menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öcalan’ın ‘dil değişmeli’ vurgusu ‘Terörsüz Türkiye’yi de kapsıyor mu?

6 0
28.02.2026

Kürt meselesinin çözümünde şiddetin devreden çıkması üzerine örülen sürecin demokrasi ayağının zayıf kalması Kürtlerin ‘güven’ duygusunu aşındırırken iktidara, Cumhur İttifakı’na muhalif kesimler de ortak duyguda…

Abdullah Öcalan’ın ‘PKK kendini feshetmelidir’ çağrısının yıl dönümünde yaptığı yeni açıklama, ki yerin Ankara seçilmesi de raslantısal değil,  ‘demokrasiyi’ çok kez vurgulanması kaygılara bir yanıt olarak da okunabilir. Diğer yandan 27 Şubat 2025’ten sonra tek taraflı olarak hızlandırılan sürecin somut çıktılarını toplum henüz görebilmiş değil. TBMM Komisyonu Raporu’ndan çıkan tavsiyelerin hangi takvimle hayata geçirileceği de net değil. Çatışma çözümlerinde ‘güven artırıcı önlemler’ başlığı altına girebilecek, kayyımların görevlerini seçilmişlere bırakması, AYM ve AİHM kararlarına uyulması gibi yasal düzenlemeler ihtiyaç duymayan adımlar da ufukta görünmüyor.

Sürecin ‘negatif barışta’ tutulmak istenmesinin toplumsal maliyet üreteceğinin görülmemesi mümkün değil. Çünkü toplumsal rızaya, barışın toplumsallaşmasına dayanan süreçlerin daha güçlü olacağı kesin. Demokratikleşmeye dair adım atılmamasının sonuçları kimi kamuoyu araştırmalarına da yansıyor. Türkiye’nin seküler kenti İzmir merkezli ve İzmir odaklı Bayetav (Bir Arada Yaşarız Vakfı)’ın yaptığı Ocak ayı araştırmasına göre DEM Parti seçmenlerinde sürece destek geriliyor. Son üç ayda destek yüzde 90’dan yüzde 70’e gerilemiş durumda. Buna karşın Cumhur İttifakı seçmeninin yüzde 78’i süreci desteklerken CHP seçmeninde ise tablo değişiyor. Sürece destek yüzde 34’te kalıyor.

Toplumun karmaşık yapısına bir örnek de "Kürt meselesinin çözümünde güvenlik ve terörle mücadeleden önce hak ve özgürlüklere öncelik verilmelidir” ifadesine olan yaklaşım. Araştırmaya katılanların yüzde 63’ü bu ifadeye ‘katıldığını’ ifade ediyor. Ancak katılım 18-29 yaş grubunda yüzde 46’da kalarak genç kuşakta güvenlik hassasiyetinin daha güçlü işlediğine işaret ediyor.

İzmir odaklı araştırma dar olsa da bir veri.

Özellikle DEM Parti seçmenine ilişkin bulgu DEM’e de çok şey söylüyor. DEM’in ‘uyumlu’ parti görünümünün tabanda ‘inandırıcılık’ sorunu yaratması güçlü bir ihtimal.

Öcalan’ın tabandaki bu rahatsızlığı gördüğünü düşünüyorum. Öcalan DEM Parti’nin de gündeme getirdiği ama ‘siyasi tavır’ gerekçesi yapmadığı ‘Terörsüz Türkiye’ tanımlamasını da diplomatik bir dille eleştiriyor gibi:

“Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız.”

Öcalan’ın edilgen kiple dile getirdiği “dil değişmeli” vurgusunun muhatabı gizli özne olsa da kimi bakanların ve iktidara yakın medyanın üzerine alınması gerektiği zorlama bir yorum olmaz. Dil değişimi de ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vereceği bir mesaja bakar. Bu mümkün olacak mı, göreceğiz. “Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz” ifadesini sadece süreç bağlamında değil de geniş anlamda yorumladığımızda iktidar-muhalefet, vatandaş-devlet, bürokrasi-vatandaş ilişkisinin de değişmesi gerektiğini söylüyor olabilir Öcalan. Ez cümle bütün kapılar demokrasiye çıkıyor. Bunun sorumluluğunun sadece sürece yüklenemeyeceği de açık. Zira Kürt meselesi de bir sonuç.

 


© T24