DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan: Öcalan CHP'ye yapılanlardan oldukça rahatsız; biz Cumhurbaşkanı ile görüşmelerde
1 Ekim 2025’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis açılışında DEM Parti sıralarına giderek selamlaşmasıyla başladığından haberdar olduğumuz “süreç”, bir buçuk senede farklı kritik eşiklerden geçti. Aşamaların pek çoğunda Bahçeli yolu açan, aktörleri yönlendiren ve cesaretlendiren bir misyon üstlendi. Abdullah Öcalan da süreçte devlet tarafına vaat ettiği rolü oynadı ve PKK’nın fesih kararı almasını sağladı. Süreç yine kritik bir eşikte. Devlet PKK’nın silah bıraktığına yönelik teyit ve tespit olmadan yeni adımlar için harekete geçecekmiş gibi gözükmüyor. Kandil ise PKK’lıların Türkiye’ye dönüşünün önünü açacak yasayı bekliyor. Öte ayından Kürt siyasi hareketi bir bütün olarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan’ın süreçteki rolünün hukuki olarak garanti altına alınmasını adeta bir önkoşul olarak görüyor. “Öcalan’ın statüsü” diye tanımladıkları şey aslında Öcalan’ın “baş müzakereciliğinin” yasayla ya da resmî belgelere atıfla teyidi.
İçinden geçilen hassas aşamanın parametrelerini, DEM Parti’nin İmralı heyetlerinin değişmeyen üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ile konuştuk. Dikkatli takip edenler Pervin Buldan’ın sürecin başından beri ne kadar ketum davrandığını, kamuoyuna söz söylemekten uzak durduğunu fark etmiştir. Açıkçası, ben de 14 aydır defalarca yaptığım mülakat davetine nihayet olumlu yanıt vermesine şaşırdım. Buldan’ın kamuoyuna mesaj verme ihtiyacını hissediyor olmasının sürecin zor bir eşikte olduğunu teyit ettiğine dair izlenimimin haksız olmadığını satır aralarında siz de yakalayacaksınız diye düşünüyorum. Ancak Pervin Hanım ısrarla, “Süreç kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek, aksi yönde bir emare yok” diyor.
Anlattıkları arasında en dikkat çekici olan bana kalırsa hükümetin PKK’lılar için hazırlamakta olduğu yasa taslağını henüz kendilerinin de Öcalan’ın da görmediğini söylediği bölüm. Bu noktada bir kaygıyı da dile getirdi ve şöyle dedi: “Yasa taslağının Öcalan ile görüşülmeden genel kurula getirilmesi sıkıntı olur. Öcalan kendi örgütüyle istişare etmeden karar vermez. Kendi örgütüyle yasa taslağını görüşmesinin önü açılmalı.”
27 Mart’ta İmralı’da Öcalan ile yaptıkları son görüşmede devlet heyetinin bu kez daha ‘üst düzey’ olduğuna yönelik birtakım söylentiler çıkmıştı. Pervin Buldan ‘düzey’ tartışmasına girmeden bu kez devlet heyetinin daha kalabalık olduğunu söylüyor. Ancak bundan daha önemli olan devlet tarafının bu kez ve ilk kez DEM Parti heyeti yanında Öcalan ile konuları istişare etmiş olması. Pervin Hanım “müzakere” ifadesi yerine “diyalog” ve “görüş alışverişi” ifadelerini daha uygun bulsa da belli ki aktif bir müzakereye tanıklık etmişler.
Öcalan’ın heyete 17 Mart görüşmesinde “Gerekirse Selahattin Demirtaş’ın gönlünü alın. Siyasete hazır olsun” mesajı verdiğine ilişkin haberler bizim Pervin Buldan’la buluşmamızdan sonra çıktı. Ancak biliyorum ki sormuş olsam da bu mülakatta söylediklerinden farklı bir şey söylemeyecekti: “Yasalar çıkınca zaten Selahattin Demirtaş da çıkacak Figen Yüksekdağ da. Öcalan hepsinin katkısını istiyor. Çıktıklarında siyasete önemli katkı sunacaklar. Bu konuda şüphe yok.”
Kürt siyasetinin kendi içinde çok aktif dönüşümlerin ve pek hararetli tartışmaların yaşanacağı bir döneme girmekte olduğumuza da şüphe yok…
TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Florya Atatürk Deniz Köşkü’nün önünde
“27 Mart'ta İmralı'daki görüşmede Öcalan ile devlet heyeti bizim yanımızda bir diyalog kurdu ve bu bir ilkti”
-27 Mart'ta adaya Öcalan'a yaptığınız görüşme 5 saat sürmüş. Sizin geçen hafta katıldığınız Med TV yayınındaki anlatımınıza göre kalabalık bir heyet var. Yine sizin anlatımınızla bu kez devlet heyeti de konuşmalara daha aktif müdahil oluyor. Bu önemli detay çünkü daha önceki görüşmelere dair sızan notlardan biliyoruz ki genelde Öcalan ve sizler konuşursunuz sadece. Bu son görüşmeye kadar devlet görevlilerinin çok nadir araya girdiğini izledik. Oysa sizin bu son aktardığınız bilgi üzerinden anladım ki 27 Mart 2026 görüşmesi iki tarafın müzakeresi şeklinde geçmiş. Doğru mu?
Ağırlıklı olarak, devlet ve Sayın Öcalan’ın diyalog kurduğu bir görüşme diyelim.
-Ekim 2025’te bu son süreç başladığında beri sizin önünüzde bu tür bir diyalog ilk defa oluyor diye anlıyorum. Yani aslında bu bir müzakereydi…
Artık bazı şeylerin somutlaşması gerektiğine olan inançla aslında bir diyalog kuruldu. Öyle diyelim bence.
-Ama ilk defa böyle bir şey oldu.
Evet, evet.
“Devlet heyeti zaten bizsiz de gidip Öcalan ile görüşüyor”
-MİT Başkanı da var mıydı?
Görüşmeye katılan biri olarak devlet heyetinde kimler olduğunu paylaşmamın çok doğru olacağını düşünmüyorum. İsimlerden ziyade görüşmenin kendisini önemli buluyoruz. Ama zaten devlet heyeti bizsiz de gidip Sayın Öcalan ile görüşmeler yapıyor.
-Ama sizin bulunduğunuz ortamda 25 Mart’a kadar hiç bu tür bir görüş alışverişi olmamıştı. Peki 2013-2015 döneminin arşivinde bu formatta bir görüşme var mıdır?
Hayır hiç olmadı.
“İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok, süreç kendi mecrasında ilerliyor”
“Devlet silah konusunda PKK'den ‘somut adım’ istiyor”
-Böyle bir karşılıklı görüş alışverişine sizin heyetinizin hazır bulunduğu bir ortamda gerek duyulmasının sebebi tam olarak nedir? Mutlaka ki karşılıklı beklentiler hep var, bu işin doğasının gereği. Ama bugüne kadar olmayan şey bugün oluyor. Acaba iş kritik bir eşiğe geldiği için ya da işin başka yöne evrilebileceğine yönelik kaygılar olduğu için mi buna gerek duyuldu?
İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok. Bu iş kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek. Ama karşılıklı bazı beklentiler var. Sadece devletin değil aslında PKK’nin de beklediği ya da Sayın Öcalan’ın da beklediği bazı somut adımlar var. Beklentiyi her iki taraf açısından söylüyorum. Bu konular üzerinde biraz konuşuldu. Örneğin devlet heyetinin PKK’nin biraz daha somut adım atmasına dair beklentileri var. Çünkü diyor ki devlet “Silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik.”
“Öcalan ve PKK demokratikleşme konusunda somut adım bekliyor”
“Kayyımlar geri alınmadı, CHP'ye baskı var, muhalefet de bu işin parçası ama her gün kayyım atanıyor”
“Heyet olarak bazen basına yansıtılmayan görüşmeler yapıyoruz”
-Bunu kamuoyuna da söylüyorlar zaten.
Bunu kamuoyuna da söylüyor devlet evet. Diğer taraf da “Biz de demokratikleşme adına somut adımlar görmüyoruz” diyor. Kayyımların geri alınmasına dair toplumun yüksek beklentisi konusundan başlayarak hiçbir alanda beklenti karşılanmış değil. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimler hâlâ” cezaevinde. CHP’ye baskı var, her gün operasyon ve tutuklamalar oluyor. Sonuçta muhalefet de bu işin bir parçası ve hâlâ kayyım atamalarına devam ediliyor. Bunlar elbette ki konuşuluyor ve konuşuldu. Bazen kapalı, bazen açık, görünen ya da görünmeyen, bilinen ya da bilinmeyen birçok şey var aslında. Bunların bir kısmı açık yapılıyor, bir kısmı kamuya yansıtılıyor, bir kısmı da yansıtılmıyor. Mesela biz de heyet olarak bazen kapalı görüşmeler de yapıyoruz. Bunu hiç kimseye söylemiyoruz.
Öcalan'ın 27 Şubat çağrısının yıldönümündeki mesajı, DEM Parti tarafından okundu, 2026
“Somut adım görmeyen toplumun kafasında soru işaretleri var, sürecin güven verebilmesi için bunlar giderilmeli”
-Öcalan ile kamuoyundan habersiz görüşmeler yapıyorsunuz?
Hayır, devlet yetkilileriyle. Siyasi partilerle, devlet yetkilileriyle, sürecin parçası olan kesimlerle bazen kamuoyuna yansımayan görüşmeler yapıyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum ama toplum somut adım istiyor. Somut adımı her iki taraf açısından da söylüyorum. Çünkü iki tarafın da beklentisi var ve iki taraf da somut adım atılması gerektiğini hem düşünüyor hem söylüyor. Şimdi bunların artık hayata geçmesi lazım. Sürecin de güven verebilmesi açısından bunu söylüyorum. Çünkü süreç bazen güvensiz bir şeye dönüşebiliyor. Yani güvence vermeyebiliyor. Toplum şunu soruyor; “Olacak mı?” Kafalarda soru işaretleri var, kaygılar var. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalı.
“Seçmenimiz Demirtaş ve Yüksekdağ’ın serbest bırakılmamasından kaynaklı şüphelerini bize söylüyor”
-Önceki eş başkanlarınız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın AİHM kararlarına ve Devlet Bahçeli'nin bu konuyu gündemde tutmasına rağmen hâlâ serbest bırakılmamış olmaları özellikle DEM Parti seçmenleri nezdinde kuvvetli şüphe gibi görünüyor.
Bize de söylüyorlar.
“Biz Cumhurbaşkanı ile her görüşmemizde bu konuyu gündem yapıyoruz, beklentileri isim isim aktarıyoruz, ‘hayır’ da denmiyor ‘tamam’ da denmiyor”
-Peki siz bu tezat durumu kendi tabanına izah edemediğinizi devlet tarafına söylediğiniz zaman nasıl bir geri dönüş alıyorsunuz?
Biz devletle yaptığımız her görüşmede bunu gündem yapıyoruz. “Somut adım” derken biz bunları kastediyoruz zaten. Ve Cumhurbaşkanı dahil, Sayın Bahçeli dahil her görüşmede toplumun beklentilerini isim isim aktarıyoruz. “Yok” denilmiyor, “hayır” denilmiyor ama yani bir “evet” de yok, bir “tamam” da yok. İşte sıkıntı burada. Belki bir takvime ihtiyaç var. Bir programa ihtiyaç var. Oysaki yasa gerektirmeyen AİHM kararlarının uygulanması ve kayyımların kaldırılması gibi adımların hayata geçirilmesi siyasi iklimi yumuşatacağı gibi esas başlıkların da hızlanmasına vesile olabilir.
“Yasa için nisan ayı bir takvim olarak belirlendi ama mevcut gidişatta bu zor görünüyor”
“Gecikse bile Meclis kapanmadan somut yasal düzenlemenin mutlaka çıkması gerek”
-“İhtiyaç var” dediğinize göre devletle olan görüşmelerde belirlenen bir takvim yok ortada. Siz geçen hafta Med TV’de bu ay sonuna kadar (nisan sonu) kadar infaz yasasıyla ilgili gelişme beklediğinizi söylemiştiniz.
Görüşmenin ana çerçevesi belirlediğinde ve karşılıklı beklentilerin ifade edildiği bir zeminde, nisan ayı bir takvim olarak belirlendi evet. Bu anlamıyla nisan ya da mayıs başı diyebileceğimiz bir aralıkta somut kime adımların atılmasını bekliyoruz. Bizlerde bu sürecin takipçisiyiz. Ama mevcut gidişata bakınca nisan ayı bitmeden olması zor görünüyor. Mayıs da olabilir, haziran da olabilir ama Meclis kapanmadan illa ki olmalı. Meclis temmuzda kapanmadan somut yasal düzenlemenin çıkması gerek.
“Suriye meselesi sürece sert fren yaptırdı ama İran freni o kadar uzun olmadı”
-Yasal düzenlemenin hızla Meclis'ten çıkartılması gereğini aynı sizin gibi Devlet Bahçeli ve MHP’li kurmaylar da dile getiriyor. Keza kayyımlar konusunu Devlet Bey kaç kere özellikle Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in isimlerini vererek gündeme getirdi. Bu konularda Cumhuriyet Halk Partisi de başından beri destek veriyor. Aktörlerin pozisyonlarını böyle tek tek değerlendirdiğimizde net görünen işin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayına kaldığı. Bahçeli de aslında kamuoyu üzerinden ona mesaj veriyor gibi. Size göre Erdoğan neyi bekliyor? Bazılarına göre seçim hesapları yüzünden ağırdan alıyor. Bir de şimdi araya İran savaşı girdi. İran meselesinin hükümete daha da sert bir fren yaptırdığı gibi bir izleniminiz var mı?
Suriye sert fren yaptırdı, bunu söyleyebilirim. Halep’teki iki mahalleye geçen aralık ayında yapılan saldırılarla beraber bunu gördük. Suriye’deki gelişmeler Türkiye’deki sürecin önünde konuşlandırıldı. Yani Suriye bir fren yaptırdı ama İran freni o kadar uzun olmadı. Belki 15-20 gün izlenildi, analiz edildi. Fakat buradaki sürecin oraya da etki etmesi düşünülerek tekrar burası ilerlemeye başladı bana göre.
Hayatını kaybeden TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Ahmet Türk'ün MHP lideri Devlet Bahçeli'ye ziyareti
“Ankara muhtemelen İranlı Kürtlerin hamlesini izlemek için biraz bekledi”
-Bu yorumunuzu açmak için biraz detay hatırlatayım. ABD Başkanı Donald Trump çeşitli kereler İran Kürtleri üzerinden bir cephe arzusunu açıkça dile getirdi. Hatta geçen hafta onlara silah gönderdiklerini ancak onların protestoculara göndermek yerine silahları kendilerine sakladıklarını dahi söyledi. Ankara bu tür bir gelişme olacak mı diye mi “biraz bekledi” sizce?
Muhtemelen.
“Öcalan’ın İran konusunda net görüşleri var, ‘Kürtler artık hiç kimsenin koçbaşı olmayacak’ diyor”
-Bugün artık Ankara açısından o açıdan bir rahatlama olduğu mu anlaşılıyor?
Evet, evet. Aslında Kürtler Orta Doğu’da siyasal anlamda aktörler artık. Orta Doğu’nun her yerinde böyle. Kürtler özellikle Suriye’deki işgalle ve savaşla birlikte büyük acıları bir kez daha yaşadı ve gördü. Ama sonuçta Sayın Öcalan’ın devreye girmesiyle birlikte büyük bir katliamın önüne geçildi. Şimdi Sayın Öcalan’ın İran konusunda da net görüşleri ve düşünceleri var. Oraya ilişkin analizlerini her görüşmede ifade ediyor. Son görüşmede bir kez daha söyledi. “Kürtler hiç kimsenin koçbaşı olmayacak artık” dedi. Suriye için de “Büyük bir komplo var ve bu komploda Kürtlerin ölmesine, öldürülmesine, katledilmesine ben müsaade etmeyeceğim” demişti.
“Öcalan, Kürtlerin çözümü, yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle bulacağını düşünüyor”
“Suriye’de mutabakata rağmen sınır kapıları hâlâ kapalı, entegrasyon oturmadı”
“İleride Şam yönetimi muhtemelen böyle kalmayacak”
“Kürtlerin kazanımları konusu muhtemelen yeniden tartışmaya açılacak”
-Öcalan son görüşmenizde, Suriye’de Kürtler özelinde yaşananları yine “bir komplo” olarak değerlendirme gereği duyduysa, herhalde İran’la ilgili projeksiyonları Suriye deneyimi üzerinden yapıyor. O halde Öcalan PYD/YPG’ye yönelik olarak “Siz kendi haklılarınız ve özgürlüğünüz için direniyordunuz ama günün sonunda Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Koalisyonu geldi sizi silahlandırdı, kendi savaşında kullandı. Ama sizin kaderinizle ilgili bir noktaya gelindiğinde bırakıp gittiler” mi demiş oluyor. Yani hem Suriyeli hem de İranlı Kürtlere “Bir daha ABD ile sorgusuz sualsiz iş birliğine girmeyin” mi diyor?
Sayın Öcalan meseleyi kandırma ve kandırılma ekseninde okumuyor. Güç ilişkileri üzerinden değerlendiriyor. Bu güç ilişkilerinde halkların menfaatine olacak yollar arıyor. Ama yıllardır çözümün Kürtlerin kendi yaşadıkları ülkelerin başkentleri ve dinamikleriyle olabileceğini söylüyor. Kürtlerin entegrasyon süreci özellikle Suriye’de çok önemliydi. Bakın bir mutabakat imzalandı. Ben açıkçası bu mutabakatın yeterli olmadığını düşünüyorum ama yetersiz de olsa sonuçta bir anlaşmadır ve bu anlaşmaya uymak lazım. hâlâ birtakım sıkıntılar var orada. Örneğin sınır kapıları hâlâ kapalı, entegrasyon tam olarak oturmadı, başka bazı sıkıntıların olduğuna dair duyumlar var. Ama bütün bunlar bence karşılıklı diyalog ve müzakereyle aşılabilir. İleride, Şam hükümeti böyle kalmayacak muhtemelen, ileride değişecek. Ve bu değişimle birlikte “Kürtlerin oradaki kazanımların üzerine neler eklenebilir?” sorusu yeniden bir tartışmaya açılacak.
“PKK ve YPG’ de süreci dondurma değil ilerletme kararlılığı görüyorum”
-YPG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunun nasıl bir takvimle tamamlanacağı zaten muğlak. Öte yandan İran savaşı bölgedeki tüm aktörler açısından bir belirsizlik hattına neden oldu. Düne kadar istikrar adası görünen Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bile bir öngörülmezlik ve güvensizlik sarmalına girmişken, İran savaşı öncesinde silah bırakmayı taahhüt eden PKK ya da Suriye ordusuna entegre olmayı taahhüt eden YPG bu adımları derin dondurucuya atar mı birden?
PKK silah bırakmanın stratejik bir karar olduğunu tüm dünya kamuoyuna duyurdu. YPG de hem askeri hem de kurumsal olarak entegrasyon konusunda Şam ile görüşüyor. Böylesi bir tabloda dondurma değil aksine süreci ilerletme kararlılığı görüyorum. Daha fazla müzakere, diyalog ve güven verici adımlar ile bu kıymetli zemini güçlendirmeliyiz.
“Benim bildiğim tek şey var, silahlı mücadele devri kapandı, PKK bitti”
“Önümüzdeki dönem için yeni bir mücadele alanı var: Siyasi mücadele”
-Türkiye’de devlet tarafında böyle soru işaretleri var mıdır mesela?
Olabilir. Devletin böyle bir yaklaşımı olabilir. Ama PKK’nin ya da YPG’nin ne düşündüğüne dair benim bir bilgim yok. Önümüzdeki dönemlerde ne olur ne biter, bunun hesabını yapıyorlar mı? Ben bu soruların yanıtlarını bilemem. Ama bildiğim tek şey var; bir daha silahlı mücadeleye geri dönüş olmayacak. Ben bunu adada yaptığım görüşmelerden biliyorum. Sayın Öcalan’ın kendi ağzından ifade ettiği şey bu; “Silahlı mücadele devri bitti, kapandı. PKK bitti, PKK kapandı. Şimdi başka bir dönem. Yeni bir dönem başladı, yeni bir süreç başladı.” Siyasetle her şeyin çözüleceğine olan inanç ve bu konuda atılacak olan adımlarla birlikte yeni bir mücadele süreci bu. Hiçbir şey kolay olmayacak, olmuyor da zaten. Mücadele etmeden hiçbir şey elde edilmiyor. Biz bunu yıllardır zaten yaşıyoruz, görüyoruz, tanıyoruz. Bunun mağduruyuz. Ama önümüzdeki dönem açısından yeni bir mücadele alanı var bizim için. Ama Kürtlerin bu dönemde zihinsel olarak artık bunu kavraması lazım. Sadece Kürtlerin değil devletin de kavraması lazım. Silahlı mücadele dönemi bitti.
“Devletin elbette bir yasa taslağı vardır ama biz bunun içeriğini bilmiyoruz, bizim yanımızda konuşulmadı”
-Kandil de nihayetinde bunu kabul etti ancak oradaki üst yönetim kadrosu silahlı mücadeleyi sonlandırmanın doğal........© T24
