menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir: 19 Mart darbesi olmasaydı çözüm sürecinde elimiz daha rahat olurdu, toplumsal destek de daha yüksek olurdu

43 1
tuesday

Diğer

30 Aralık 2025

2025’in büyük bölümünü, çözüm sürecinin ne anlama geldiğini, nasıl ilerlediğini ya da tökezlediğini, tarafların hangi motivasyonlarla bu sürece girdiğini yorumlamaları için bu köşeye davet ettiğim konuklara benzer sorular sorarak geçirdim. Yılın son ‘Zor Konuşmaları’nda birkaç haftadır partisinin TBMM’deki komisyona sunduğu rapor nedeniyle kendisini eleştiri oklarının hedefinde bulan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir var. Kendi arzusuyla eleştirilere yanıt vermek ve partisinin pozisyonuna açıklık getirmek istemiş olması bana kalırsa kayda geçirilmesi gereken bir ayrıntı. Neredeyse tamamen Kürt sorununa ve çözümün parametrelerine odaklandığımız bu söyleşinin dün Yalova’daki IŞİD operasyonundan önce yapıldığını da belirtmem gerekiyor.

Murat Emir’i tartışmaların odağında bırakan partisinin raporunu Meclis Başkanlığı’na teslim ettikten hemen sonra gazetecilerin önünde kurduğu şu cümleler olmuştu: “Bizim raporumuzda ‘Umut Hakkı’na dönük herhangi bir atıf söz konusu değil ve bizim raporumuzda özellikle teröre bulaşmamış veya terör örgütü üyesi olmakla birlikte suç işlememiş terör örgütü üyelerinin Türkiye’ye dönüşü ile ilgili bir öneri de yok.” Yani aslında Emir, CHP’nin 66 sayfalık raporunun manşetini daha bizler okumadan kendiliğinden vermişti. Son bir sene içinde sürecin geldiği yer düşünüldüğünde, CHP’nin bundan sonraki aşamalar için bir söz söylemekten imtina etmiş olması elbette ki dikkat çeken bir konudur. Hele de bir sonraki seçimlerde iktidara geleceğine inanan ve mütemadiyen Kürt sorununun çözümü için aldığı tarihsel sorumluluğa atıf yapan bir parti açısından bu, samimiyetle tartışılması gereken bir ikilemdir.

Murat Emir ise eleştirilere eleştiriyle karşılık veriyor ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan mı elini taşın altına koymuş da biz koymamışız?” diye soruyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmeninden gelen aksi yöndeki tazyike rağmen “ilkesel bir suskunluk” içinde süreçle ilgili çalışmalara katılmaya devam ettiğini hatırlatıyor. Çözüm masasını Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere tutuklu CHP’lilerin tahliyesi için bir pazarlık masası olarak görmediklerinin ısrarla altını çiziyor. Ancak elbette ülkedeki hukuksuzluk ortamının süreci enfekte ettiğine ve işin inandırıcılığını sarstığına da dikkat çekiyor. Yeni anayasa masasına ancak hangi şartta oturabileceklerini ise şöyle özetliyor; anayasaya uyulur, AYM ve AİHM kararları uygulanırsa. Zira ona göre şu anda Türkiye’nin acil ihtiyacı yeni anayasa masası değil, anayasaya uyan bir hükümet!

-Komisyon’a CHP olarak sunduğunuz raporda, PKK’nın silahsızlandırılmasına dönük hiçbir yasal düzenleme önerisi olmaması siyasi rakipleriniz tarafından çok eleştirildi. Raporunuzda, Abdullah Öcalan’ın durumuyla özdeşleşen ‘umut hakkı’ düzenlemesi gibi hassas konular da yok. Gerçi ‘umut hakkı’ AKP’nin raporunda da yok ama CHP yine de daha çok eleştirildi. Asıl yapısal sorun ise belki de raporun çözüme yönelik spesifik bir çerçeve koymak yerine genel ve geniş bir demokratikleşme manifestosu halinde hazırlanmış olması sanıyorum. Bu tür bir hatta kaldığınız için de “Acaba CHP hangi komisyona üye verdiğinin farkında mı?” gibi sorulara maruz kaldınız.

Bu soruları son derece haksız buluyorum. Bunu soranlara şunu hatırlatmak isterim; bu komisyona giren herkes baştan komisyonun sadece barış değil aynı zamanda demokratikleşme ve hukuk devleti için toplandığını kabul etti ve bunun altına imza attık. Biz CHP olarak ilk gün ne söylüyorsak bugün de aynı şeyi söylüyoruz; böyle bir çalışmayı tek başına bir ‘eve dönüş yasası’nın çerçevesinin çizilmesine indirgeyemezsiniz. Sadece bir yasal düzenlemeyle bırakın barışı Türkiye’deki hiçbir sorunu çözemezsiniz. Bizim baktığımız yerden bu komisyon zaten ülkedeki demokratikleşme ve hukuk devleti ihtiyacına yanıt vermek için kurulan bir komisyondur.

Asıl onlar hangi komisyonda olduklarının farkındalar mı?

-Açıkçası iktidarın ilk kurgusunda bu söylediğiniz çerçeve yoktu ve komisyonun ismine ‘demokrasi’ sözcüğünün eklenmesi de muhalefetin ortak çabasıyla mümkün oldu. Ama tabii rapor CHP’nin parti olarak yaşadığı sorunlara da çok odaklanmış göründüğü için eleştiriliyorsunuz.

Tabii ki herkesin komisyondan ilk başta umduğu başka bir şey olabilir, hayalini kurduğu şey başka olabilir. Herkes kendince bir ‘komisyonunun amacı’ tarifi yapabilir. Ama sonuç olarak bütün partilerin oy birliği ile kabul ettiği ortak metne göre komisyonun kuruluş amacı toplumsal barış, demokratikleşme ve hukuk devletidir. O metne ‘hukuk devleti’ ve ‘demokrasi’ vurguları bizim ısrarımıza girmiş olabilir ama sonuç olarak diğer partilerin de bunun altında imzası var. Biz tarihsel bir tutarlık içerisinde, demokratikleşme ve hukuk devleti olmaksızın Türkiye’de barışın inşa edilemeyeceğini bu konuda da acilen atılması gereken adımlar olduğunu bu adımlar atılmadan barışın inşa edilemeyeceğini ısrarla söylüyoruz. Söylemeye de devam edeceğiz. Bugün “Bu komisyonun tek amacı bir eve dönüş yasasını bir şekilde hazırlayıp yasanın çerçevesini çizip çizmektir” deniyorsa bu aslında bunu söyleyenlerin hangi komisyonda olduklarını ve komisyonun olması gereken amacını kavrayamadıkları anlamına gelir. Asıl onlar hangi komisyonda olduklarının farkındalar mı? Sorulması gereken asıl soru budur.

-Elbette demokrasi olmadan hakiki bir toplumsal barışa ulaşılmaz ancak en azından silahların gömülmesi noktasında bazı pratik adımlar atılabilir gibi görünüyor. DEM Parti de ‘pozitif barış’ aşamasına geçilebilmesi için bir tür ‘eve dönüş yasası’nın şart olduğunu savunuyor mesela. İktidar iddiası olan bir partinin bu konuda hiçbir alternatif öneride bulunmuyor olması dikkat çeken.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendimizi AKP’nin, MHP’nin veya bir başka diğer partinin gündemiyle sınırlamak, oraya sıkıştırmak durumunda değiliz. Biz Türkiye’nin gerçek gündemi neyse ona dönük olarak bu komisyonun kimi adımları önermesi gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Bugün nasıl bir Türkiye’de bunları konuştuğumuzun da bir fotoğrafını çekmek lazım. Anayasası sürekli olarak çiğnenen, anayasası görmezden gelinen bir Türkiye. Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ısrarla uygulanmadığı bir Türkiye. Sürekli insanların siyaseten tutuklandığı bir Türkiye. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay gibi siyasi tutuklulukların cezaevinde yıllarca tutulduğu bir Türkiye. Terörle mücadele yasası üzerinden ifade özgürlüğünün insanların elinden alındığı bir Türkiye. Anayasadaki temel hak ve özgürlükleri birilerinin rahatça kullandığı ama diğerlerinin kullanamadığı bir Türkiye. ‘Sansür yasası’ dediğimiz dezenformasyon yasası üzerinden gazetecilerin baskı altında tutulduğu, Fatih Altaylı’nın, Enver Aysever’in tutuklandığı, işte en son Levent Gültekin ve Barış Terkoğlu’nun gözaltına alındığı bir Türkiye.

Şimdi böyle bir Türkiye’de bu sorunları görmezden gelerek, bunları yok sayarak toplumsal barışta samimi olduğunuzu göstermek imkânsız. Biz bu nedenle bu konuları önemsedik ve raporumuza koyduk. Bu raporlar sonuç olarak siyasi metinlerdir. Dolayısıyla bu raporların bu yönüyle geniş olmasında bir sorun yok. Tam tersine bu raporların, bir siyasi partinin Türkiye değerlendirmesini ve gelecek vizyonunu ortaya koyması bakımından geniş olması son derece önemli. O nedenle de komisyonun amacıyla uyumlu olan neredeyse tek rapor bizimki diyebilirim. Tabii burada özellikle Yeni Yol Grubu’nun raporunun da hakkını yememek lazım. Bunca hukuksuzluk, bunca haksızlık, bunca antidemokratik uygulama varken bunları görmezden gelen bir rapor eksiktir. O raporları bu eksiklerle yazanlar acaba hangi komisyonda olduklarının farkındalar mı gerçekten?

-Raporunuzda somut yasal düzenleme önerileri neden olmadığına ilişkin sorumu yanıtlamadınız yalnız. Bütün bu hukuksuzluklara dikkat çekerek yine de silah bırakan PKK’lıların topluma nasıl entegre edileceğine ilişkin kendi önerilerinizi neden yapamayasınız ki?

Bahsettiğimiz her konuda neredeyse somut yasa tekliflerimiz var bizim. Ve bunları da raporumuza koyduk. Mesela kayyım atamaları konusunda Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan hakimlere dönük olarak işletilecek rücu mekanizmalarının etkinleştirilmesi gibi önerilerimizi yaptık. Ama bir ‘eve dönüş yasası’ ile ilgili olarak somut bir öneride bulunulmadı evet. Aslına bakarsanız diğer partilerin de bu konuda somut önerilerde bulunmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu konuya değiniyorlar.

-Adalet Kalkınma Partisi’nin raporunda “müstakil ve geçici bir kanun” çıkartılması gereği ve bu kanunun nasıl uygulanabileceğine yönelik bir çerçeve var.

Lafı var içeriği yok. Değiniyorlar ama somutlaştırılmış bir öneriyle gelemiyorlar. Elbette ki son noktada buna karar verecek olan siyaset ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Ama bunun öncesinde böyle bir yasanın hazırlanması için biz sağlıklı bir başlangıç yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için de bütün verileri elinde toplayan Adalet Bakanlığı’nın bir taslak hazırlaması gerektiğini, belki de çok seçenekli taslaklar hazırlaması gerektiğini söylüyoruz. Yasal zeminin altyapısını sağlaması gereken ve bizde olmayan verilere sahip olan devlet kurumlarıdır bunu yapması gereken. Bu çalışmalar bizlerle paylaşılırsa tüm siyasi partilerin kendi yasal çalışmalarını yapması daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca devleti elinde tutan AKP’nin de dediğim gibi henüz somut teklifi yok. Onlar dahi böyle bir somut teklifte bulunmakta zorlanıyorlar çünkü son derece teknik ayrıntıları olan bir konudan bahsediyoruz. Şu anda cezaevlerinde hangi suçtan, kaç mahkûmun yattığını, hangi düzenleme yapılırsa kimlerin yararlanacağını, infaz düzenlemesinin kimleri nasıl etkileyeceğini bizim buradan söylememiz çok zor.

-Mesela ben gazeteci olarak AKP’nin taslağındaki bazı detaylara vakıfım çünkü birçok haber yapıldı. Bahsedilen toplam PKK’lı sayısı 18 binmiş, yasada suç istinatlarına göre tasnif öngörülüyormuş ve altı ay gibi dar bir başvuru penceresi sağlanacakmış… Bu tür bilgilere siz nasıl sahip değilsiniz?

E işte sizin saydığınız şeyler kadarı söyleniyor da bu kadar basit bir olaydan bahsetmiyoruz. Ayrıntıları çok mühim ve ziyadesiyle de teknik bir konu. Tüm boyutlarıyla detaylı biçimde ele alınması gerekiyor.

-İktidar bloğu, yani AKP ve MHP, isterlerse DEM Parti’yi de yanlarına alarak herhangi bir yasayı çıkartabilir aslında. Sizi de yasa hazırlığı zeminine çekmek istemelerinin sebebi, CHP olmadan bu tür bir yasayı toplum nezdinde meşrulaştırmalarını zor görmeleri mi sizce?

Öyle görünüyor.

-Bu tespiti doğru kabul ederek ilerlersek… Herhangi bir çözümün meşrulaşması noktasında CHP bu kadar önemli bir eşikte duruyorsa bu sizin elinizi sonsuz rahatlatmaz, aksine omuzlarınıza ağır bir sorumluluk yükler. Yanlış mı düşünüyorum?

Biz tarihsel sorumluluğumuzun farkındayız. Türkiye’nin kurucu partisi ve şu anda birinci parti olması dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin ayrı bir sorumluluğu olduğunu elbette ki biliyoruz. Bir tarihsel tutarlık içerisinde bu sorunun sadece güvenlik güçlerinin çabalarıyla bitmeyeceğini, aynı zamanda........

© T24