menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kılıçdaroğlu’nun 45 yıllık yol arkadaşı Kuşoğlu: Devlet aklı bir şeyler kurguluyor; adayımız Mansur Bey de Özgür Bey de olabilir

79 0
01.06.2026

Cumhuriyet Halk Partisi’ne mahkeme kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Genel Başkan” atanmasının ardından geçen on günde yaşananlar malum. Kılıçdaroğlu bugüne kadar yaptığı hamlelerle seçilmiş Özgür Özel yönetimiyle uzlaşma yönünde hiçbir sinyal vermedi. Dahası, eski yol arkadaşlarını resmen Fethullahçılıkla suçlamaktan da geri durmadı. Şu ana kadar iktidarın beklentilerini karşılayacak bir çizgide ilerlediğini düşünenleri yanıltacak hiçbir şey yapmadı.

Kılıçdaroğlu’nun tam olarak ne yapmak istediğini belki kendisinden daha iyi anlatır diye ona en yakın isimlerden olarak bilinen Bülent Kuşoğlu’nu konuşmaya ikna ettim. Bilenler bilir… Bülent Kuşoğlu, Kemal Bey’in 2023’teki cumhurbaşkanlığı adaylığının en kuvvetli destekçilerindendi. O dönem aynı zamanda CHP’nin Genel Başkan Yardımcısıydı, partinin mali işleri de ona emanetti. Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi durumunda bakan olabilmek için milletvekilliği seçimine girmedi. Seçim kaybedildikten sonra değişim hareketi başlatan Özel-İmamoğlu ekibine en sert tavır koyanlardan biri de yine Kuşoğlu’ydu.

O da Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir hesap uzmanı, kariyerine Maliye Bakanlığı’nda başlıyor. Kılıçdaroğlu Sosyal Sigortalar Kurumu’nda Genel Müdür olduktan sonra Bülent Kuşoğlu da yardımcısı oluyor. Yani en az 45 senelik bir yol arkadaşlığından bahsediyoruz. Bülent Kuşoğlu’nun sosyal demokrat bir gelenekten gelmediğini de hatırlatmak gerekiyor. Siyasete 2002’de DYP üyesi olarak giriyor. 2007 senesinde DYP'nin Ankara il başkanıyken, görevinden istifa ederek Demokrat Parti’den milletvekili adayı oluyor ama seçilemiyor. 2009'da AKP'den istifa eden Abdüllatif Şener'in Türkiye Partisinin kurucuları arasında yer alıyor, hatta genel başkan yardımcılığını üstlendi. 2010'da Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olması üzerine Türkiye Partisi'nden istifa ederek CHP'ye katılıyor.

Kılıçdaroğlu ile özel yakınlığını akılda tutarak sorduğum sorulara verdiği yanıtlar epey kafamı karıştırdı. Zira Kemal Bey’in duymaktan hoşlanmayacağı pek çok analizi var. Pek çoğumuzun şüphelendiği gibi o da ittihatçı bir devlet aklının yeni bir düzen kurgulamakta olduğuna inanıyor. Ancak bu kurgu içinde CHP’ye nasıl bir rol biçildiğini henüz anlayamadıklarını söylüyor. Tam da bu nedenle onu epey sıkıntılı ve düşünceli gördüm. Belki de 2023’te yaşadıklarının da deneyimiyle bu kez yoğurdu üfleyerek yeme taraftarı.

Jest ve mimiklerinden, satır aralarında söylediklerinden şu anda Kemal Bey’in etrafına çöreklenmiş ekibin hal tavır ve eylemlerinden çok da hazzetmediği gibi bir hissiyata kapıldım. Sanırım bu nedenle şu aşamada biraz mesafeden izliyor olup biteni. Hatta burada söylediklerinin Özgür Özel ekibinden çok Kemal Kılıçdaroğlu ekibine yönelik olduğunu düşünmeden edemedim. Siz de durduğunu düşündüğümüz yer ile söyledikleri arasındaki makası fark edeceksiniz. Dolasıyla da okudukça kafanız daha da karışabilir.

Bu işe kalkışanların niyeti çok net olsa da sonuçları konusunda çok da emin olmadıkları yönündeki hissiyatımı teyit eden bir mülakat oldu ezcümle. Yine de belli ki üzerimizde “bir şeyler” denemekten vazgeçmeyecek bir İttihatçı akıl yine devrede.

“Siyaseten çok iyi bir ekip çalışması yürüttüğümüzü, her konuda beraber olduğumuzu söyleyemem”

- Her zaman Kemal Bey'e çok yakın oldunuz, 2023 kurultayından önce Genel Başkan Yardımcısıydınız ve partinin kasasının kontrolü de sizdeydi. Bu yeni süreçte de yanında duran isimlerdensiniz ya da en azından dışarıdan görüntü bu. Şuna netlik getirerek başlayalım; siz bugün her konuda Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı sayfada mısınız? Bir ekip olarak mı hareket ediyorsunuz?

Ben Kemal Bey'in Maliye Bakanlığından meslektaşıyım, Sosyal Sigortalar Kurumu’nda da yardımcılığını yapmıştım. Tabii sonradan da siyasette birlikte olduk. Yıllardan beri beraberiz. Siyaseten çok iyi bir ekip çalışması yürüttüğümüzü, her konuda beraber olduğumuzu söyleyemem. Siyasi ekipleri daha farklı olabildi Kemal Bey’in zaman zaman. Farklı düşündüğümüz de olmuştur muhakkak ki. “Bu konuda birlikte mi hareket ediyorsunuz?” sorunuza şunu söyleyebilirim; epeydir bizim bir hareketimiz yok. Bizim dışımızda bir mahkeme kararı, söz konusu. Davayı bizim açmadık. Kemal Bey'in çağrıldığı halde mahkemeye gitmediği bir sürecin ardından çıkan bir mahkeme kararı var. Tamam şimdi bir siyasi hareket olarak ortaya çıkacak tekrar. Ben de o mahkeme kararıyla geri gelen Parti Meclisi’nde üyeyim tabii. Bilmiyorum bundan sonra nasıl yol yürüyeceğiz ama Parti Meclisi’nde üyeyim.

- Kemal Bey’in bu süreçteki iyi niyetini sorgulatan hamlelerinden biri de sizin de içinde olduğunuz o eski Parti Meclisi’nde çoğunluk kendi taraftarlarında olmadığı için bugün yapılması beklenen toplantıyı ertelemesi oldu. Ne gerek vardı buna?

Toplantı şu şartlarda yapılamıyor çünkü kimlerin oradan ayrıldığının, kimlerin yedek olarak yazıldığının yasal olarak tespiti gerekiyor. Kimler şu anda üyedir? O tespitin yapılması gerekiyor. Öyle bir çalışma gerekiyor. Onun için öyle bir toplantı yapılamaz.

- Bunun tespiti bu kadar mı zor? On dakikalık bir işten bahsediyorsunuz. Biz dışardan gazeteci olarak iki dakikada 58 kişinin çetelesini çıkartırken koskoca parti kendi kayıtlarına bakarak yapamıyor mu bunu? Buna mı inanmamız bekleniyor?

Tabii Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal bir parti. Kurum içerisinde bu tespitin yapılması lazım.

“Şu anda Kemal Bey dışında parti yönetimi yok ki… Hiçbir şey imzalatılamaz, para bile ödenemez” 

- Bu tür bir tespit çalışmasının toplantı erteletecek kadar uzun süreceğine kim inanır?

Yok sürmez ama şu anda hiç kimse görevli değil ki. Şu anda bir parti yönetimi yok ki Kemal Bey'in dışında. Para bile ödenemez şu anda, hiçbir şey imzalatılamaz durumda. Bu söylediğim bir şey siyasette ilgisi olmayan bir şey.

“Bütün siyasetçiler yargı kararlarını eleştirir ama uyar”

- Kemal Kılıçdaroğlu bayramın ikinci günü gazetecilerin sorularını yanıtlarken kendisini geri getiren mahkeme kararı üzerinden “Yargı kararlarına herkes uymak zorunda” şeklinde bir ifade kullandı. Oysa 2023’te kendisinin yüzde 48 küsur oy aldığı cumhurbaşkanlığı seçimi öncesindeki kampanyası boyunca en çok hedef aldığı şeylerin başında AKP yargısı vardı. O günkü söyleminiz Türkiye’deki mahkemelerin Erdoğan’dan talimatla iş yaptığı kanaati üzerine kuruluydu. Bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu topluma şunu söylemiş olmadı mı; iktidar yargısının bazı kararlarını eleştirelim ama aynı yargının bizim lehimize olacak kararlarını hiç kimse tartışmasın. Kemal Bey kendisini tam da böyle çelişkili bir yere kilitlemedi mi?

Bütün siyasetçiler bunları yaptılar. Tayyip Erdoğan, bizler yargı kararlarını eleştirdik ama sonuç olarak uymak zorundayız tabii. Şunu söyleyeyim madem böyle hızlı girdiniz; benim büyük sorumluluğum var siyasetçi olarak, çok sıkıntılı bir zamandan geçiyoruz. Toplumu ve partimi çok fazla provoke etmemem lazım, ona göre konuşmam lazım. Bazı şeyleri belki sizin istediğiniz kadar rijit ifade edemeyeceğim.

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir, beraber ve rejime karşı son kale olarak durmasını istiyorum” 

- Benim sizin neyi ne şekilde söyleyeceğinize dair özel bir beklentim yok. Sorumu sorarım, siz dilediğiniz gibi yanıtlarsınız.

Gazeteci olarak haklısınız, daha manşetlik sözler söylememi istersiniz. Ama ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir, beraber, böyle bir rejime karşı son kale olarak ayakta durmasını arzu ediyorum. Onun için ona yönelik konuşacağım. Sorumlulukla konuşmaya çalışacağım.

“Belki önümüzdeki 10-20 yıl içinde devletlerin çoğu yok olacak, Atatürk Cumhuriyeti’nin yaşaması lazım” 

- “CHP’nin bu rejime karşı son kale olarak ayakta durmasını arzu ediyorum” dediniz. Oy verdikleri partiyi “rejime karşı son kale” gibi gören CHP seçmenlerinin büyük bölümü Kemal Kılıçdaroğlu’nun artık rejime hizmet ettiğini düşünüyor. Hatta daha fenası, rejimin aparatı olmayı kabul ettiği inancındalar. Sizler bu rejimle siyasi mücadele vermiş ve vermeye devam ettiğini söyleyen siyasetçiler olarak bu öfkenin farkında mısınız? İçerde kendi aranızdaki konuşmaları bu durumun farkındalığı içinde mi yapıyorsunuz?

Tabii ben olaya sosyal medya hesaplarında biraz gezindikten sonra canı sıkılan, öfkelenen biri gibi bakamam. Sorumlu birisi olarak daha büyük resmi görmek zorundayım. Çok zor bir dönemdeyiz, siyasetin o klasik mantığı bitmiş vaziyette. İkinci Dünya Savaşı sonunda oluşan düzen ve kurallar yok artık. Yeni bir düzen oluşacak, yeni kurallar söz konusu olacak ve bunların nasıl olacağını kimse bilmiyor. Devletler üstü şirketler ve kendi aralarındaki mücadele artık bütün ülkelerin iç siyasetini de etkiliyor. Geçmişte olduğu kadar basit değil işler. Mesela Soğuk Savaş döneminde Sovyetler vardı ve Batı vardı, biz de Batı blokunda yer alıyorduk. İç siyaset de ona göreydi. Söylediğimiz sözler, siyasetimiz, sağ-sol ayrımı çok basitti. Ama şimdi öyle değil. Belki önümüzdeki 10- 20 yılda devletlerin çoğu yok olacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin, Atatürk Cumhuriyeti'nin yaşaması lazım. Yani bizim yok olmamamız lazım, iddialı olmamız lazım. Bu yeni dönem Türkiye'ye aynı zamanda büyük fırsatlar da sunuyor, bunları çok iyi irdelemeli.

“İttihat ve Terakki, İslamcılık, batıcılık ve milliyetçiliği birleştirdi; şimdi de ona benzer bir durum görüyorum”

- Yeni dönemin küresel olarak Türkiye’ye sunduğu fırsatlar açısından Özgür Özel’in başında olduğu CHP yönetiminin yapamadığı ama sizlerin yapabileceği şeyler neler mesela?  

Öncelikle birlik beraberlik içerisinde olmamız gerekiyor. Onun için “CHP dönüşmeden Türkiye dönüşemez” diyorum. Türkiye'nin de yeni dünyaya uyum sağlayabilmesi için dönüşmesi lazım. Son iki üç yılda, Trump’ın ikinci kez iktidara gelmesiyle birlikte çok şey değişti. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı'nın son döneminde üç temel siyaset biçimi vardı; İslamcılık, batıcılık ve milliyetçilik. Başka siyasi çizgiler de vardı ama ana akım bunlardı. Bunları o zamanki devlet aklı, İttihat Terakki birleştirdi, bir mücadeleye girişti, sonra Türkiye Cumhuriyeti ortaya çıktı. Şimdi de ona benzer bir durum görüyorum. Şu andaki iktidarın geldiği zamanki gibi bir siyasal İslamcı iktidar olduğunu düşünmüyorum, farklılaştı, çok farklı hale geldi. İslamcılıktan uzaklaştı demiyorum ama farklılaştı. Milliyetçilik, devlet milliyetçiliği var üzerinde ve batıcılık var.

“Bir devletin kendisine sahip çıkması güzel bir şey ama topluma rağmen devlet olunmaz” 

- AKP iktidarının devlet milliyetçiliğini ve batıcılığı da üzerine almış olması -sizin tabirinizle- iyi bir şey mi?

Ben iyi bir şey olarak söylemiyorum. Bir tespitte bulunmaya çalışıyorum. Bir devletin kendisine sahip çıkması güzel bir şey. Tabii devletin farkındalığı güzel bir şey ama topluma rağmen devlet olunmaz tabi ki. Mesela “İç cephenin güçlendirilmesi” deniyor ya evet bu önemli. Ama bu söylendiğinde ben bunu devletin güçlendirilmesi olarakanlamıyorum, toplumun güçlendirilmesi olarak anlıyorum. Toplumu güçlendirmemiz lazım. Bunu yapabilecek olan parti de Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi tabanının üzerine oturduğu sosyal kesimlere sosyolojik açıdan baktığımız zaman en entelektüel, kültürlü, eğitim seviyesi en yüksek kesim. Bu iktidar döneminde zenginleşenler falan oldu ama onlar henüz kentli sayılamayacak seviyede sanki. Geçmişten beri kentleşme CHP'ye daha fazla mâl edilebilir diye düşünüyorum. CHP sonuç olarak Türkiye ölçülerinde bir kent partisi. Dolayısıyla da CHP yönetimi olarak daha sorumlu hareket etmek zorundayız. Onun için de CHP bir arada kalabilmeli. Küçük siyasetlere takılıp kalmamamız lazım. “O onu söyledi, bu bunu söyledi” noktasını aşabilmemiz lazım. Bu arada sizin demin hatırlattığınız 2023’teki yüzde 48 küsurluk oyun ben aslında yüzde 50’nin üzerinde olduğunu düşünüyorum. Orada bir şeyler oldu.

“2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Bey’in oyu yüzde 50’nin üzerindeydi; orada bir şeyler oldu, ispatlayamadığımız şeyleri söylemedik”

- Siz 2023’teki cumhurbaşkanlığı seçiminde oyların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan lehine devlet tarafından manipüle edildiğini mi düşünüyorsunuz?

Evet.

- O halde Kemal Bey neden çıkıp tek bir cümle kurmadı bu şüphelerinizle ilgili ve doğrudan seçim sonuçlarını kabullendi?

İspatlayamadığımız şeyleri söylemedik.

- İspatlanması için bir hukuki mücadele veremez miydiniz? 2017’de rejimi değiştiren referandumda da aynı kabullenişi sergilemedi mi Kılıçdaroğlu?

Yok, 2017’de AİHM’e kadar gidildi bildiğim kadarıyla.

“Devlet seçimleri yüzde 2 oranında manipüle edebiliyor, Cumhurbaşkanı seçiminde etki daha da yüksek olabiliyor”

- Atilla Kart YSK'nın işleminin iptali için kendisine vekalet verildiğini ancak Kemal Kılıçdaroğlu ve kurmaylarının, davanın AİHM aşamasına geçmesini kasten boşa düşürdüğünü ve başvuru yapmasını engellediklerini söyledi hep. Neyse… 2023 seçimlerine dönersek, biraz önce daha önce Kılıçdaroğlu tarafından dillendirilmeyen bir iddiada bulundunuz. Seçim size göre Kılıçdaroğlu’ndan nasıl çalındı?

Çok detayına girmeden, basitçe söyleyeyim. Seçimleri devlet yapıyor, yani devlet memurları. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde devlet özellikle üst düzey memurlar açısından yürütme erkinde tek bir kişi var; Cumhurbaşkanı. Yani üst düzeyde 40-50 bin kişi olası bir cumhurbaşkanı değişiminde birkaç gün içerisinde değişmek zorunda. 1800 kişi galiba cumhurbaşkanı ile hemen değişmesi gereken. Bu 40-50 bin kişinin yardımcılarını, taşra teşkilatını vesaire dikkate aldığımızda birkaç yüz bin insandan bahsediyoruz. Şimdi bir iktidar değişikliği sırasında devlet bu seçimi yapıyorsa, milletvekili seçimlerini yüzde 1-2 etkileyebiliyor. Tüm dünyada bu vardır, bizde de etkileniyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde etkisi daha fazla oluyor. En azından bu bir faktör. Bunun ötesinde tutukluların yakınlarını etkilemek, güneydoğudaki oyları etkilemek, iltica etmiş vatandaşların oylarının sayılması gibi birçok konu var. Yani devletin yüzde 2’yi devletin manipüle edebilmesi çok kolay aslında. Türkiye seçimleri yapabilen bir ülke ama seçim manipülasyonu da yapılıyor Türkiye'de.

“Üzülmez olur muyuz!”

- Bu söylediğiniz çok ama çok çarpıcı. Demek ki 2023 seçiminin Erdoğan’ın yönettiği devlet tarafından Kemal Kılıçdaroğlu’ndan çalındığını düşünüyorsunuz. Sözlerinizden anlıyorum ki Kemal Bey de o dönem buna inandı. Ve bugün kalkıp aynı Erdoğan’ın gücünü tahkim etmesinin ve hatta bir sonraki seçimi de kazanmasının önünü açacak bir siyasi mühendislik hamlesinde kendisine biçilen rolü oynamakta bir beis görmüyor. Benim ne düşündüğüm mühim değil ama seçmeniniz böyle düşündüğü için soruyorum. İmajınıza üzülmüyor musunuz? Ya da “kendimizi ifade edemiyoruz galiba” gibi bir sorgulama içinde misiniz en azından?

Üzülmez olur muyuz! Kemal Bey gibi bu ülkede yüzde 48'e kadar ulaşmış, bir sol partinin başında Millet İttifakı’nı kurmuş birisi. Ve o beş diğer partinin üçü AKP’den kopan İslamcı partilerdi. Cumhuriyet tarihinde birbirine benzemez 6 parti olarak ilk defa........

© T24