menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin yeni ruh hali: Kırılgan ve yapay denge toplumu

28 28
02.02.2026

Diğer

02 Şubat 2026

Birbiriyle doğrudan bağlantılı ama farklı iki süreci birlikte yaşıyoruz: Terörsüz Türkiye ve Suriye… İki sürecin de aktörleri, dinamikleri, katmanları farklı elbette. Ama bir o kadar da iç içe yürüyen, sonuçları doğrudan birbirini etkileyecek ve değiştirecek iki süreç.

Toplum açısından Terörsüz Türkiye sürecinde güvensiz ve ikircikli beklenti yoğun ama olumsuz tepkiler düşük seyrediyordu. Kürtler ise Türklere kıyasla daha umutlu ama temkinli bir pozisyondaydı. Daha bir umutla bekledikleri ise Suriye’deki gelişmelerdi.

Derken, son üç haftada YPG büyük kayıplar vererek Kobani’ye ve çok dar bir bölgeye çekilmek zorunda kaldı. Yalnızca askeri değil siyasi olarak da zayıf bir pozisyona düştü.

Ve geçen hafta bir akşam, birdenbire sosyal medyada başka bir ritim ve ruh haline tanıklık etmeye başladık. Halep’ten, Kobani’den, sınır bölgelerinden görüntüler akıyordu ekrana. Yıkım, katliam görüntüleri, kayıplar, belirsizlik… Bir anda hangi bilgi doğru, hangi görüntü güncel, şaşırdık, afalladık. Ama asıl aynı haberleri okuyan, aynı görüntüleri izleyen milyonlarca insanın içinden geçen duyguların birbirinden bu kadar farklı olabileceğini o akşam bir kez daha yaşadık.

Zaman akışını kaydırdıkça, toplumun üç ayrı duygusal dilinin birbirine değmeden aktığını o akşam bir kez daha fark ettik.

Kürtlerin büyük bir kesimi yaşananları derin bir kayıp ve yalnızlık hissiyle yorumluyor ve feryat ediyordu. Türklerin bir kesiminde milliyetçi duygular kabarıyor, neredeyse ırkçı ve nefret dili baskın mesajlar akıyordu. Bir başka kesim ise siyasi öfkesinden beslenen, yaşananlara yalnızca Türkiye’deki iktidar karşıtlığı ve yandaşlığı pozisyonundan bakarak yazıyordu. Kimse kimseyle konuşmuyor, herkes kendi sesinden ve duygusundan daha da şehvete kapılıyor, kendinden farklı yorum yapanlara öfke kusuyordu.

Bir gece önce sosyal medyada birbirine çok öfkeli, çok uzak görünen o insanlar ertesi sabah sokakta yan yana yürüdüler, aynı iş yerlerinde çalıştılar. Aynı simitçiden alışveriş yapıp, aynı durakta otobüs beklediler. Fiziksel mesafe yoktu, ama duygusal mesafe belirgindi. O hafta sonu tanıklık ettiğimiz ruh halinin, Türkiye’nin son yıllardaki toplumsal dönüşümünü en açık biçimde gösteren anlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Kürtlerde derin bir kırgınlık, Türklerin bir bölümünde güçlenen bir milliyetçilik, siyaseten iktidara tepki duyan kesimlerde sertleşen bir öfke… Aynı ülkenin yurttaşları, aynı görüntülere bakarak, aynı haberleri okuyarak tamamen farklı duygu ve tepki biçimleri geliştirdi.

O gece ve sonrasına bakınca şu kanaatim daha da netleşti: Türkiye bir arada yaşıyor ama birlikte yaşamıyor.

Bu, gürültülü bir kopuş değil, yavaş ve sessiz bir uzaklaşma hali. Apartman tarlalarında yaşamlar ortak ve benzer ama duygular ortaklığını kaybetti. Gündelik yaşam giderek birbirine benzeşiyor belki ama zihin dünyaları birbirinden uzaklaşıyor.

Bana kalırsa, bir sosyal medya gecesi toplumun yeni mimarisini görünür kıldı bir kez daha. Yakın bedenler, uzak gönüller. Bu yazıdaki meramım açılım süreci, Kürt meselesi değil, “o gece” gözlediğimiz toplumsal ruh hali ve davranış biçimini analiz etmek.

Veri Enstitüsü’nün bu köşede de yer verdiğim “Türkiye’nin Değişen Yüzü” ve “Türkiye’nin Trendleri” araştırmalarının bulguları bu gözlemi sayılarla doğruluyor. Toplumda güven azalıyor, birlikte hissetme alanı daralıyor. Kutuplaşma artık bağırarak değil, konuşmayarak yaşanıyor. Birbirimize karşı dilsizleşiyoruz, sağırlaşıyoruz.

Türkiye uzun bir süredir ekonomik krizler, siyasal gerilimler, kültürel tartışmalar içinde yol arıyor. Ancak bugün daha derin bir dönüşüm yaşıyoruz. Ekonomik göstergelerin, siyasal sloganların ya da anlık gündemlerin ötesinde, toplumun dokusu değişiyor.

Bugünün Türkiye’sini anlamak için geleneksel ve sosyo-ekonomik gelişmişlik katmanlarına dayanan piramit metaforu yetmiyor. Elimizdeki veriler, anlatılar, davranış kalıpları ve ruh hali Türkiye’yi bambaşka bir şekle sokuyor: Asimetrik, devrilmiş bir kum saati. Bu yeni toplumsal formu anlamadan siyaseti de demokrasiyi de seçmen davranışını da kutuplaşmayı da eksik okuyor olabiliriz.

Türkiye’nin Trendleri araştırmasının en sarsıcı bulgusu, toplum da artık kendini bir piramit üzerinden görmüyor. Toplumun yüzde 77’si orta sınıfın yok olduğunu, yüzde 69’u kişisel ekonomik geleceğinden kaygı duyduğunu söylüyor.

Bu yalnızca ekonomik bir gösterge değil, toplumun psikolojik haritasının........

© T24