menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toplum değişiyor, siyaset aynı kalıyor: Sosyal demokrasi bundan sonra ne yapmalı?

36 0
yesterday

Butlan kararıyla başlayan CHP’deki siyasi ve yönetsel kriz üçüncü haftasını geride bıraktı. Kılıçdaroğlu ekibinin tercihleri, iktidarın açık veya örtük müdahaleleriyle mesele giderek trajikomik bir hale dönüyor. Bazı TV kanallarının ajitasyonuyla konu CHP’nin bölünmesi veya kapatılmasına kadar da gidebilir.

Fakat ilk günden itibaren aktörler üzerinden değil meselenin üreteceği sonuçlar, taşıdığı anlam bakımından olaylara bakmaya çalışıyorum. Elbette güncelin ve aktörlerin üzerinden tartışmanın hem gerekli hem de şehvetli bir yanı var. Öte yandan asıl mesele, “toplumun ne yaşadığı”, “Türkiye’nin nasıl değiştiği”, “sosyal demokrasinin bu değişimi anlayıp bir cevap üretip, üretemeyeceği” ve daha da derinde Cumhuriyet’in yeni referanslarının, yeni toplumsal uzlaşmanın ilkelerinin neler olabileceği…

İki hafta önceki ilk yazıda, CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan kararı, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar ve son dönemde yaşanan gelişmelerin yalnızca CHP’nin iç meselesi olarak okunamayacağını savunmuştum. Çünkü mesele bir yandan CHP’nin kendi gerilimleri, liderlik mücadeleleri ve kurumsal sorunlarıyla ilgili olsa da daha derinde Türkiye’de siyasal rekabetin kuralları, devlet-toplum ilişkisi ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının hangi referanslar üzerine kurulacağıyla ilgiliydi.

Geçen haftaki ikinci yazıda ise toplumun bütün bu yaşananları nasıl okuduğunu anlamaya çalıştım. Araştırmalar gösteriyordu ki toplumun önemli bir bölümü yaşananları hukuki değil siyasi görüyor ve meseleyi yalnızca CHP’nin sorunu olarak değerlendirmiyor. İnsanlar aslında devletin nasıl işlediğini, kuralların kime göre uygulandığını ve kendi geleceklerini tartışıyorlar.

Ama aynı toplum henüz güven veren bir alternatifin ortaya çıktığına da ikna olmuş değil. Bu nedenle artık soru yalnızca CHP’nin ne yapacağı değil, Türkiye’de siyasetin bu güven krizine nasıl cevap vereceği.

Çünkü yaşananlar yalnızca bir seçim daha kazanabilmek için iktidarı muhalefeti biçimleme çabası değil. AK Parti iktidarıyla geçen yirmi dört yıl yalnızca iktidarın giderek merkezileşmesinin ve otoriterleşmesinin hikâyesinden ibaret de değil. Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin, toplumun, yurttaşlığın, temsilin ve siyaset yapma biçimlerinin dönüşümünün de hikayesi.

Toplum değişiyor, siyaset aynı kalıyor

Şimdi üçüncü haftanın analizinde üçüncü soruya geliyoruz, bütün bunlar yaşanırken muhalefet ne yapmalı?

Bugün hem iktidar hem muhalefet eski siyaset alışkanlıklarıyla hareket ediyor. İktidar hâlâ toplumu güvenlik ve beka ekseninde tanımlıyor. Muhalefet ise iktidarın yanlışlarını göstermenin kendiliğinden toplumsal destek üreteceğini varsayıyor.

Oysa araştırmaların da gösterdiği gibi toplum ne yalnızca iktidarın anlattığı hikâyeye inanıyor ne de muhalefete bütünüyle teslim oluyor. İnsanlar giderek daha fazla kendi hayatlarından hareketle siyaset okuyor. Mahkemelere kendi adalet duygusu üzerinden, ekonomiye çocuğunun geleceği üzerinden bakıyor.

Bu nedenle siyasetin önündeki mesele artık yalnızca seçmenin parti tercihini değiştirmek değil. Toplumun yeniden güvenebileceği bir gelecek duygusu üretebilmek.

Belki de mesele burada düğümleniyor. Türkiye değişiyor, beklentiler değişiyor. Tarih sosyal demokrasiye bir kez daha aynı soruyu soruyor: “Bu değişimi anlayabilecek misin?”

Savunmak yetmez ama zorunludur

Yaşananlar karşısında CHP’nin ve muhalefetin yalnızca bugüne itirazı yeterli değil. Ama yalnızca geleceğin hikayesini anlatarak toplumu ikna etmesi de mümkün değil.

Çünkü ortada somut bir siyasal mücadele alanı var. Kararnameler ve yasal düzenlemelerle merkeziyetçilik güçlendirilirken özellikle de yerel yönetimlerin alanı daraltılıyor. Seçilmiş belediye başkanları görevlerinden........

© T24