Bir kültür, bir dergi ve bir dönem üzerine: Fransız kültürü ve bana/bize kazandırdıkları
Çocukluğumu da anlattığım Bir Ömürden Seçilmiş Tablolor adlı kitabımda (Remzi Kitabevi, 2019) bahsetmişimdir. İzmir’de doğdum ve orada büyüdüm. Ama ana-babam sonunda beni kültürün de başkenti olan İstanbul’a getirmeye karar verdiler. Benim daha sonra dünyaya gelen iki kız kardeşim de olmuştu. Hep çok sevegeldiğim Ayla ve Ayşe...Buna karşılık, annemin iki kız kardeşi (yani iki teyzem; Fethiye ve Huriye) o talihe erişememiş, ana-babalığın keyfine varamamıştı.
Bir zamanlar tüm aile ve bendeniz
Ve böylece ben daha ilk okulun son sınıflarında iken, o İstanbul göçü gerçekleşti. Dönem gereği, Fransız kültürü tüm kente, hatta tüm dünyaya egemendi. Böylece Galatasaray Lisesi’ne daha ilkokul üçüncü sınıftan başladım. Özel dersle ve bir özelliğim olan dilbilgisi kolaylığımla, bir sınav verdim. Sonra da elbette liseye geçtim: bugün hala Beyoğlu’ndaki yerinde olan Galatasaray Lisesi’ne... Böylece artık Fransız kültürü benim hayatıma egemen olan unsurlardan biri olmuştu. Belki sonrasında birçok alanda da kendini göstererek: özellikle Paris’i en sevdiğim ve en çok gidip geldiğim dünya kenti yaparak... Bu dili sonradan bir dönemde yaptığım tercüman-rehberlikte kullanarak... Elbette İngilizceyi de çok iyi öğrendim, İtalyancaya biraz yanaştım, hatta Almancayı da biraz denedim. Onda hiç başarılı olamadımsa da!..
Bir bayramda Galatasaray'lıar bir arada
Ve işte bir yaşam boyu dillerle olan ilişkim böylesine sürdü. Eşimin Notre Dame De Sion’da aynı kültürü alması... Oğlum Gökhan’ın Galatasaray’da okuması. Kızım Ece’nin de o dala uzanması... Benim ömrümün çok farklı dönemlerinde ve yine çok değişik nedenlerle Paris’e gidip bazen uzun zaman kalmam... Ki birinde bu bir buçuk yıla yakın sürmüştü. Ne yazık ki artık benim için ‘seyahat mevsimi’ sona ermiş gözüküyor. Bırakınız Paris’i, ülkemde bile uzak yerlere pek gidemiyorum. Ne diyeyim, “Allah bana da uzun ömür versin” demekten başka!..
Dorsay yakın dostlarından olduğu eşsiz kültür ve tarih insanı; ölümüyle hepimize büyük keder veren İlber Ortaylı ile.
Ama işte, şimdilerde bambaşka bir yenilik var. O da bir derginin çok uzun zamandır yayında olması ve yayınıyla bu kültürün dünya çapındaki –deyim yerindeyse- postacısı olması. Aujourd’hui La Turquie... Günümüzde Türkiye çok uzun zamandır yayınlanıyor. Son nüshasında “Joyeux Anniversaire- Neşeli Yıldönümü” deniyor ve tam 21. yılı kutlanıyor. Az zaman mı?
Üstelik bu dergi tüm dünyaya uzanıyor. Baş sayfada yazıyor: gittiği ülkeler (onların verdiği sırayla) İstanbul, Paris, Ankara, Geneve (Cenevre), İzmir, Bruxelles (Brüksel), Bodrum, Montreal... Az yer mi? Ve başında çok değerli insanlar var. Şöyle bir bakalım... Genel Yayın Yönetmeni: Dr. Hüseyin Latif. Gerçi asıl yayın köşesinde Hossein Latif Dizadji yazıyor ama!.. Onun yanı başında gerçek bir Lady olan (ki Fransızca’sıyla Madame mı desem?) Mireille Sadege var. Benim bazen Mireille d’Arc veya Mireille Mathieu diye dalga geçtiğim!.. Ama gayet iyi çalışan...
Dorsay yıllar önce Paris'te yakın zamanda vefat eden dostu Günay Ezer'le birlikte
Ancak bu kadarı yetmez. Dergide Fransız, Francofone veya Türk olan öylesine değerli isimler var ki... Kimi devamlı yazan; kimileri güncelliği izleyen... Dr. Olivier Buirette; Michael Emami, Elsa Malkoun; Samia Boudghene-Stambouli, Gisele Durero-Köseoğlu... Ya da Türk imzalar: Eren M. Paykal, Ali Türek, Meliha Serbes, Dr. Gözde Kurt-Yılmaz, Derya Adıgüzel; Sırma Parman... Ki bu imzalara Simruğ Bahadır’ı eklemek şart. Çünkü ayda bir bize o günlerin en iyi filmlerini öylesine ayrıntılı biçimde yazıyor ki... En sonuncusu çok ilgi gören Hamnet olmak üzere...
Bu arada bir büyük ilişki daha... Mart 2026 sayısında dergi İstanbul’daki Fransız Enstitüsü’nün 80. yılını kutluyor.
Ve yöneticisi Valentin Rodriguez’e teşekkür ediyor. Bütün dünyayı dolaştıktan sonra İstanbul’a gelip yerleşen ve bundan çok mutlu gözüken Mösyö Rodriguez, bizim için şöyle diyor: “İstanbul büyüleyici bir şehir. Türkiye’de profesyonel kültür girişimleri, gerçek bir sanat sahnesi, zengin bir kitap dünyası ve Fransız okulları var. Yalnızca geçen yıl 350 bin kişiyi davet edip ağırladık.”
İşte böyle… Bu derginin, bu kültürün ve bu birikimin kıymetini bilelim...
