menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaşadığını bilmeyenler öldüğünü duyarlar, hepsi bu kadar

12 5
10.02.2026

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

10 Şubat 2026

Bülent Akyürek

“Üzülme, öleceğiz sonunda, her şey düzelecek.”

Bugün, Bülent Akyürek'i toprağa veriyoruz. Herkes çağrılınca yürüyüp gidecek, aslında bunu söylüyoruz. Türk edebiyatının en sivri, en özgün ve belki de en yalnız kalemlerinden biri, 57 yaşında kansere yenik düştü. Tabutunu aşıklar taşısınlar! Ölüm haberi, onu gerçekten tanıyanlar için derin bir kayıp, "yaşadığından haberi olmayanlar" içinse sadece bir sosyal medya bildirimi oldu. Her ölüm haberinde olduğu gibi. O tam da bu ikiliğin, bu görünmezliğin yazarıydı. Bu görünmezliğin bize göstermediği daha nice şairler, yazalar, varlar da varlar gibi. İnsan işte böyle, kimi havada uçarken kanadından olur, kimi de bir kafeste kendini ordan oraya vura vura yorulur. Hayatı ve eserleri, konformizme karşı açılmış uzun soluklu bir savaşın manifestosuydu. Kendi el yazısıyla yazdığı “Ölürsem Vasiyetimdir” başlıklı kendisine ait olduğu iddia edilen bu notu paylaşanlar bu metni bile göz ucuyla okuyup paylaşmış olacaklar ki, bir kimse dahi son satırlarını yüklenecek fedakarlığı gösteremediler. Burcu sizin, varsa borçu bizim olsun o zaman, talibiz biz borçlarını ödemeye. Ölünce işte böyle badem gözlü oluruz, ama hayattayken herkesin oymak istediği gözlerdir de aynı zamanda onlar. Ölüm haberleri benim hiç içimi parçalamaz. “Şeb-i arus” diyoruz , anlayana. Vasiyetimi çok genç yaşta yazmam gerektiğinde “dünya malı dünyada kalır” diye sadece üç cümle yazmış biri olduğum için belki de. Her şey burada kalır, gelirse bizimle yalnız haysiyetimiz gelir diye sadece ve duyabilirsek paniklemeyip yerin kulağına fısıldanan telkini, herkes payını alacak, borcumuz da yok çok şükür, gerisinden zaten bize ne. O üç cümleden birkaçı şöyle: Telkinimi Beşir Ayvazoğlu verecek, yıkayıp kefenlemesi Şule’den. Gerisi? Gerisini geride kalanlar düşünsün. Bize bu kadar düşündüğümüz yeter. Diyordu ki: “Bittiğin yerde başlamak, başladığın yerde bitmek… İnsanoğlunun en büyük sınavı.” Başladığı yerde bitti, dediği yere geldi.

2012’de Konya Kitap Fuarı’da hemen bitişiğindeki stantdaydım. Neredeyse yan yanayız. Kılığının kıyafetinin içinde kırk kilo ya var ya yok bir adam. Tanıdım tanıyalı onu hiçbir zaman lüksle temas ettiğini görmedim hiç. O güne kadar her karşılaşmamızda “Merhaba, merhaba” o kadar. O gün bir sorun vardı ama. Yüzü asık, canı sıkkın, o kadar ki oturduğu yerde yalnız. Zaman zaman canı yanıyormuş gibi yüzüne yansıyan bir ifade. Ben de sıkıntılı bir tipimdir oldum olası. Sıkıntılı şeyler de bağıra bağıra çağırır sanki beni. Şöyle bir bakınırken kitaplarını aldım elime, “bir sıkıntı mı var” diye soracağım da nasıl soracağım derken öylece kalakaldım biraz geride. Üst üste giyinmiş de giyinmiş. Hava soğuk ama o kadar da değil ki. Durdum seyrediyorum, gördü beni. El etti, “Baksana bir?” Yanına gittim. “Niye öyle bakıyorsun?” Dedi. Harıl harıl yazarım, ama pek konuşkan değilim. Birçok insan gibi içi heyelan görüntüsü sakin biriyim. Derken birden “Senin için ne yapabilir?” Dedim. “Hayatta kalsan kafi” dedi. “Üşüyor gibisin?” Dedim. “Rahatsızım biraz” dedi. Bazı süreçleri kendimden bildiğim için sorduğum soruya verdiği yanıtı değiştirsin diye ısrar etmedim bir daha. Aşırı anemi ilerledikçe lösemi kaçınılmaz bir şeydi. O da kaçan biri değildi ama. Dert seviyordu, çileci. Ben de dert sevenlerdendim, fırsatları, koşulları başkalarının insafına bırakmadım ama hiç. Yazının insana ekmek yedirmeyen bir iş olduğunu bildiğim için hep kendi işimi yaptım, yazıdan kazanacağım vardıysa bile oradan gelecek hiçbir şeyin beni aldatmasına da izin vermedim. Asla tek kuruş almam yazı karşılığında, ölene kadar da bu böyle olacak. Kendi yazdığım yazının karşılığını aldığımda bile, bir başkasının yolunu kesiyormuşum gibi hissettim çünkü hep. Saçma mı? Değil aslında. Herkes böyle yaşayamaz ki ama. Yaşayamazlar doğru. Benim olan ne varsa yarısı bir başkasının diye düşünerek hep, ortaya koydum onu orda. Gerekliydi, gerekli olduğunu ben de biliyordum o da. Ama ne dilese bu kardeşinden olabilecekken zamana bırakmayı tercih etti. Neden? Biz, önce dünyanın tersini görenler, düzlüğe çıkınca da “bir ters bir düz” gideceğini her şeyin öğrenmişizdir bir şekilde. Aslında sorun belki de karşıt görüşlü olmakla ilgiliydi. Bilemiyorum. Bilmesem daha iyi. Belki de Bülent ağabey yoluna böyle devam etmek........

© T24