEM Parti ile bazı ilçelerde seçim ittifakı neden yaptınız?” davası…Tam da DEM Parti heyetiyle birlikte Öcalan ile müzakerelerin sürdüğü bir ortamda böyle bir suçlamayla karşılaşmak siz ne hissettirdi tutuklandığınızda? Bu soruyu sorarken Öcalan’ın 27 Şubat çağrısından sadece 20 gün sonra gözaltına alınıp 24 gün sonra tutuklandığınızı okurlarımız açısından hatırlatmak isterim. Bu çelişki, iktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ projesini nasıl kurguladığına dair ne söylüyor?   

Süreç bakımından “Batıdaki Kürtlerin meclis temsiliyetini sağlamak” suçlaması ile CHP’nin “Türkiye ittifakı” dediği, DEM’in “kent uzlaşısı” olarak adlandırdığı politikadan sebep tutuklanmamız tabii ki büyük bir paradoks ve sürece zarar veren, ilerlemesini istemeyen, baltalayan bir anlayıştır. Bu konuda çok sık başvurulan ve biraz da bu çelişkiyi rasyonalize etmek için kullanılan bir analitik ayrım var: Norm devlet – tedbir devleti ikili devlet yapısı. Tedbir devleti kendi siyasal tahakkümünü devam ettirmek ve rejimi istediği alana bükmek yargıyı, yürütmenin tüm gücünü, sermayeyi vb. kullanırken, norm devlet, devlet toplum arasındaki güveni ve özellikle Cumhuriyetin ana kazanımlarını, kurucu ve yürütücü aklı temsil ediyor. Şimdi bizi içeri atan yöntemle, süreci yöneten yöntem tam burada farklılaşıyor diyebiliriz. Bizi tutuklayan mekanizma tedbir devleti ise süreci yöneten norm devlet diye okuyabiliriz. Ancak benim bu kavramsal açıklamaya eleştirel yaklaşımım var. Norm nerede bitiyor, tedbir nerede başlıyor, muamma.  

Silivri’de ziyaretime gelen bir DEM Partili siyasetçiye sorduğum soru şuydu: “Bizi tutuklayan tedbir devletiyse çıkaracak olan norm devlet mi?” Süreçte bu kavramsallaştırma bazen masanın tarafları açısından “kazan–kazan” gibi okunuyor, tam da bu nedenle bunu topluma anlatamayız. İşte çelişki burada doğuyor. Norm içinde “rıza” üretmek istiyorsanız, tedbir içinde “Batı illerindeki Kürtlerin temsiliyetini sağlamak” suçuyla tutuklama yapıp belediyelere kayyum atayarak uzlaşıyı kriminalize edemezsiniz. 

Türkiye ittifakı konusu bir gerçeği gösterdi. Hem de yerelden. Toplum Doğu’daki Türk, Batı’daki Kürt farketmeksizin yerelin gündelik hayatındaki gerçek sorunlara ilişkin politika üretebilme, temas etme siyasetini 2024 yerel seçimlerinde CHP’yi tüm ülkede iktidar yaparak onayladı ve büyüttü. Bunun hasadını genel seçimde alacağımızı gören iktidar buna dur demek için de bu operasyonları yaptı. Burada sürprizli, anlaşılmaz bir hikâye yok. Ancak konu, barış sürecini düşününce karmaşıklaşıyor. Çünkü biz bugün süreçte gelinmeye çalışılan yere Türkiye İttifakı - kent uzlaşısı ile 2019’dan bu yana özellikle İstanbul’da tüm baskılara inat zaten gelmiştik ve duruyorduk orada. Ama eksik, ama yarım fark etmez. Bir deneyimi ve hakikati göstermiştik. ‘Kent uzlaşısı’ ve ‘Türkiye İttifakı’ konusunu, tam da bu nedenle bugün daha büyük anlatmamız gerekiyor. Kent Uzlaşısı, sürecin akışında sadece operasyon konusu olmuş, sonra lütfen tahliyeler verilmiş ama cezalar da verilmiş, kriminalize edilen dosya boyutuna indirgenmemeli. Kazanım sadece tahliyelerle değil, bu siyasal alanı açık tutma ısrarıyla, yerelde durduğu yere sahip çıkarak ve anlatarak olacak. Aksi takdirde seçim kazanmak için yapılmış sayısal – aritmetik taktiksel iş birliği gibi okunur. Bu Kürt’e de Türk’e de hakarettir. Burada Kürt siyasetine de diğer tüm demokratik paydaşlara da bizlere de büyük görev düşüyor. “Şu an büyük resimle uğraşıyoruz, buna sonra bakarız” derseniz, sokaktaki, mahalledeki kentteki seçmenden koparsınız. Birbirinden ayrı, hatta birbirine karşı konumlandırılan aktörlerin sahip çıktığı “süreç” ve “uzlaşı” siyasal hatları mutlaka bir yerde birleşmek zorunda. Hepimiz aynı masadayız. Bunu görmek lazım.  

“MHP’den gelen ‘tutuksuz yargılama’ açıklamaları hepimizi kapsayan norma sahip”   

“‘Ahmet Türk, Ahmet Özer’ denince ben onu ‘Emrah’ gibi duyuyorum, samimiyet değil devlet ciddiyeti bekliyoruz”   

-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve hukuk kurmayı Feti Yıldız, yaz aylarından beri “tutuksuz yargılamalar esastır” diye defalarca tavır koydular ama ittifak ortakları oralı olmadı. Hatta Bahçeli, “İki Ahmet’ diyerek Ahmet Özer ve Ahmet Türk için bizzat insiyatif aldı ama ne Ahmet Türk görevine dönebildi ne Özer. Dahası Ahmet Özer ceza da aldı. Sizin isminiz bu süreçte MHP’liler tarafından kamuoyu önünde özel olarak dile getirilmedi. Peki size o cenahtan ulaşan herhangi bir mesaj oldu mu? 

Bana ulaşan şahsi bir mesaj yok. Ama konu bireysel bir Emrah Şahan konusu değildir. Ahmet Özer’e de Ahmet Türk’e de dair yapılan açıklamalar zaten demokrasiye dair doğru olması gereken açıklamalardır. Bu noktada isimler simgeseldir. Hukukun bu kadar eğilip büküldüğü, yargının siyasallaştığı, demokrasinin her geçen gün daha da yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde bu açıklamalar, tutumlar ve duruş hepimizi kapsayan bir norma sahiptir. Ben oradaki Ahmet Türk’ü de, Ahmet Özer’i de, Emrah gibi duyarım. “Tutuksuz yargılama esastır” çıkışlarını tüm belediye başkanlarımız, özellikle Ekrem Başkan adına duyarım. Suçsuz, çocuklarından ayrı düşürülen, suçu özel kalemi olduğu başkanla sık sık telefonda konuşmak diye iddianameye konan Kadriye diye duyarım. Bu dönemde bu çıkışları ve ısrarı önemseyen taraftayım açıkçası. İsimleri bizler çoğaltalım. Ama demokratikleşmede ısrarcı olmak, bu dönemin tarihe en kapsayıcı biçimiyle geçmesi açısından da çok önemli. Tarih kimin nerede ne zaman her koşulda demokrasiden yana durduğunu yazacaktır. Ve toplum demokratları bir zeminde bir şekilde buluşturacaktır. 

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan

"‘Kent uzlaşından tahliyem kesinlikle süreçle ilgili taktiksel"  

-Şimdi meclis komisyonu çalışmalarını tamamladığı için ‘Terörsüz Türkiye’ yeni bir aşamaya geçiyor ya da geçmesi gerekiyor. PKK’lıların dönüşünü organize edecek bir infaz yasası çıkmadan ‘fesih’ işinin ilerlemeyeceği aşikâr. Size ‘terör’ iddiasından ‘tahliye’ çıkmasının zamanlamasının ‘süreç’le ilgili olduğunu düşünüyor musunuz? 

Kesinlikle süreçle ilgili. Neyle suçlandığımızı bilmediğimiz bir 11 ay geçmiş. İddianame yok. Zaten ortada suç yok. Tutukluluk incelemede bir hâkim size tahliye veriyor. Sadece 10 dakikada. Yani tam da bu durum, “Terörsüz Türkiye”nin geldiği aşamada bizlerin tutukluluğunun ne kadar büyük bir çelişki olduğunu gösteriyor. Bunu ancak böyle açıklayabiliriz açıkçası. Siz PKK’nın silahsızlanmasını ve geri dönüşünü organize ederken DEM Parti genel başkan yardımcısıyla, sosyolog bir akademisyenle kamuya açık alanda buluşup sohbet etti diye Emrah Şahan’ı bu davada tutuklu tutamazsınız. Ama tabi bunu çok önceden gördükleri için eylül ayında karşıma ikinci bir dosya çıkarıldı, yedek tutuklama yapıldı. 

-Tam da bu yüzden “tahliye” çıktı ama “beraat” etmediniz. Mehmet Ali Çalışkan, Ebru Özdemir adli kontrolle tahliye edildi ama sizin hakkınızda bir de “yolsuzluk” iddiası olduğu için salınmadınız.  

Tabii ilk günden beri bunu bir yedek tutuklama olarak gördük. Temmuz ayında Ahmet Hoca “kent uzlaşısı” davasından tahliye alınca bizim “kent uzlaşısı” dosyası da teoride iddianamesi çıkmadan boşa düşmüştü. Sonrasında ağustos ayının ortalarında, alelacele etkin pişman ifadeleri, Şişli’nin devletle en çok iş yapan, Türkiye’nin en büyük müteahhitlerinin ne hikmetse peş peşe verdikleri ifadeleri/iftiralarıyla İBB iddianamesine, çıkmasından bir buçuk ay önce, adeta son dakikada eklendim. Tam tutuklandığım günün bir gün öncesi sayın Bahçeli yine........

© T24