Savaş çıksa, büyük afet gelse, gerçekten hazır mıyız?
📜 Soğuk Savaş'tan Kalan Bir Hayalet Kurum
İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş döneminde tüm dünyada devletler, halkı korumak için güçlü sivil savunma sistemleri kurdu. Cephe gerisinde yangınları söndürmek, enkazı kaldırmak, casusluğa karşı koymak ve halkın moralini ayakta tutmak... Bunlar, bir ülkenin savaşta cephesiyle birlikte çökmeye karşı durmasını sağlayan vazgeçilmez unsurlardı.
Avrupa'da bu sistem zamanla evrim geçirdi. 'Sivil Savunma' yerini daha geniş kapsamlı 'Sivil Koruma' anlayışına bıraktı; artık yalnızca savaş değil, her türlü afet ve kriz bu şemsiye altında yönetilir hale geldi.
Türkiye ise bu evrimi yaşayamadı. Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı'na bağlı olduğu için teknik bir kurum olmaktan çıkıp; siyasi atamaların dönemin şartlarına göre şekillendirdiği, etkisiz bir bürokratik yapıya dönüştü. Uzman kadro yerine idari atamalar... Ve sonuç?
"1999 Kocaeli depreminde sivil savunma ve kılavuzluk sistemi tümüyle enkazın altında kaldı."
17.000'den fazla insanı yutan o karanlık gecenin faturası ağır oldu. Ama zihniyetin değiştiğini söylemek bugün hâlâ mümkün değil.
1999 sonrasında yapılan kurumsal düzenlemeler köklü bir zihniyet değişikliği getirmedi. Kurum aynı anlayışla yeniden yapılandırıldı. Bugün hâlâ pek çok kamu kuruluşu, teftiş cezası yememek için rafta tozlanmak üzere sivil savunma planları hazırlıyor.
Sivil savunma memuru ve uzmanı kadroları şeklen tutuluyor. İşlevleri? Neredeyse yok. Kağıt üzerinde var olan, gerçekte hayalet olan bir kurum tablosuyla karşı karşıyayız.
💬 Neden kapatılmıyor bu kurum?
Söylentilere göre Silahlı Kuvvetler, "savaşta seferberlik görevleri var" gerekçesiyle bu yapının kapatılmasını istemiyor. Gerekçe makul görünse de sonuç ortada: ne savaşa hazır bir kurum var, ne de afete...
⚠️ Gerçek Soru: Savaş Çıksa Ne Olur?
Allah göstermesin, yarın topyekûn bir savaşa girsek cephe arkamız gerçekten dolu mu?
Mevcut arama-kurtarma STK'ları ve gönüllü ekipler değerlidir — ama bunların görevi sivil savunmayla aynı mı? Hayır. Enkaz kaldırmak sivil savunmanın yalnızca bir parçası. Peki ya:
Düşman casuslarına ve dezenformasyona karşı toplumsal direniş?
Uzun süreli kentsel çatışmada halk moralinin ayakta tutulması?
Yangın, saldırı, kimyasal tehdit gibi çoklu krizlere koordineli müdahale?
Altyapı çöktüğünde temel hizmetlerin sürdürülmesi?
Bu sorulara bugün için tatmin edici bir yanıt vermek mümkün değil. Ve en ürkütücüsü: bu meseleyi kimse kamuoyuna taşımıyor.
🌍 Dünyaya Bakınca: Fark Ne Kadar Büyük?
💡 Ne Yapılmalı? 5 Acil Öneri
Sorun büyük ama çözümsüz değil. İşte atılması gereken somut adımlar:
Sivil Savunma → Sivil Koruma: Modern, teknik ve operasyonel bir kurum kurulmalı; eski anlayış çöpe atılmalı.
Görev Ayrımı: İşin askeri boyutu Milli Savunma Bakanlığı'na, sivil boyutu bağımsız bir sivil koruma otoritesine bırakılmalı.
İtfaiye Odaklı Sistem: Arama Kurtarma Birlikleri gibi paralel yapılar kurmak yerine yerel itfaiye teşkilatları güçlendirilmeli ve her şeyin merkezine alınmalı.
CERT Modeli Gönüllülük: Her vatandaşın temel afet, yangın, ilk yardım ve toplumsal kriz eğitimi almasını sağlayan kapsamlı bir gönüllü sistemi hayata geçirilmeli.
Kapsamlı Kapasite: 'Sivil savunma = enkaz kaldırma' yanılgısından çıkılmalı. Yangın, terör, dezenformasyon, psikolojik destek — hepsi bu sistemin parçası olmalı.
"İyiliği denize at; balık bilmezse Halik bilir."
Bu uyarılar, tanıdık siyasetçisi, partisi ya da cemaati olan biri tarafından söylenmediği için belki gündem olmayacak. Ama doğruları tarihe not etmek bir sorumluluktur. Türkiye'nin sivil güvenlik boşluğu kapatılmayı bekliyor. Vakit, beklemek için yok.
