menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir binanın ayakta kalması neye bağlıdır?

8 0
yesterday

Faiz-nas

Nas’la menedilen hangi faiz? Bu sorunun yanıtını okuyucuya bırakıyorum.

Bir binayı ayakta tutan kolonlar ve perdelerdir. Bunların önemini binlerce insanımızı kaybettiğimiz depremlerde gördük.

TCMB başkan yardımcısı Prof. Dr. Cevdet Akçay göreve başlarken ekonomide önemli parametreler arasındaki ilişkilerin koptuğunu söylemişti. Bu çok önemli bir tespitti. İnsanlar faiz oranı takıntılı oldukları ve yeterli iktisat teorisi bilgisine sahip olmadıkları için bu uyarıyı algılamadılar, ciddiye almadılar. 

3 Nisan günlü Oksijen’de Özge Öner aynı konuyu inceleyen bir yazı yayımladı. Özge beğendiğim bir genç iktisatçı, ve benden 60 yıl sonra Cambridge Üniversitesinde, bir farkla ki, ben öğrenciydim, o profesörlüğe gidiyor. Öncesinde de bir de İsveç dönemi var. Özetle ülkemizdeki ekonomi politikasına, IMF, Dünya Bankası şablonundan bağımsız olarak yön verebilecek değerli iktisatçılarımız var.

Dövizin fiyatı

Kur nedir? Yabancı para biriminin TL cinsinden fiyatıdır. Bize TL cinsinden fiyatlanan yerli ürünlerin, yabancı paralara çevrildiğinde ucuz mu, pahalı mı olduğunu gösterir. TCMB izlediği kontrollu kambiyo politikasıyla yabancı paraların TL cinsinden tutarının yükselmemesi için bu paraların değerinin artmasını önlüyor. İhracat sektörü, özellikle katma değeri yüksek olmayan, fiyatlama gücü zayıf tekstil ve giyim endüstrisi bundan zarar görüyor, çünkü ürünleri o fiyattan dış pazarlarda talep bulamıyor.

Fiyat: Bilgi

Bu noktada Özge’nin yazısında vurguladığı, fiyatın önemli bir bilgi kaynağı olma özelliğine değineceğim. Gündelik yaşama dönelim. Bugün İstanbul’da Bebek, Nişantaşı, Taksim gibi semtlerde İşPark’ın yani İBB’ye bağlı olarak halka hizmet sunan kuruluşun belirlediği otopark ücreti saati 120Tl. Bebek’e gittiğinizde İş Park’ a ayrılan yerler genellikle dolu olduğunda valelerin “araçların düzgün park edilmesinde yardımcı olarak” verdiği hizmetin saati 500 TL üstünde. 

Dün Etiler’de bir yan sokakta yemeğe gittik, çıkınca vale 350 TL dedi, 500 de diyebilirdi, sakallıydı, onun sözü geçer. Neden dediğimde müdüriyet kararı dedi, müdüriyet ise yemek yediğim lokanta. Yine Etiler’de bir lokanta kahvaltı veriyor, otopark ücreti içinde, yanındaki kebapçının önündeki vale 500, aracınızı 100 metre ileride bir evin bahçesine bıraktığınızda bekleyen çocuk için ne verseniz kabul, bir de dua alıyorsunuz. Bu organize olmayan hizmet sektörünün özelikleri. Bir başka meslektaşın, Öner Günçavdı kulakları çınlasın.

Özge fiyatın en önemli özelliğini, bilgi kaynağı olmasını vurgulamış. 3 Nisan tarihli, Oksijen gazetesinde yayınlanan yazısını okursanız, iktisat teorisinde tarih boyunca yapılmış katkılarla konunun gelişmesini görebilirsiniz. Benim de üzerinde durmak istediğim bu. Yen’in, Çin yuanının, Euro’nun değeri, bu ülkelerin ekonomi politikasını, endüstri politikasını, rekabet anlayışını yansıtır.

Fiyat ve algı

Bugün döviz kuru, yani dolar veya Euro'nun, yenin fiyatı, yapılacak yatırımın maliyetini, kaynak tahsisini etkileyecektir. Bu sadece piyasada belirlenen, merkez bankalarının faiz etkilediği kur bakımından değil, onunla etkileşen, bireysel satın alma karalarının arkasındaki fiyat algısı bakımından da önemlidir. Aynı zamanda paranın fiyatı, yani döviz kuru, merkez bankalarının izlediği para politikası ve o paraya olan talep tarafından belirlenmektedir. Yani kur deyip geçtiğimiz sayılar, aslında önemli mesajlar vermektedir.

Faiz-risk

Birkaç yıldır TCMB ‘den günlük bankalara ve dolayısıyla ekonominin tümüne uygulanacak faiz oranını belirlemesini bekliyoruz. Bu, TCMB’nin ekonominin taşıdığı riskleri ilan etmesi demek. Yani ey yatırımcı ben para otoritesi olarak Türkiye ekonomisini şu kadar riskli görüyorum, sen de hesaplarını ona göre yap, yatırımlarını bu vade içinde geri ödemeyen işlere yapma.

Ama iş bu kadar basit değil. Bu kurala, yani TCMB’nin ilan ettiği faiz oranına bakarak hareket edenler, bununla yetinmiyor. TCMB, para otoritesi olarak aynı zamanda 1.6 trilyon dolarlık bir oyun alanını düzenliyor. Riskler önemli, ama kazançlar da o boyutta önemli. Konuya böyle baktığımızda, çeşitli değişkenlerin etkisi altında, çoklu bir yarış alanı görüyoruz. Bunlar, belirsizlik karşısında tüccarın enflasyondan vurgunla çıkma yarışı; bireyin borçlanarak koruma yarışı, yabancıların ve yerlilerin Türkiye’de düşük faizle borçlandıkları TL’leri, düşük kurla dövize çevirdikten sonra yine Türkiye’ye getirerek para kazanmalarının yolu olan carry trade’den kazançlı çıkma yarışı kur politikası başlığı altında tasarlanabilecek birçok örnekten bazılarıdır.

Geçmiş yıllarda ülkemizde uygulanan politika setini bunların arasında bulabilirsiniz. Nisbi fiyatlar, ki TL’nin yabancı paralar ve hatta altın, gümüş, bakır, titanyum, buğday, petrol, v.s.ye kadar çok çeşitli “emtea” cinsinden fiyatı, bu yarışın yönlendiricisidir. Merkez bankalarının kur politikasını oluştururken izlediği yol haritasını belirleyen, bu verilerdir.

Binayı veya bu durumda ekonomiyi ayakta tutan kolonlar

Yazıya bir binayı ayakta tutan kolonlar ve perdelerdir diyerek başladık ve Dr. Cevdet Akçay’ın göreve başlarken yaptığı ekonominin temelleri bozuk tespitini hatırladık. Bu tespiti, ülke ekonomisinde nisbi fiyat ilişkilerinin bozulduğunu ekleyerek, önce temelin düzeltilmesi gerektiğini hatırlattık.

2001, Kemal Derviş Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı benzer sorunlar içinde yazılmıştı. Hatta hukuk düzeni bu kadar bozulmamıştı; tek adam yönetimi olmadığı için hesap bedinaraverebilirlik daha sağlıklıydı. Mali yapıyı yaralayan sadece bütçe dışı fonlardı. Bugünün dünden tek farkı, bu kez bütçe açığının o gün olduğu kadar dramatik olmamasıdır. Zaten onun için TCMB de Maliye Bakanlığı da rahat soluklanabilmektedir. 2001’de önemli bir dış açık vardı. ABD yönetiminin, Dünya Bankası sisteminin hem ekonomi bilgisine, hem dürüstlüğüne güvendiği Dr. Kemal Derviş, Ecevit-Yılmaz-Bahçeli üçlüsü tarafından ekonominin patronu görevine getirilirken, beraberinde yalnız bu dış açığı kapatacak finansmanı değil, daha önemli olarak, o dış açığa neden olan “governance” “dürüst-hesap veren-saydamlık” yönetim paketini de getirdi.

Governance açığı

Bugün öyle bir dış açık yok. Maazallah, bir de o olsaydı, herhalde çoktan dükkanı kapatmıştık. Ama bugün çok önemli bir governance açığı var. Ne dürüstlükten, ne saydamlıktan, ne hesap verebilirlikten söz etmek mümkün değil. Tersine, devletin tek yöneticisinin sıfır sorumluluk taşıdığı, yaptığı hiçbir şeyin hesabını sormanın mümkün olmadığı, zaten böyle bir şey yapmağa, yani hesap sormağa kalkması söz konusu olan TBMM’nin artık, milletvekili sıfatı taşıyan birtakım kişilerin böyle bir şey yapmağa kalkışması olası değil.

Yazının burasında, böyle bir tabloya bakarak siz ne görüyorsunuz? 2001’deki gibi bir organizasyon olabilir mi? Yani o zaman Kemal Derviş vardı, bugün onun adı Mehmet Şimşek, ondan önce damat Berat Albayrak’tı. İkisinin de gücü, Cumhurbaşkanının imzalayacağı bir kararname kadar. Albayrak damat olmanın üstünlüğünü kullanarak, işi böyle bir kararnameden önce bir mesajla bitirme cüretini gösterdi. Şimşek’in gözü kulağı, telefonunda olmalı.

Fiyat kavramı ciddiyetini yitirdi mi?

İş neredeyse artık şakaya döndü. Hiçbir fiyat şaşırtmıyor. İstanbul’da yaşadığımız semtte yeni yapılan, 1+1, yani iki odalı dairelerin kirası 130-180 bin arasındaymış. Böyle bir kirayı ödeyebilmek için o ailenin aylık kazancının 400.000-600.000 arasında olması gerekli. Çocukları varsa onların eğitim bedeli bir milyon TL’nin altında değil. Gıda fiyatlarına girmeyeceğim, sadece yazının konusu olan nisbi fiyatlar kavramını hatırlatmakla yetineceğim.

Nisbi fiyatlar konusunun ürün fiyatlaması kavramıyla ilişkisine zaman zaman değiniyorum. Bir başka yazıda onun algılamayla, bireyin satın alma kararıyla ilişkisine değineceğim. 

Bugün sizi nisbi fiyatlar kavramıyla baş başa bırakırken, 23 Nisan bayramımızı kutluyorum. Yüce Atatürk ne büyükmüş ki, 23 Nisan 1920’de TBMM’ni açmış ve bugünü ülkenin geleceği demek olan çocuklara armağan var etmiş. Ve ne anlamlı tezattır ki bugünün yönetimi, o TBMM’yi görevsiz hale getirdi.

Tarihimizde ilk Meclis 1877’de günün padişahı Abdülhamid tarafından açılmış, bir yıl sonra yine aynı padişah tarafından, Osmanlı Rus savaşı bahane gösterilerek tatil edilmiştir. Bugün Meclis tatil edilmedi, ama denetim görevi yapan meclis de yok; sadece merkezi bütçeden 27 milyar TL ücret alan 550 milletvekili var. 

İlginç, değil mi?


© T24