menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dayanmaya devam edin

34 0
31.05.2026

Taşkent'te bir arkadaşım ile buluşup Semerkant ve Buhara'ya gideceğiz çöl sıcakları bastırmadan. Özbekistan Havayolları'nın kontuarı İstanbul Havalimanı'nın en sonunda, bayağı bir uzak. Bakına izleye yürüyorum. Avrupa kentlerine uçacaklar, Uzak Doğu'ya gidecekler, ABD kentleri vb. kuyruklar var ama öyle uzayıp gitmiyor. Sonuna geldiğimde nihayet sağda Özbekistan'ın kontuarını görüyorum. O da ne, sol taraf mahşer alanı gibi; havaalanının en kalabalık kontuarı. O sırada yaşlıca, sırtına çuval gibi bir şey atmış bir adam gelip “İran İran” diye soruyor, işaret ediyorum tam karşında diye.

O mahşeri kalabalık Tahran yolcusu. Uzun saçlı gençler, kadınlar, gencecik başı açık kızlar bombalanan ülkelerine gidebilmek için kuyruğa girmişler. Gözlerimden sicim gibi yaşlar akıyor… 

Geçtiğimiz hafta yaşadığım bu görüntü benim için sanki bir “kırılma” anı oldu, yaşadığım topluma dair içimde derin bir kırgınlık yarattı; bencil, menfaat odaklı, sahte milliyetçi, bu topraklardan gitmeye alabildiğine meraklı bu toplum ile bağlarım koptu sanki. 

Oysa mesele coğrafya değil, bu coğrafyanın (dünya) nasıl işlediğini anlamak. Depremlerle, yoklukla, savaşlar ile, evlatlar ile, virüsler ile düşündürülmeye çalışılıyoruz. 

Daha ne olsun? Göktaşı falan mı çarpsın sarsılmamız, BENCİLLİKTEN ÇIKMAMIZ, varlık sorumluluğumuzu almamız için? 

Bu ruh hâli ile gittiğim Özbekistan biraz moralimi düzeltti. Yemyeşil, tertemiz bir dünya yaratmışlar. Taşkent NY'a benzemiş; ortada devasa parklar, ağaçlarla donatılmış caddeler, gökdelenler, AVM'ler, birbirinden şık lokantalar, kafeler…

Özbekistan yatay mimari ile yaratılmış, çoğu evler tek katlı ama Türk inşaat şirketleri bu yatay cennetten dikey cehenneme geçiriyorlar şimdilerde; harıl harıl bir betonlaşma…

Son derece dindar olmalarına rağmen devlet dairelerinde başörtüsü (sarı saç ve manikür de yasak, Rus kadınlara benzememek için) ve namaz yasak. Camiler küçücük ve alçak olduğu için pek görülmüyor, ses isteyenin duyacağı şekilde ayarlanmış, haramdan çok korkuyorlar.

Tanıştığım bir Komünist Parti üyesi “Elhamdülillah komünistim, bizde haram olmaz” diyor.

Siyaset konuşulmuyor, yan masanın casus olma ihtimaline karşı yorum bile yapılmıyor, toplanmak yasak. Mutlu ve huzurlu olmak zorunlu yani. 

Bu zorunlu mutluluktan sonra moralimi asıl düzelten ise Edgar Morin oldu. Öldüğü için değil elbet, ölmeden önce pompaladığı umut için, “Umut bir olasılık değil, imkândır, dayanın, her an bir şey olabilir” diyerek. 

Aydınlanma Çağı'nın son varisi kabul edilen düşünür, sosyolog, antropolog, direnişçi, aktivist Edgar Morin geçtiğimiz günlerde 104 yaşında öldü. Kendisinden 40 yaş küçük Marakeşli karısı Sabah Abuesselam'ın dediğine göre huzur içinde gitmiş. 

Edgar Morin 103 yaşında ilk romanını........

© T24